13 Kasım 2009 Cuma
FossurGama Sunar: Kendimi Köpek Sanıyorum Doktor Bey
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesi. Parmaklıkların arkasında hatırı sayılır bir kalabalık toplanmış, elleri ağızlarında şaşkın mı şaşkın, şebelek gibi olan biteni izliyorlar. Diğer tarafta ise işler daha karışık. Kendini köpek sanan iki hasta ters dönüp götlerini bitiştirmek suretiyle cinsel ilişkiye girmişler. Tepelerine üşüşmüş hasta bakıcıların biri su döküyor, biri tekmeliyor, bir başkası "Allah belanızı versin," diye bağırıyor, falan filan. Fakat deliler her türlü baskıya göğüs girip ellerini yüzlerine siper ederek o muhteşem anın tadını çıkarmaya çalışıyorlar.
12 Mart 2009 Perşembe
FossurGama Sunar: Anlış Şeysiler: Hoppalaa!
Beşiktaş tribünleri ayakta. Uğultular kulakları sağır ediyor. Kapalı başlıyor tezahürata. Binlerce ağızdan gökyüzüne yükseliyor o muhteşem ses: “Siyaaah!
Ve karşılık geliyor diğer taraftan: “Saarıııı!”
Anında susuyor herkes. Çıt çıkmıyor stadda. Oyun da duruyor.
Ne kapalı anlayabiliyor bunu, ne de açık bölümde aynı anda aynı hatayı yapan on bin kişi.
Sadece birbirlerine bakınıyorlar aval aval!
Ve karşılık geliyor diğer taraftan: “Saarıııı!”
Anında susuyor herkes. Çıt çıkmıyor stadda. Oyun da duruyor.
Ne kapalı anlayabiliyor bunu, ne de açık bölümde aynı anda aynı hatayı yapan on bin kişi.
Sadece birbirlerine bakınıyorlar aval aval!
FossurGama Sunar: Ortopedik Mortopedik
Ameliyattayız. Doçent Hakan Irak, özenle kestiği yerden kırık diz kapağını ayırmaya çalışıyor. Yardımcısı Sevtap ve hemşire Tülin de bacağı tutup, deriyi kaldırarak yardımcı oluyorlar ona. Kemik pensin ucunda dışarı çıkıyor.
“Lütfen tutar mısınız Sevtap hanım,” diyerek yardımcısına uzatıyor Hakan bey. Ve Sevtap kemiği eline alır almaz da var gücüyle bağırıyor. “Laaadeees!”
“Ay!” diyerek kırık diz kapağını savurup atıyor elinden Sevtap doktor. “Hay Allah yaaa! Vallahi de billahi de unutmuşum. Ha ha ha!”
Kemik duvara çarpıp yerde yuvarlanırken onlar kakara kikiri gülmeye devam ediyorlar.
“Lütfen tutar mısınız Sevtap hanım,” diyerek yardımcısına uzatıyor Hakan bey. Ve Sevtap kemiği eline alır almaz da var gücüyle bağırıyor. “Laaadeees!”
“Ay!” diyerek kırık diz kapağını savurup atıyor elinden Sevtap doktor. “Hay Allah yaaa! Vallahi de billahi de unutmuşum. Ha ha ha!”
Kemik duvara çarpıp yerde yuvarlanırken onlar kakara kikiri gülmeye devam ediyorlar.
FossurGama Sunar: Bir Şey!
Belinden üçüncü kez hamle yaptıktan sonra sıkıntıyla suratını buruşturup karısına bakıyor Necati. “Hayatım,” diyor. “Girmiyor. Bir şey var…”
“Aaaa, tüh,” diye elini alnına vuruyor Tülin. “Bugün şey yaptım da, içerde unutmuşum şeyi. Hay Allah! Kafa işte…”
“Aaaa, tüh,” diye elini alnına vuruyor Tülin. “Bugün şey yaptım da, içerde unutmuşum şeyi. Hay Allah! Kafa işte…”
FossurGama Sunar: Yukarıdan Gelen
Kalabalığın akışında durmuş, ağızlarından soluklar saçarak birbirine bakan bir çift var. “Bırak yakamı, bıraak! Yeter artık be!” diye çığlık atıyor kadın. Ve “Ulan, seni yaşatmam lan, öldürürüm lan seni, Allahıma öldürürüm,” diyor adam. Kalabalık haşırt, diye açılıyor iki taraftan da. Elinde ucu açık bir çakı tutuyor adam ve pörtleyen gözlerindeki öfke, ortaya koyduğu tehdidi gerçekleştirmeye oldukça yakın olduğunu gösteriyor.
O sırada, ansızın bir koyun iniyor yanlarına.
Bir koyun!
Meliyor ve çifte bakıyor huzur dolu bir suratla.
Orada, olaya bir şekilde şahit olmuş herkes bakışlarını gökyüzüne kaldırıyor, ardından tekrar koyuna indiriyor ve bu işte çok büyük bir yanlışlık olduğunu düşünüyorlar. Hem de çok!
O sırada, ansızın bir koyun iniyor yanlarına.
Bir koyun!
Meliyor ve çifte bakıyor huzur dolu bir suratla.
Orada, olaya bir şekilde şahit olmuş herkes bakışlarını gökyüzüne kaldırıyor, ardından tekrar koyuna indiriyor ve bu işte çok büyük bir yanlışlık olduğunu düşünüyorlar. Hem de çok!
FossurGama Sunar: Anlık Şeysiler: Fal
Kadınların toplandığı bir salon canlandırın gözünüzde. Yaşlıca bir kadın, elinde bir kahve fincanı, dikkatle bakıp, gördüğü dedikoduları aktarıyor pastaları, çörekleri ağızlarına tıkıştırmış merakla kendisini dinleyen kadınlara. Evet, yanlış duymadınız, geleceği değil, mahalleden dedikoduları!
Ha ha!
Ha ha!
FossurGama Sunar: Kızı Alacak
Aşağıda en az iki yüz kişi toplanmış, var güçleriyle bağırıyorlar. “Bu kızı alacaz başka yolu yok!” Yumruklar havada, sokak hıncahınç dolu. Bazı esnaf kepenklerini indirmiş, çekilmiş ortalıktan
Az sonra bir başka slogan başlıyor. “Büyük Ayten kızını Cemal’e Ver!”
Perdeyi az aralamış bakan adam Peri’nin babası Hasan bey. Salonun kuytularında, ortalıktan yokolmak istercesine büzüşmüş ağlayan karısı Ayten’e dönüp, “Eşşeoğlueşşeğin de ne arkadaşı varmış be,” diyor. “Bir şeyler yapmak lazım hanım. Bu işi bırakacakları yok. Konu komşuya rezil olduk. Versek mi acaba kızı?”
Bir şey demiyor. Gözlerini kapatıp, koltuğa çökerek ağlamaya devam ediyor Ayten hanım…
Az sonra bir başka slogan başlıyor. “Büyük Ayten kızını Cemal’e Ver!”
Perdeyi az aralamış bakan adam Peri’nin babası Hasan bey. Salonun kuytularında, ortalıktan yokolmak istercesine büzüşmüş ağlayan karısı Ayten’e dönüp, “Eşşeoğlueşşeğin de ne arkadaşı varmış be,” diyor. “Bir şeyler yapmak lazım hanım. Bu işi bırakacakları yok. Konu komşuya rezil olduk. Versek mi acaba kızı?”
Bir şey demiyor. Gözlerini kapatıp, koltuğa çökerek ağlamaya devam ediyor Ayten hanım…
02 Şubat 2009 Pazartesi
FossurGama Sunar: Tiyatro
Shakespeare’in Macbeth’ini oynayan bir özel tiyatro! Hem de Üsküdar'da!
Duyduğu şaşkınlığın itici gücüyle bileti alıp içeri dalan Murat Ak, hayal kırıklığına batmış buruşuk suratıyla oyunu izliyordu. Tam da tahmin ettiği gibiydi her şey. Malca bir amatörlük paçalarından akıyordu oyuncuların. O bir yana, içeriye doluşan güruh da bir garipti. Aralarında fısıldaşıp duruyorlar, ikide bir dışarı çıkıp çıkıp tekrar dönüyorlardı yerlerine. Sadece bunlar mı? Daha da bir sürü dangalaklık. Bu ne cüretti ama. Tiyatro mezunu oldukları bile tartışılacak bir sürü salağın Shakespeare oynamaya soyunması. İnanılacak gibi değil!
Bunları düşünüp, oradan bir an önce kaçmamak için kendini zorlarken birden bir şeyler değişiverdi.
Önce zil çaldı dışarıda. Hafifçe. Ardından da telaş geldi. İçeriye bir sürü insan doluştu. Işıkların seviyesi azaldı.
Ve oyuncular bir çırpıda soyunup, birbirlerine yumuldular şapır şupur.
!!!
Şimdi anlamıştı olan biteni. Tiyatro oyununda araya parça alıyordu herifler!
Duyduğu şaşkınlığın itici gücüyle bileti alıp içeri dalan Murat Ak, hayal kırıklığına batmış buruşuk suratıyla oyunu izliyordu. Tam da tahmin ettiği gibiydi her şey. Malca bir amatörlük paçalarından akıyordu oyuncuların. O bir yana, içeriye doluşan güruh da bir garipti. Aralarında fısıldaşıp duruyorlar, ikide bir dışarı çıkıp çıkıp tekrar dönüyorlardı yerlerine. Sadece bunlar mı? Daha da bir sürü dangalaklık. Bu ne cüretti ama. Tiyatro mezunu oldukları bile tartışılacak bir sürü salağın Shakespeare oynamaya soyunması. İnanılacak gibi değil!
Bunları düşünüp, oradan bir an önce kaçmamak için kendini zorlarken birden bir şeyler değişiverdi.
Önce zil çaldı dışarıda. Hafifçe. Ardından da telaş geldi. İçeriye bir sürü insan doluştu. Işıkların seviyesi azaldı.
Ve oyuncular bir çırpıda soyunup, birbirlerine yumuldular şapır şupur.
!!!
Şimdi anlamıştı olan biteni. Tiyatro oyununda araya parça alıyordu herifler!
FossurGama Sunar: Ulan!
Deli gibi anırıyordu çocuk. Taş çatlasa on dokuz yaşındaydı daha. Damarları yüzüne yürümüş, acıdan her yanı kasılmıştı. Başına çökmüş kel herif, saçından yakalayarak çırpınmasını engellerken bir diğeri, fırça saçlı, kalın kaşlı, yaşlı bir tip, copu götüne kaydırmış kanırtıyor, bir yandan da ağza alınmadık küfürleri sıralıyordu. O esnada birden durdu. Copu şlop, diye çıkarıp mosmor olan suratıyla ayağa dikildi yavaşça. Karşısında tere batmış, gözleri yarı kapanmış delikanlıya dikkatle bakarak “Ulan, sen benim oğlumsun lan!” dedi.
Götünde yan yana duran iki beni daha yeni görmüştü!
Götünde yan yana duran iki beni daha yeni görmüştü!
22 Ocak 2009 Perşembe
Fossurgayan Diyaloglar
“Yüzbaşım yüzbaşım, dışarda 300 kişi toplanmış, sizi soruyorlar.”
“O tabur salak, içtimaya çıkmışlar, yıkıl karşımdan!”
“Yılan kafesine düşünce hemen elimdeki suyu içmeye başladım ama yine de ısırdı orospu çocuğu.”
“Oğlum o laflara ne inanıyon sen. Kaçacaktın hemen.”
“Bakar mısın küçük, Konur sokağa nasıl gidebiliriz?”
“41°22′11.89 enlemi ve 36°12′13.47 boylamında amcacım.”
“Biliyor musun Ali. Süper güçlerim olsa karımı dövmeyi bırakırdım. Evet, kesinlikle yapardım bunu.”
“Doktor bey, bu bizim işimiz değil ki, kafatasının içinde sadece bağırsak var hastanın.”
“Doğru, dahiliyeye gönderelim kendisini de, benim merak ettiğim, götünde ne var bu adamın?”
“O tabur salak, içtimaya çıkmışlar, yıkıl karşımdan!”
“Yılan kafesine düşünce hemen elimdeki suyu içmeye başladım ama yine de ısırdı orospu çocuğu.”
“Oğlum o laflara ne inanıyon sen. Kaçacaktın hemen.”
“Bakar mısın küçük, Konur sokağa nasıl gidebiliriz?”
“41°22′11.89 enlemi ve 36°12′13.47 boylamında amcacım.”
“Biliyor musun Ali. Süper güçlerim olsa karımı dövmeyi bırakırdım. Evet, kesinlikle yapardım bunu.”
“Doktor bey, bu bizim işimiz değil ki, kafatasının içinde sadece bağırsak var hastanın.”
“Doğru, dahiliyeye gönderelim kendisini de, benim merak ettiğim, götünde ne var bu adamın?”
21 Ocak 2009 Çarşamba
FossurGama Sunar: Nerede Bu Adam?
Saçı başı dağılmış, telaş içinde odadan fırlayıp sekretere baktı adam.
“Onur bey kayboldu!”
“Nasıl yani?” diye sordu Hülya Selin, elindeki gazeteyi bırakıp. Psikiyatrist Onur Abilik için çalışıyordu dört yıldır ve ruhsal sorunlara sahip insanlarla çalışırken laflarını ciddiye alıp telaşlanmak için fazlasıyla sebep olduğunu bilirdi. Hızla yerinden çıkarken, gözlerini pörtletmiş onlara bakan diğer hastalarla yakınlarını paniğe sevketmemek için sesini kısarak ekledi. “Kayboldu ne demek?”
“Bilmiyorum. Galiba bilinçaltımda kayboldu.”
“Saçmalamayın beyefendi,” diyerek hızla odaya yöneldi Hülya Selin. “Buradadır. Onur beey!”
Sesine cevap gelmemesi bir yana oda da boştu. Yine de her tarafı fıldır fıldır taradı. Saldırmış olabilir miydi bu adam doktora?
“İnanmıyor musunuz bana?” diye bağırdı hasta hafif sinirlenerek. “Yok işte. Kayboldu birden. Kafamda duyuyorum çığlıklarını. Bakın bağırıyor! Küfrediyor. Ama ben sokmadım ki onu. Kendisi araştırmak istedi bilinçaltımı.”
Pencereyi açıp aşağıya bakan Hülya Selin eli ayağı boşanmış bir halde dönüp hastaya baktı. Ne düşüneceğini ne yapacağını bilemiyordu şimdi. Karışmıştı birden kafası. Çok saçmaydı bu. Çok saçma! Evet. Çok saçmaydı…
“Onur bey kayboldu!”
“Nasıl yani?” diye sordu Hülya Selin, elindeki gazeteyi bırakıp. Psikiyatrist Onur Abilik için çalışıyordu dört yıldır ve ruhsal sorunlara sahip insanlarla çalışırken laflarını ciddiye alıp telaşlanmak için fazlasıyla sebep olduğunu bilirdi. Hızla yerinden çıkarken, gözlerini pörtletmiş onlara bakan diğer hastalarla yakınlarını paniğe sevketmemek için sesini kısarak ekledi. “Kayboldu ne demek?”
“Bilmiyorum. Galiba bilinçaltımda kayboldu.”
“Saçmalamayın beyefendi,” diyerek hızla odaya yöneldi Hülya Selin. “Buradadır. Onur beey!”
Sesine cevap gelmemesi bir yana oda da boştu. Yine de her tarafı fıldır fıldır taradı. Saldırmış olabilir miydi bu adam doktora?
“İnanmıyor musunuz bana?” diye bağırdı hasta hafif sinirlenerek. “Yok işte. Kayboldu birden. Kafamda duyuyorum çığlıklarını. Bakın bağırıyor! Küfrediyor. Ama ben sokmadım ki onu. Kendisi araştırmak istedi bilinçaltımı.”
Pencereyi açıp aşağıya bakan Hülya Selin eli ayağı boşanmış bir halde dönüp hastaya baktı. Ne düşüneceğini ne yapacağını bilemiyordu şimdi. Karışmıştı birden kafası. Çok saçmaydı bu. Çok saçma! Evet. Çok saçmaydı…
FossurGama Sunar: Hacker
Almanya’dan bir iş için iki günlüğüne gelmişti Taylan. Toplantıları, görüşmeleri bitirdikten sonra lise arkadaşı Mesut’la buluşup yemeğe gittiler, güzelce hoşbeş ettikten sonra ikisi de gece yaşantısından pek hazzetmedikleri için eve döndüler. Evin hanımı Serap’ın getirdiği kahveleri yudumlarlarken Mesut kumandayı eline alıp televizyonu açtı. Bir haber programıydı. Çok önemli bir memleket meselesini tartışmak üzere, bir astrolog, bir türbanlı kadın, bir köşe yazarı, bir de eski milletvekili çıkarmışlardı. Bir süre dinlediler ama işin doğrusu Mesut hiçbir şey anlayamamıştı. Gereksiz bir tartışma dönerken, konuklar ve telefonla canlı yayına bağlananlar alenen saçma sapan konuşuyorlardı.
“Ne bu yaa, olaylara bu kadar sığ mı bakılıyor artık bu ülkede?” diye sordu Mesut’a.
Mesut da sanki bu soruyu bekliyormuş gibi sıkıntıyla döndü cevap vermek üzere ama tam da o sırada bir şeyler oldu.
Taylan olan biteni nasıl tanımlayabileceğini bilmiyordu. Yüreği ağzında, yüzü acıyla buruşmuş izlerken elleri kanapenin kolluğuna geçmişti. Canlı yayında birden bir herif belirmişti. Evet, iri yarı bir herif. Elindeki elektrikli testereyi havaya kaldırıp gülerek ilerlemiş ve önce programın sunucusunu katletmiş, sonra stüdyoda diğer konukları kovalamaya ve yakaladığı yerde de doğramaya devam etmişti. Ekrana kanlar sıçrarken midesi bulanan, eli ayağı kesilen Taylan gözlerini kapattı. Bayılacak gibi olmuştu.
Tam da o anda elini tutup ona sarıldı Mesut.
“Yok bir şey oğlum,” dedi. “Sakin ol.”
“Nasıl yok yaa, görmüyor musun? Bu ne!” diye bağırdı Taylan.
“Abicim,” dedi Mesut. “Yeni bir hacker türedi. Televizyon virüsü bulmuş pezevenk. Programları böyle piç ediyor.”
“Ya konuklar? Hepsi öldü!”
“Yok be yaa, sadece televizyon görüntüsünde ölüyorlar. Domuz gibiler, merak etme.”
İçeri giren Serap, “Ay yine mi hacker çıktı?” diye sordu.
“Ama ama,” diyordu hâlâ Taylan. “Canlı yayında nasıl olabilir!!!!!”
“Ne bu yaa, olaylara bu kadar sığ mı bakılıyor artık bu ülkede?” diye sordu Mesut’a.
Mesut da sanki bu soruyu bekliyormuş gibi sıkıntıyla döndü cevap vermek üzere ama tam da o sırada bir şeyler oldu.
Taylan olan biteni nasıl tanımlayabileceğini bilmiyordu. Yüreği ağzında, yüzü acıyla buruşmuş izlerken elleri kanapenin kolluğuna geçmişti. Canlı yayında birden bir herif belirmişti. Evet, iri yarı bir herif. Elindeki elektrikli testereyi havaya kaldırıp gülerek ilerlemiş ve önce programın sunucusunu katletmiş, sonra stüdyoda diğer konukları kovalamaya ve yakaladığı yerde de doğramaya devam etmişti. Ekrana kanlar sıçrarken midesi bulanan, eli ayağı kesilen Taylan gözlerini kapattı. Bayılacak gibi olmuştu.
Tam da o anda elini tutup ona sarıldı Mesut.
“Yok bir şey oğlum,” dedi. “Sakin ol.”
“Nasıl yok yaa, görmüyor musun? Bu ne!” diye bağırdı Taylan.
“Abicim,” dedi Mesut. “Yeni bir hacker türedi. Televizyon virüsü bulmuş pezevenk. Programları böyle piç ediyor.”
“Ya konuklar? Hepsi öldü!”
“Yok be yaa, sadece televizyon görüntüsünde ölüyorlar. Domuz gibiler, merak etme.”
İçeri giren Serap, “Ay yine mi hacker çıktı?” diye sordu.
“Ama ama,” diyordu hâlâ Taylan. “Canlı yayında nasıl olabilir!!!!!”
20 Ocak 2009 Salı
FossurGayan Diyaloglar
“Arkadaşım. Dönerciler adam çeksin diye havalandırmadan kokuyu dışarı veriyor doğru. Ama senin tuvaletçi olarak bunu yapman hangi anlayışa sığıyor? Yazık değil mi yanındaki dükkanlarda çalışanlara!”
“Olur mu abicim. Kokuyu duyan geliyor işte. Müşterim ikiye katlandı sen hâlâ ne diyosun.”
“Aaa!”
“Nooldu?”
“Nüfus cüzdanınızın sağ alt köşesinde ben var. Biz kardeşiz!”
“Ben yakayım mı sigaranızı, uzun süredir öylece bekliyosunuz.”
“Yok şimdi yıldırım düşecek, zahmet etmeyin.”
“Lütfen beyefendi, ameliyatta sigara içemezsiniz!”
“Genel anestezi yapsaydınız o zaman yavşak. Zaten stres yapmışım, bi de sigara içemeyecekmişim…”
“Pardon, köpekle girmek yasak!”
“Aaa karıma köpek diyor. Gerizekalıya bak! Ben de seni buradan kovdurmazsam...”
“Şey, yanlış anladınız, özür dilerim, kürklü falan, bi de ufak tefek olunca zannettim ki...”
“Sağır dilsizsin diye beni duymazlıktan gelmeye hakkın yok, tamam mı!”
“Noel Baba. O sırtındaki hediyeler var ya.”
“Evet oğlum.”
“Hepsi kıçına girsin!”
“Bunun dinle falan ne ilgisi var kızım? Kot pantalonun üstüne jartiyer giymen saçma bi şey, onu diyorum.”
“Evinizde tilki var.”
“Biliyoruz, kapan kurduk mutfağa, bugün yarın yakalanır.”
“Olur mu abicim. Kokuyu duyan geliyor işte. Müşterim ikiye katlandı sen hâlâ ne diyosun.”
“Aaa!”
“Nooldu?”
“Nüfus cüzdanınızın sağ alt köşesinde ben var. Biz kardeşiz!”
“Ben yakayım mı sigaranızı, uzun süredir öylece bekliyosunuz.”
“Yok şimdi yıldırım düşecek, zahmet etmeyin.”
“Lütfen beyefendi, ameliyatta sigara içemezsiniz!”
“Genel anestezi yapsaydınız o zaman yavşak. Zaten stres yapmışım, bi de sigara içemeyecekmişim…”
“Pardon, köpekle girmek yasak!”
“Aaa karıma köpek diyor. Gerizekalıya bak! Ben de seni buradan kovdurmazsam...”
“Şey, yanlış anladınız, özür dilerim, kürklü falan, bi de ufak tefek olunca zannettim ki...”
“Sağır dilsizsin diye beni duymazlıktan gelmeye hakkın yok, tamam mı!”
“Noel Baba. O sırtındaki hediyeler var ya.”
“Evet oğlum.”
“Hepsi kıçına girsin!”
“Bunun dinle falan ne ilgisi var kızım? Kot pantalonun üstüne jartiyer giymen saçma bi şey, onu diyorum.”
“Evinizde tilki var.”
“Biliyoruz, kapan kurduk mutfağa, bugün yarın yakalanır.”
FossurGama Sunar: Neyin Peşinde Bu?
Kemal, camın diğer tarafında tıpış tıpış önünden geçen o kediyi görünce yemeğini falan bırakıp ayağa kalkmıştı. Sevgilisi nereye diye sormuş, o da hiç arkasına dönmeden, hemen geliyorum hayatım diyip dışarı atmıştı kendini. Allahtan gördü yine onu. Kuyruğu havada binanın arka tarafına dolaşıyordu işte. Fazla ses çıkarmamaya gayret ederek, ayaklarının ucunda oraya seğirtti Kemal. Başını uzattığında kafasındaki sorular bir anda yere çakılıp binlerce parçaya ayrıldı. Manzara apaçık anlatıyordu her şeyi. Kafasını sağa doğru en az on kere sallayacaktı kedi ve anca ondan sonra yemeye başlayacaktı otu.
Demek karnı ağrıyordu zavallının.
Demek sevmiyordu bitki yemeyi ama hastalığı yüzünden mecburdu.
Ve demek, o yüzden lokantadan aşırıp oraya kadar taşımıştı tuzluğu!
Demek karnı ağrıyordu zavallının.
Demek sevmiyordu bitki yemeyi ama hastalığı yüzünden mecburdu.
Ve demek, o yüzden lokantadan aşırıp oraya kadar taşımıştı tuzluğu!
09 Ocak 2009 Cuma
FossurGama Sunar: Tıkırtı
Kapı hafifçe gıcırdayarak açıldı. Gece bire yaklaşıyordu saat. “Baba, baba,” diye fısıldadı bir ses. Karanlıkta yataklarında doğrulduğu belli oldu birilerinin. Işık açıldı. Orada, kapıyı arkasından çekmiş duruyordu uzunca bir oğlan. Fahri. Yirmibir yaşında olsa da sivilcelerle doluydu hala yüzü.
“Nooldu oğlum?” diye onun gibi fısıldadı annesi de oğlunun yüzündeki dehşet ifadesini farketmiş olarak.
“Hırsız galiba,” dedi Fahri. “Tıkırtılar geliyor salondan.”
“Hay Allah,” diyerek yataktan fırlayıverdi Çetin bey. Terliklerini ayağına geçirip ilerledi kaşlarını çatarak. “Siz burada durun.”
Koridora çıkınca boynu omuzlarına geçti hemen, ayaklarının ucunda ilerledi. Mutfağın oraya gelince kafasını uzatıp baktı salona doğru. Kulağına bir şey gelmiyordu. Ayakkabı çekeceğini aldı eline. Aralığın ışığını yaktı. Yine ses yok. Birden daldı içeri. Dört bir yanı hızla taradı kalbi delice atarken ve o anda da yatışıverdi. Kimse yoktu etrafta. Dikildi. Suratı garip bir hal aldı. Hızla odaya döndü. Kapıyı açıp girince Fahri’nin yatağa uzanmış mışıl mışıl uyuduğunu gördü.
“Şşşt, uyudu,” dedi karısı.
Sinir içinde kafasını salladı Çetin bey. “Bir gün sopayı kapıp eşşek sudan gelircesine dövücem, anlıycak o zaman uyumayı.”
“Çetincim, lütfen,” dedi yine karısı. Yüzü öylesine vıcık vıcık bir anlayışla kaplıydı ki. “Korkmuş çocuk.”
“Eşşeoğlueşşek,” diyerek Fahri’nin odasına yöneldi Çetin bey. “Koca herif oldu, her seferinde ayrı bir numara.”
Yan tarafa doğru dönmüş, bir süre stresli bir şekilde babasının söylenmelerini dinledikten sonra gözlerini bu sefer gerçekten yumup huzur dolu bir uykuya gömüldü Fahri…
“Nooldu oğlum?” diye onun gibi fısıldadı annesi de oğlunun yüzündeki dehşet ifadesini farketmiş olarak.
“Hırsız galiba,” dedi Fahri. “Tıkırtılar geliyor salondan.”
“Hay Allah,” diyerek yataktan fırlayıverdi Çetin bey. Terliklerini ayağına geçirip ilerledi kaşlarını çatarak. “Siz burada durun.”
Koridora çıkınca boynu omuzlarına geçti hemen, ayaklarının ucunda ilerledi. Mutfağın oraya gelince kafasını uzatıp baktı salona doğru. Kulağına bir şey gelmiyordu. Ayakkabı çekeceğini aldı eline. Aralığın ışığını yaktı. Yine ses yok. Birden daldı içeri. Dört bir yanı hızla taradı kalbi delice atarken ve o anda da yatışıverdi. Kimse yoktu etrafta. Dikildi. Suratı garip bir hal aldı. Hızla odaya döndü. Kapıyı açıp girince Fahri’nin yatağa uzanmış mışıl mışıl uyuduğunu gördü.
“Şşşt, uyudu,” dedi karısı.
Sinir içinde kafasını salladı Çetin bey. “Bir gün sopayı kapıp eşşek sudan gelircesine dövücem, anlıycak o zaman uyumayı.”
“Çetincim, lütfen,” dedi yine karısı. Yüzü öylesine vıcık vıcık bir anlayışla kaplıydı ki. “Korkmuş çocuk.”
“Eşşeoğlueşşek,” diyerek Fahri’nin odasına yöneldi Çetin bey. “Koca herif oldu, her seferinde ayrı bir numara.”
Yan tarafa doğru dönmüş, bir süre stresli bir şekilde babasının söylenmelerini dinledikten sonra gözlerini bu sefer gerçekten yumup huzur dolu bir uykuya gömüldü Fahri…
FossurGama Sunar: Hangisi Olsun?
Kız banyoya gitmiş, Kenan da o gerilimli anları televizyona bakarak tüketmeye girişmişti. Daha bu gece tanışmışlar, bir anda kızın evinde bulmuşlardı kendilerini. Heyecanlıydı biraz . Yatağın üstünde oturur pozisyonda sallanıp duruyordu. Çevreyi gözden geçirmeye başladı sonra. On saniye geçti geçmedi, ayağa kalktı. Temkinli adımlarla yürüdü. Duvarda gördüğü küçük dolap dikkatini çekmişti. Önüne kadar gelince bir an için banyodan gelen sesleri dinledi. Su sesi kesilmişti. Ellerini uzattı ama. Dolabı açtı ve her yanı ürperiverdi bir anda. Ağzı ardına kadar açık, yanlışlık olmasın diye bir iki kez kırptı gözlerini. Ama bir hata yoktu. Orada en az on tane kadın cinsellik organı duruyordu. Ellerini uzatıp elledi. Plastik falan değillerdi. Korkuyla çekti kolunu geriye. Normal deriye o kadar benziyordu ki. Bulandı midesi...
"Beğendin mi?"
Yerinde zıplayıp büyük bir korkuyla arkasına döndü ve kızın kapıda durmuş şuh bir gülüşle kendisini süzdüğünü gördü.
"Hangisini takayım bu gece. Sen seç."
"Beğendin mi?"
Yerinde zıplayıp büyük bir korkuyla arkasına döndü ve kızın kapıda durmuş şuh bir gülüşle kendisini süzdüğünü gördü.
"Hangisini takayım bu gece. Sen seç."
FossurGama Sunar: Isıtıcılar
Altını yırtık pırtık çuvalıyla sağlama almış, üstüne gazeteleri çekmiş evsizin morluklara batmış zavallı gözleri o buza kesmiş kış gecesinin ayazında birden açılıverdi. Sıcaktı. Evet. Sobanın önüne konmuş bir mum gibi hissediyor, terler pislikle kaplanmış sakallarına iniyordu. Gazeteleri atarken ve sık sık soluyarak başını kaldırmaya çalışırken ışığı da farketti ve zorlukla dikildi olduğu yerde.
Böylece gördü, çevresine eşit aralıklarla dizilmiş altı hintli rahibin, kendilerini yakmış, onu ısıttığını...
Böylece gördü, çevresine eşit aralıklarla dizilmiş altı hintli rahibin, kendilerini yakmış, onu ısıttığını...
07 Ocak 2009 Çarşamba
FossurGama Haberler
Taksimde Özgürlükçü Demokrat Aydınlar Vakfı tarafından düzenlenen sevgi çemberinde olay çıktı. Binlerce kişinin yaralandığı kavga polisler tarafından zorlukla bastırıldı.
FGH – İstanbul
Acılbık Hastanesi’nden ameliyat sırasında kaçan bir hastanın peşini bırakmayan ameliyat ekibi, Anıl Kara adlı kişiyi Taksim’de yakaladı ve orada hiç beklemeden operasyonu tamamladı. Bir pastaneden elektrik alarak, yurttaşların alkışları eşliğinde açık havada gerçekleştirilen ameliyatın iyi geçtiği, hastanın bir hafta içinde iyileşip istediği yere kaçabilececeği açıklandı.
FGH – İstanbul
İngiliz bilimadamları, geliştirdikleri yöntemle artık kemiksiz insan üretebileceklerini, böylece yeni neslin günümüz koşullarına daha iyi uyum sağlayabileceğini söylediler.
FGH - Londra
İtalya’da geleneksel makarna bisiklet turunda geçen yıl yaşanan facianın, yani otuza yakın bisikletçinin uçuruma düşmesinin, ailesinin kendisine bisiklet almadığı küçük bir çocuğun nazarından olduğuna inanılıyordu. Bu sene, bisikletçiler, organizatörlere açıkça, Antonio adındaki bu çocuğa bisiklet hediye edilmediği takdirde yarışa katılmayacaklarını bildirdiler. Tüm İtalya ve Antonio sonucu bekliyor.
FGH – Roma
Kraliçe arıyla çiftleşmek için şeyini kovana sokan Alain Gilbo adındaki kişi, bir yıllık komanın ardından uyandı. Yetkililer, yaşadığı talihsiz kazanın ardından cinsel organı bir metreye ulaşan Alain Gilbo’yu porno sektöründe güzel bir geleceğin beklediğinde hemfikir.
FGH – Paris
Vantrolog Sebastian Veller, midesinden değil de kıçından konuştuğu ortaya çıkınca tutuklandı.
FGH – Berlin
Koyunları çitten atlatıp sayarak uyumanın, hayali de olsa hayvan eziyetine girdiğini iddia eden Hayvan Hakları Örgütü’nün uluslararası mahkemede açtığı dava sonuçlandı. Koyunların çitten atlamak gibi bir kabiliyetleri olmadığını, böyle bir saçmalığı zorla yapmak zorunda bırakılmalarının insanlık dışı olduğunu söyleyen yargıç Stanford All, bundan böyle kimse koyun sayarak uyuyamayacağını, ihbar alındığı takdirde mahkemenin gerekeni yapacağını söyledi.
FGH – Washington
FGH – İstanbul
Acılbık Hastanesi’nden ameliyat sırasında kaçan bir hastanın peşini bırakmayan ameliyat ekibi, Anıl Kara adlı kişiyi Taksim’de yakaladı ve orada hiç beklemeden operasyonu tamamladı. Bir pastaneden elektrik alarak, yurttaşların alkışları eşliğinde açık havada gerçekleştirilen ameliyatın iyi geçtiği, hastanın bir hafta içinde iyileşip istediği yere kaçabilececeği açıklandı.
FGH – İstanbul
İngiliz bilimadamları, geliştirdikleri yöntemle artık kemiksiz insan üretebileceklerini, böylece yeni neslin günümüz koşullarına daha iyi uyum sağlayabileceğini söylediler.
FGH - Londra
İtalya’da geleneksel makarna bisiklet turunda geçen yıl yaşanan facianın, yani otuza yakın bisikletçinin uçuruma düşmesinin, ailesinin kendisine bisiklet almadığı küçük bir çocuğun nazarından olduğuna inanılıyordu. Bu sene, bisikletçiler, organizatörlere açıkça, Antonio adındaki bu çocuğa bisiklet hediye edilmediği takdirde yarışa katılmayacaklarını bildirdiler. Tüm İtalya ve Antonio sonucu bekliyor.
FGH – Roma
Kraliçe arıyla çiftleşmek için şeyini kovana sokan Alain Gilbo adındaki kişi, bir yıllık komanın ardından uyandı. Yetkililer, yaşadığı talihsiz kazanın ardından cinsel organı bir metreye ulaşan Alain Gilbo’yu porno sektöründe güzel bir geleceğin beklediğinde hemfikir.
FGH – Paris
Vantrolog Sebastian Veller, midesinden değil de kıçından konuştuğu ortaya çıkınca tutuklandı.
FGH – Berlin
Koyunları çitten atlatıp sayarak uyumanın, hayali de olsa hayvan eziyetine girdiğini iddia eden Hayvan Hakları Örgütü’nün uluslararası mahkemede açtığı dava sonuçlandı. Koyunların çitten atlamak gibi bir kabiliyetleri olmadığını, böyle bir saçmalığı zorla yapmak zorunda bırakılmalarının insanlık dışı olduğunu söyleyen yargıç Stanford All, bundan böyle kimse koyun sayarak uyuyamayacağını, ihbar alındığı takdirde mahkemenin gerekeni yapacağını söyledi.
FGH – Washington
FossurGama Sunar: Ahmet Bilen Adında Biriyle Onbeş Yabancının Hikayesi
Bu Ahmet Bilen adındaki akıl fakiri huysuz bir adamın hikayesidir. Kendisi saat yedi sıralarında bir müzikhole gitmiş, orada iki uzak köşeye yedi sekiz kişi sıkışık bir şekilde oturmuş pis pis birbirlerine bakan iki gruba aldırış bile etmeden tam ortalarındaki masaya oturmuş ve havalı bir hareketle garsonu çağırmıştır. Silahlı çatışmanın çıkmasına ramak kalmış o kritik anda, kıçı yusuf yusuf atan garson isteksizce Ahmet Bilen’in yanına gelmiş ve kendisi bira ve patates kızartması isteyince şöyle demiştir: “Ağbi başka bir yere gitsen sana zahmet. Biramız biraz şey bugün.”
Buna karşılık “Ne şeyi arkadaşım,” demiştir Ahmet Bilen gözlerine öfke yürürken. Bi de kaşı gözü oynamaktadır garsonun. “Ben her zaman buraya gelirim bira içmeye. Şey ne demek!”
“Ağbi,” demiştir garson. Zavallı, bir şeyler ima etmeye çalışmakta ama on beş kişinin otuza yakın gözü kendisini izlerken fazla da açık verememektedir haliyle. “Öhhö. Yanlış anlama ama yok yani bira.”
Gözleri kısılmış ve dudaklarını kemirerek bakmıştır Ahmet Bilen. “Taşak mı geçiyosun oğlum sen benle? Sikerim bak bi tarafını. Çağır bakayım sen bana işletmeciyi.”
Garson telaşla çevrelerini sarmış öküz gibi bakan iki grubu şöyle bir sözmüş ve sesini kısarak “Ağbi, bi dakka dışarı gelsene.” demiştir
Sanki bu lafı bekliyormuş gibi şak diye garsonun gömlek yakasına yapışıp kendine çekmiştir Ahmet Bilen. “Oğlum sen arıza mısın lan. Naapçaksın lan dışarıda. Burada yap hadi. Yavşak!”
Sadece bu huysuz müşterinin kendisini sarsıp durmasından değil, aslında ölüm korkusundan da bir hayli huzursuz olmuş garson tabi ki dil döküp kurtulmaya ve bir an önce oradan fıymaya çalışmaktadır.
“Tamam ağbi,” demiştir sonunda pes ederek. “Özür dilerim, hemen getiriyorum. Tamam ağbi, bırak lütfen. Haklısın. Hata ettim.”
Bırakmıştır Ahmet Bilen ama susmamıştır. Arkasından saydırmaya devam etmiştir garsonun. “Piçe bak yaa. Bu saatte canımı sıktı. Ama dur. Ben onun anasını sikecem. Artık işsizsin pezevenk. Duyuyo musun? Kimle dansettiğini biliyor musun lan sen! Amcık. On beş saniye sonra önümde olacak o bira. Yoksa geliyorum yanına! O kadar.”
Masaya yumruğunu indirirken sandalyelerinden kalkmış adamları görmüştür. Tepeden kendisine bakmaktadırlar ve o dert anlatmaya çalışır onlara. “Görüyo musun arkadaşlar. Durduk yerde insan nasıl katil oluyor!”
“Görüyoz amına koyayım,” deyip silahını çekmiştir pos bıyıklı bir herif ve diğerleri de onu taklit etmiştir.
Ahmet Bilen’in son gördüğü üstüne ölüm kusan silahlar değil, yine, elinde bira, biraz ötede durmuş acıklı gözlerle kendisine bakan garson olmuş ve son küfrünü de ona göndermiş gibi olmuştur. Fakat aslında silah sesleri başlayıp, vücudu dağlanınca, can korkusundan küfür çıkmıştır ağzından.
“Oh be, sonunda sesi kesildi dalyarağın,” diyen kel kafalı, şişko adam da pos bıyıklının düşmanıdır. Ama yerdeki herifi iki üç kere vurup rahatladıkları, streslerini iyice attıkları için hep beraber masalara oturup anlaşamadıkları konuyu uzun uzadıya tartışmışlar ve barışa kavuşup mekandan öpüşerek ayrılmışlardır.
Ahmet Bilen mi? Oraya gömülmüştür ve garson, müzikholde çalıştığı süre boyunca her gün saat yedide bir bira dökmüştür mezarının üstüne denk gelen karonun aralığına…
Buna karşılık “Ne şeyi arkadaşım,” demiştir Ahmet Bilen gözlerine öfke yürürken. Bi de kaşı gözü oynamaktadır garsonun. “Ben her zaman buraya gelirim bira içmeye. Şey ne demek!”
“Ağbi,” demiştir garson. Zavallı, bir şeyler ima etmeye çalışmakta ama on beş kişinin otuza yakın gözü kendisini izlerken fazla da açık verememektedir haliyle. “Öhhö. Yanlış anlama ama yok yani bira.”
Gözleri kısılmış ve dudaklarını kemirerek bakmıştır Ahmet Bilen. “Taşak mı geçiyosun oğlum sen benle? Sikerim bak bi tarafını. Çağır bakayım sen bana işletmeciyi.”
Garson telaşla çevrelerini sarmış öküz gibi bakan iki grubu şöyle bir sözmüş ve sesini kısarak “Ağbi, bi dakka dışarı gelsene.” demiştir
Sanki bu lafı bekliyormuş gibi şak diye garsonun gömlek yakasına yapışıp kendine çekmiştir Ahmet Bilen. “Oğlum sen arıza mısın lan. Naapçaksın lan dışarıda. Burada yap hadi. Yavşak!”
Sadece bu huysuz müşterinin kendisini sarsıp durmasından değil, aslında ölüm korkusundan da bir hayli huzursuz olmuş garson tabi ki dil döküp kurtulmaya ve bir an önce oradan fıymaya çalışmaktadır.
“Tamam ağbi,” demiştir sonunda pes ederek. “Özür dilerim, hemen getiriyorum. Tamam ağbi, bırak lütfen. Haklısın. Hata ettim.”
Bırakmıştır Ahmet Bilen ama susmamıştır. Arkasından saydırmaya devam etmiştir garsonun. “Piçe bak yaa. Bu saatte canımı sıktı. Ama dur. Ben onun anasını sikecem. Artık işsizsin pezevenk. Duyuyo musun? Kimle dansettiğini biliyor musun lan sen! Amcık. On beş saniye sonra önümde olacak o bira. Yoksa geliyorum yanına! O kadar.”
Masaya yumruğunu indirirken sandalyelerinden kalkmış adamları görmüştür. Tepeden kendisine bakmaktadırlar ve o dert anlatmaya çalışır onlara. “Görüyo musun arkadaşlar. Durduk yerde insan nasıl katil oluyor!”
“Görüyoz amına koyayım,” deyip silahını çekmiştir pos bıyıklı bir herif ve diğerleri de onu taklit etmiştir.
Ahmet Bilen’in son gördüğü üstüne ölüm kusan silahlar değil, yine, elinde bira, biraz ötede durmuş acıklı gözlerle kendisine bakan garson olmuş ve son küfrünü de ona göndermiş gibi olmuştur. Fakat aslında silah sesleri başlayıp, vücudu dağlanınca, can korkusundan küfür çıkmıştır ağzından.
“Oh be, sonunda sesi kesildi dalyarağın,” diyen kel kafalı, şişko adam da pos bıyıklının düşmanıdır. Ama yerdeki herifi iki üç kere vurup rahatladıkları, streslerini iyice attıkları için hep beraber masalara oturup anlaşamadıkları konuyu uzun uzadıya tartışmışlar ve barışa kavuşup mekandan öpüşerek ayrılmışlardır.
Ahmet Bilen mi? Oraya gömülmüştür ve garson, müzikholde çalıştığı süre boyunca her gün saat yedide bir bira dökmüştür mezarının üstüne denk gelen karonun aralığına…
29 Aralık 2008 Pazartesi
FossurGama Sunar: Ve otopark ve Araba ve…
Elindeki anahtarı çıkır çıkır sallayarak otoparka girdi Kemal. Bir iki tek atmıştı ve doğrusunu söylemek gerekirse keyfi oldukça yerindeydi. Arabasının yanına nasıl geldiğini anlayamamıştı, sofrada telefonunu nice soytarılıkla aldığı o kızı düşünürken. Anahtarını kapıya uzatutıyordu ki birden durdu. Bir gariplik vardı. Işıl ışıldı arabası. Cantlar, tekerlekler… Adım adım geriye çekilirken yanlış yere geldiğini düşünüyordu. Plakayı okumaya çalışırken bir şeye çarptı. Hayır. Birisine.
Döndüğünde tüm sevimliliğiyle gülen iki tip gördü orada.
“Nasıl buldun abi,” diye sordu kaşları birbirine geçmiş, her yeri sakalla dolu tip.
Düşünürken kekelemekten kendini alamadı Kemal. Çünkü plakayı görmüş ve her şeyi idrak etmişti. “Neyi nasıl buldum?”
“Modifiye ettik arabanı,” dedi diğeri. Sarışın, kanlı gözlü, yarma bir herifti.
“Arabamı mı?”
“Heee!”
“Modifiye mi?”
“Heee!”
Döndüğünde tüm sevimliliğiyle gülen iki tip gördü orada.
“Nasıl buldun abi,” diye sordu kaşları birbirine geçmiş, her yeri sakalla dolu tip.
Düşünürken kekelemekten kendini alamadı Kemal. Çünkü plakayı görmüş ve her şeyi idrak etmişti. “Neyi nasıl buldum?”
“Modifiye ettik arabanı,” dedi diğeri. Sarışın, kanlı gözlü, yarma bir herifti.
“Arabamı mı?”
“Heee!”
“Modifiye mi?”
“Heee!”
22 Aralık 2008 Pazartesi
FossurGama Sunar: Filtre
İstiklal Caddesi’nde bir karmaşa, bir panik havası esiyor! İnsanlar şaşkınca birbirlerine bakıp az önce başlarına gelen şeyi deneyip duruyorlar ve biip! sesleri bir koroya dönüşerek her yanı ele geçiriyor.
Küfür edemiyorlar artık! Yasaklanmış sözleri de söyleyemiyorlar!
Denemeye kalktıkları anda ise sadece bir biip sesi çıkıyor ağızlarından.
Küfür edemiyorlar artık! Yasaklanmış sözleri de söyleyemiyorlar!
Denemeye kalktıkları anda ise sadece bir biip sesi çıkıyor ağızlarından.
FossurGama Sunar: Guguklu Saat
Ahmet beylerin evinde, o büyükçe salonda hoş bir sohbet dönüyor. Vaktin nasıl geçtiği anlaşılmamış. Gülünüyor, viski kadehleri kaldırılıp müstehzi bakışlar yollanıyor birbirlerine. Az sonra, guguklu saatin sarkacı gerilince tüm yüzler oraya dönüyor. Saat oniki olmuş demek. Birden açılıyor küçük pencere ve bir kartal, başını oradan sığdırmaya çalışırken delice çığlıklar savuruyor.
Bir kartal!
Kadehler elden düşüyor. Bazıları ağlayarak kaçıyor, çocuklar anne babalarının ayakları altında ezilme tehlikesi geçiriyor ve Ahmet bey tüfeğini almak üzere doğruca içeriye koşturuyor…
Bir kartal!
Kadehler elden düşüyor. Bazıları ağlayarak kaçıyor, çocuklar anne babalarının ayakları altında ezilme tehlikesi geçiriyor ve Ahmet bey tüfeğini almak üzere doğruca içeriye koşturuyor…
24 Ağustos 2008 Pazar
FossurGayan Diyaloglar
“Ağbi be bi liran var mı be ağbi, Allah rızası için...”
“Hesap numarını ver, oraya yatıracağım...”
“Gerizekalılar, köpekler, şerefsizler, iğrenç yaratıklar... Allah belanızı versin e mi! Allah belanızı versin!...”
Delice alkışlar meydanda toplanmış kalabalık.
Köpek kendisine delice hırlamaya başlayınca mutfaktaki telefona yönelir hemen Murat bey.
“Alaattin, yine köpekleri karıştırmışız yahu, ha ha ha...”
“Ben karısıyım Murat bey, kocam az önce öldü, köpeğiniz de uyutuldu...”
Zapazoort, zoooot, pıssss, zaaart!
Sakin bir şekilde, kollarını önünde kavuşturmuş bekleyen yönetici sonunda konuşuyor:
“Eveet, artık toplantıya başlayabiliriz sanırım...”
Bir türlü osuramayı başaramamış, satış departmanından Haluk bey de kravatını düzeltip yerine oturuyor...
“Öp beni!”
“Ağzım dolu.”
“Arkadaşım, lütfen aşağı inip bir daha bin. Dolmuşa sol ayakla binilmez!”
“DVD’ye insan da yazabiliyormuşsunuz, doğru mu?”
“Hayır, sadece kedi.”
“Siz de mp3 dinleyin lütfen. Oda orkestrasıyla otobüse binip insanları rahatsız etmeye hakkınız yok.”
“Ama onlar için de bastım akbili, sorun ne, anlayamıyorum.”
“Hesap numarını ver, oraya yatıracağım...”
“Gerizekalılar, köpekler, şerefsizler, iğrenç yaratıklar... Allah belanızı versin e mi! Allah belanızı versin!...”
Delice alkışlar meydanda toplanmış kalabalık.
Köpek kendisine delice hırlamaya başlayınca mutfaktaki telefona yönelir hemen Murat bey.
“Alaattin, yine köpekleri karıştırmışız yahu, ha ha ha...”
“Ben karısıyım Murat bey, kocam az önce öldü, köpeğiniz de uyutuldu...”
Zapazoort, zoooot, pıssss, zaaart!
Sakin bir şekilde, kollarını önünde kavuşturmuş bekleyen yönetici sonunda konuşuyor:
“Eveet, artık toplantıya başlayabiliriz sanırım...”
Bir türlü osuramayı başaramamış, satış departmanından Haluk bey de kravatını düzeltip yerine oturuyor...
“Öp beni!”
“Ağzım dolu.”
“Arkadaşım, lütfen aşağı inip bir daha bin. Dolmuşa sol ayakla binilmez!”
“DVD’ye insan da yazabiliyormuşsunuz, doğru mu?”
“Hayır, sadece kedi.”
“Siz de mp3 dinleyin lütfen. Oda orkestrasıyla otobüse binip insanları rahatsız etmeye hakkınız yok.”
“Ama onlar için de bastım akbili, sorun ne, anlayamıyorum.”
21 Ağustos 2008 Perşembe
FossurGama Sunar: Evdeki Huzur
İtfaiye erleri alevlere boğulmuş eve dalar kapıyı kırarak. Sonra durup bakarlar soğukkanlı bir şekilde, o acayip manzaraya: Bir sürü budist bağdaş kurmuş huzurlu huzurlu yanmaktadır.
“Hımm, iş icabı yakmışlar evi, gidelim,” der şef.
“Boşu boşuna geldik buraya kadar be,” der yardımcısı…
“Hımm, iş icabı yakmışlar evi, gidelim,” der şef.
“Boşu boşuna geldik buraya kadar be,” der yardımcısı…
08 Ağustos 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Garson!
Garson masadaki kalantor zatın önüne bonfilesini getirir. Yerleştirir tabağı ve bekler. Adam elini cebine sokup çıkarttıktan sonra garsonun ağzına doğru uzatır. “Al oğlum!” İştahla eğilip, o şişman elde ufacık kalan şekerleri yalayıp yutar garson ve sevinç içinde lokantanın içine doğru rüzgar gibi uzaklaşır.
FossurGama Sunar: Adın Ne Senin Oğlum?
Açılan kapıdan içeri dalıp, hızlı hızlı soruyor takım elbiseli adam. “Hastamız nerede?”
Elinde ağır bir çanta var. Keli yağlanmış gibi parlıyor. Yanında ince uzun, asistanı olduğu belli olan, kaytan bıyıklı bir tip daha var.
Evlerine bir kurtarıcı gönderilmişçesine bir coşkuyla “Buyrun doktor bey, ah ah, buyrun, hemen şu odada,” diyor kadın ön tarafa geçip telaşla yürürken. “Şeey, bir şey içer misiniz?”
“Yok istemez, acelemiz var zaten.”
Kapı açılıyor. İçeri doluşuyorlar. Orada, dönüp ziyaretçilere bakan saçı sakalı birbirine girmiş adamın, hafızasını yitirdiği boş bakışlarından belli oluyor.
“Bu mu?” diyor doktor kadına bakarak.
“Evet doktor bey.”
“Hımm,” diyerek ilerliyor doktor. Hastanın yanına kadar gelip bir anda, dizini taşaklara gömecekmiş gibi yaparken “Müüipck!” diye bir ses çıkarıyor.
Hafızasını kaybetmiş adam öne doğru bükülüp korkuyla bakıyor ona.
“Adın ne senin oğlum?” diyor Doktor birden.
“Burak,” diyor hasta kafasını, sanki alnına at sineği konmuş gibi sallayarak. “Evet, Burak, Burak’ım ben.”
Dönüp hızla kapıya varıyor Doktor, çantasını alıp “Hadi Altan, gidelim artık,” diyor. “İyi günler Aygül hanım.”
Elinde ağır bir çanta var. Keli yağlanmış gibi parlıyor. Yanında ince uzun, asistanı olduğu belli olan, kaytan bıyıklı bir tip daha var.
Evlerine bir kurtarıcı gönderilmişçesine bir coşkuyla “Buyrun doktor bey, ah ah, buyrun, hemen şu odada,” diyor kadın ön tarafa geçip telaşla yürürken. “Şeey, bir şey içer misiniz?”
“Yok istemez, acelemiz var zaten.”
Kapı açılıyor. İçeri doluşuyorlar. Orada, dönüp ziyaretçilere bakan saçı sakalı birbirine girmiş adamın, hafızasını yitirdiği boş bakışlarından belli oluyor.
“Bu mu?” diyor doktor kadına bakarak.
“Evet doktor bey.”
“Hımm,” diyerek ilerliyor doktor. Hastanın yanına kadar gelip bir anda, dizini taşaklara gömecekmiş gibi yaparken “Müüipck!” diye bir ses çıkarıyor.
Hafızasını kaybetmiş adam öne doğru bükülüp korkuyla bakıyor ona.
“Adın ne senin oğlum?” diyor Doktor birden.
“Burak,” diyor hasta kafasını, sanki alnına at sineği konmuş gibi sallayarak. “Evet, Burak, Burak’ım ben.”
Dönüp hızla kapıya varıyor Doktor, çantasını alıp “Hadi Altan, gidelim artık,” diyor. “İyi günler Aygül hanım.”
FossurGama Haberler
Otobüsü Özel İşleri İçin Kullandı
Belediye otobüsünü özel işleri için kullanan on yıllık İETT şöförü A. Kılınç açığa alındı. Her sabah otobüsü Gevder mahallesine sokup anneannesi Hamine hanım ve birkaç arkadaşının kulunçlarını ezdiği tespit edilen A. K., haksızlığa uğradığını, daha sonra arabayı hızlı kullanıp duraklara tam vaktinde yetiştiğini belirtti.
FGH – İstanbul
Aç Aç Vakası
Ankara Ayrancılar’da Sevindik İlkokulu’na aç aç getiren öğretmen K. Saklık tutuklandı. Böyle organizasyonların öğrencilere motivasyon sağladığını ve notlarını yükselttiğini iddia eden hocalarına destek veren ilkokullu çocuklar, öğretmenleri polis amcalar tarafından götürülürken ağladılar ve akabinde çıplak oturma eylemi yaparak velilerini ve hükümeti protesto ettiler. Okul müdürü de çıplak oturma eylemine katılınca, gazeteciler müstehcen görüntü nedeniyle çekim yapamadı. Sinirlenen medya mensupları, itirazlarını yanlış anlayıp çıplak çıplak kendilerine girişen ve bazılarını altına alıp şaapıyormuş gibi fotoğraf çektiren müdür Ş. Örnek’ten şikayetçi oldular.
FGH – Ankara
Kısmet İşte
Ümraniye’de Kısmet Milli Piyango Bayisi ilginç bir yeniliğe imza atarak müşteri sayısını üçe katladı. Akil hoca tarafından okunmuş üflenmiş olarak müşteriye sunulan biletler kapış kapış gidiyor. Bu promosyonun ay sonuna kadar süreceğini söyleyen bayi yetkilileri bir sonraki ay da her biletin yanında dört yapraklı bir yonca verileceğini belirttiler.
FGH - İstanbul
Heykel Sergisine Baskın
AvvanGarden’da, Cabbar Halis özel koleksiyonu olarak sergilenen Yeraltı Muşmulası konseptli heykel sergisine bir ihbar üzerine baskın düzenleyen polis şaşırtıcı bir manzarayla karşılaştı. Heykeltraşın protestolarına ve darb teşebbüsleri de içeren engelleme girişimlerine rağmen bazı heykelleri balyozla kırmayı başaran emniyet gücü mensupları içeriden canlı insanlar çıkınca hayretler içinde kaldılar. Cabbar Halis’le birlikte karakola götürülen heykel mahkumları oraya kendi istekleriyle girdiklerini, Cabbar beyin kendilerine açılan deliklerden su ve yiyecek verdiğini, böylesine yüce bir sanat için her türlü eziyete katlanacaklarını belirtince olay tatlıya bağlandı.
FGH - İstanbul
Depresyon Kitabı Toplatıldı
Depresyonla ilgili çözümler içeren “Siz ve Bin Yemişin Suyu” adlı kitabın sonunda, kapağın içinde özel bir mahfazaya yerleştirilmiş küçük silahlar bulununca eser piyasadan toplatıldı ve yayınevi hakkında, insanları intihara teşvik etmek suçundan tahkikat başlatıldı. Yazar B. Sur, “İnsanlar bu kitabı okuyup hâlâ sorunlarına bir çare bulamamışsa ölsünler daha iyi,” diyerek tüm ülkede yeni bir tartışmaya ön ayak oldu. Psikiyatrlar Birliği Başkanı Hamdi Ab ise bu isteme yanıt olarak, “Biz olaya başka bir açıdan bakıyoruz, kitap berbat, bu halde merak etmek de hakkımız, acaba yayınevi kendisine para öderken zarfa silah da koydu mu, çünkü kesinlikle kullanmalı. Belki kendisi depresyonda değil ama kötü bir yazar,” dedi. Yazar B. Sur ise sabaha karşı evinde ölü bulundu. Hamdi Ab bu gelişmeler üzerine tutuklanıp, intihara teşvik edici konuşma yapma suçuyla mahkemeye sevkedildi.
FGH - Ankara
Hazine Nerede?
Ellerindeki haritanın azizliğine uğrayıp şehir hatları vapurunun alt kısmında altın aramaya kalkan iki kafadar bir faciaya yol açtı. On kişi kayıp, hazine avcıları da dahil yedi kişi ölü ve sinir krizi geçiren elli yedi bin duyarlı kişi mevcut. Belediye ekiplerinin elli balık adam ve yetmiş levrek kullanarak gerçekleştirdiği özel operasyon sonucunda enkaz dışarı çıkarıldı ve vapuru batırıp kendileri de telef olan ikilinin elindeki harita da ele geçirildi. Hazinenin yerinin resmen vapur resmiyle temsil edildiği görülünce ise enkaz bir gün içinde yok oldu. Ertesi gün İngiltere’de British Museum’da sergilenmeye başlayan vapurla ilgili bilgilerin Ergenekon dinlemelerine takılıp Avrupalı makamlara aktarıldığı düşünülüyor.
FGH - İstanbul
Belediye otobüsünü özel işleri için kullanan on yıllık İETT şöförü A. Kılınç açığa alındı. Her sabah otobüsü Gevder mahallesine sokup anneannesi Hamine hanım ve birkaç arkadaşının kulunçlarını ezdiği tespit edilen A. K., haksızlığa uğradığını, daha sonra arabayı hızlı kullanıp duraklara tam vaktinde yetiştiğini belirtti.
FGH – İstanbul
Aç Aç Vakası
Ankara Ayrancılar’da Sevindik İlkokulu’na aç aç getiren öğretmen K. Saklık tutuklandı. Böyle organizasyonların öğrencilere motivasyon sağladığını ve notlarını yükselttiğini iddia eden hocalarına destek veren ilkokullu çocuklar, öğretmenleri polis amcalar tarafından götürülürken ağladılar ve akabinde çıplak oturma eylemi yaparak velilerini ve hükümeti protesto ettiler. Okul müdürü de çıplak oturma eylemine katılınca, gazeteciler müstehcen görüntü nedeniyle çekim yapamadı. Sinirlenen medya mensupları, itirazlarını yanlış anlayıp çıplak çıplak kendilerine girişen ve bazılarını altına alıp şaapıyormuş gibi fotoğraf çektiren müdür Ş. Örnek’ten şikayetçi oldular.
FGH – Ankara
Kısmet İşte
Ümraniye’de Kısmet Milli Piyango Bayisi ilginç bir yeniliğe imza atarak müşteri sayısını üçe katladı. Akil hoca tarafından okunmuş üflenmiş olarak müşteriye sunulan biletler kapış kapış gidiyor. Bu promosyonun ay sonuna kadar süreceğini söyleyen bayi yetkilileri bir sonraki ay da her biletin yanında dört yapraklı bir yonca verileceğini belirttiler.
FGH - İstanbul
Heykel Sergisine Baskın
AvvanGarden’da, Cabbar Halis özel koleksiyonu olarak sergilenen Yeraltı Muşmulası konseptli heykel sergisine bir ihbar üzerine baskın düzenleyen polis şaşırtıcı bir manzarayla karşılaştı. Heykeltraşın protestolarına ve darb teşebbüsleri de içeren engelleme girişimlerine rağmen bazı heykelleri balyozla kırmayı başaran emniyet gücü mensupları içeriden canlı insanlar çıkınca hayretler içinde kaldılar. Cabbar Halis’le birlikte karakola götürülen heykel mahkumları oraya kendi istekleriyle girdiklerini, Cabbar beyin kendilerine açılan deliklerden su ve yiyecek verdiğini, böylesine yüce bir sanat için her türlü eziyete katlanacaklarını belirtince olay tatlıya bağlandı.
FGH - İstanbul
Depresyon Kitabı Toplatıldı
Depresyonla ilgili çözümler içeren “Siz ve Bin Yemişin Suyu” adlı kitabın sonunda, kapağın içinde özel bir mahfazaya yerleştirilmiş küçük silahlar bulununca eser piyasadan toplatıldı ve yayınevi hakkında, insanları intihara teşvik etmek suçundan tahkikat başlatıldı. Yazar B. Sur, “İnsanlar bu kitabı okuyup hâlâ sorunlarına bir çare bulamamışsa ölsünler daha iyi,” diyerek tüm ülkede yeni bir tartışmaya ön ayak oldu. Psikiyatrlar Birliği Başkanı Hamdi Ab ise bu isteme yanıt olarak, “Biz olaya başka bir açıdan bakıyoruz, kitap berbat, bu halde merak etmek de hakkımız, acaba yayınevi kendisine para öderken zarfa silah da koydu mu, çünkü kesinlikle kullanmalı. Belki kendisi depresyonda değil ama kötü bir yazar,” dedi. Yazar B. Sur ise sabaha karşı evinde ölü bulundu. Hamdi Ab bu gelişmeler üzerine tutuklanıp, intihara teşvik edici konuşma yapma suçuyla mahkemeye sevkedildi.
FGH - Ankara
Hazine Nerede?
Ellerindeki haritanın azizliğine uğrayıp şehir hatları vapurunun alt kısmında altın aramaya kalkan iki kafadar bir faciaya yol açtı. On kişi kayıp, hazine avcıları da dahil yedi kişi ölü ve sinir krizi geçiren elli yedi bin duyarlı kişi mevcut. Belediye ekiplerinin elli balık adam ve yetmiş levrek kullanarak gerçekleştirdiği özel operasyon sonucunda enkaz dışarı çıkarıldı ve vapuru batırıp kendileri de telef olan ikilinin elindeki harita da ele geçirildi. Hazinenin yerinin resmen vapur resmiyle temsil edildiği görülünce ise enkaz bir gün içinde yok oldu. Ertesi gün İngiltere’de British Museum’da sergilenmeye başlayan vapurla ilgili bilgilerin Ergenekon dinlemelerine takılıp Avrupalı makamlara aktarıldığı düşünülüyor.
FGH - İstanbul
28 Temmuz 2008 Pazartesi
FossurGama Sunar: Öfke Kontrolü
Öfke kontrol kursunda bir sürü herif, sinirli sinirli, söylene mırıldana yün örüyorlar. Birden aralarında bir tip “Sikerim laan,” diye yerinden fırlayıp yünleri söküyor, bazı yerlerini ısırırıyor, köpükler çıkıyor ağzından. Elindeki şişleri de yere vura vura parçalıyor. Delirmemek için kendilerini tutup akıllarından matematik problemi çözüyor diğer öğrenciler. Öfkeli bey sakinleşene kadar bekliyor öğretmen ve sonra sakin bir şekilde konuşuyor. “Gördünüz mü, kendinize zarar verdiniz yine Osman bey. Şimdi bir daha öreceksiniz aynı şeyi…” Pişmanlıkla birlikte duygu seli çullanıyor üstüne hemen Osman beyin. Ağlamaya başlıyor hüngür hüngür ve anca yeni şişler eline verilince yatışıyor…
Öğrencilerin anneleri karıları başlarını sallayıp alkışlıyor dışarıda...
Öğrencilerin anneleri karıları başlarını sallayıp alkışlıyor dışarıda...
FossurGama Sunar: Hamama Giren Ne Yapar?
Elindeki tası kurnaya atıp ayağa kalkıyor birden Selami. “Allaaah!” deyip koşmaya başlıyor sonra. Onunla birlikte ayağa kalkıp, aynen onun gibi bağıran on kişi daha, bazıları özel odalardan fırlayarak paldır küldür dışarı atıyorlar kendilerini. Bir on metre kadar daha, suratlarında garip bir heyecan, elleri kafalarında yürüyüp duruyorlar. Ve onları çırılçıplak gören kadınlar bağırmaya, dükkanlardan fırlayan adamlar “Püü Allah belanızı versin,” şeklinde laf atmaya başlayınca sanki bir rüyadan uyanmışçasına kafalarını sallıyorlar ama hâlâ beyinlerindeki karışıklık, gerçeklerin o sarsıcı, somut dünyasına dönmelerine izin vermiyor. “Ulan, unuttum lan bulduğum şeyi,” diyor at suratlı bir tip. “Birden bağırınca ibneler ben de unuttum, hay sikiyim,” diyor basık, kel kafalı bir başkası. Sonra yine aralarından genç, kırıtık birisi bağırıyor. “Yaa, çıplağız biz yaa.” İşte bu lafla dönüyorlar oyuna. Bilinç yerine gelince panik de üstlerine çullanıveriyor. “Hassiktir,” deyip koşturuyorlar hamama doğru ama bir başka şok da orada yakalıyor onları. Kapı kapanmış. Vuruyorlar, bağırıyorlar, “Açın, açsanıza lan, hişşt, alooo.” En sonunda geliyor cevap. “Siktirin gidin lan, sapık herifler, hadii, bak polisi de çağırdım…” Böylece çıplak da olsalar, eşyalarını bırakıp kaçıyorlar evlerine doğru. Nasıl olsa yarın gelip alırlar bir şekilde…
FossurGama Sunar: Açılın
Bir adam yere yuvarlanmış. Kasılıyor arada tüm vücudu ve kan yürümüş gözleri kapanıp kapanıp açılıyor. Çevresini sarmış bakıyor insanlar ve her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. O sırada “Açılın,” diye meraklıları ittirerek ilerliyor bir adam. “Açılın çabuk, ben yazarım,” diyor öne geçerken ve hastanın durumunu gözlemleyip bir bir yazmaya girişiyor elindeki not defterine…
24 Haziran 2008 Salı
FossurGama Sunar: Kısa Devre
Daha biriyle dalaşmaya gücü yetmeyecekken iki taksi daha durmuş. Levyeler ellerde. Şöförler, incecik, gözleri deli deli bakan delikanlıyı ittire ittire arkadaki duvara doğru sürüyor. Bir şey dese Allah yarattı demeden girişecekler. Öfkeyle soluyor genç. Artık küfredemiyor. Bağıramıyor. Sadece titriyor ve birden bir şeyler oluyor ona. Rengi değişiyor sanki. Kafası hafifçe büyüyüp yerine iniyor. Korkuyla bırakıyor eller yakasını. Gözler panik içinde titreşiyor. Delikanlının çenesi, gözleri, parmakları değişime kapılıp boyut değiştirirken boğazından anlaşılmaz iniltiler dökülüyor.
“Hay anasını, bu ne lan?” diyor şöförlerden iri yarı olanı.
Kaçamıyorlar, yerlerine mıhlanmış, delikanlının gömleğinin patlayışını, düğmelerinin etrafa saçılışını izliyorlar.
Ama birden o kıpkırmızı renk çekilip gidiyor yaratığın yüzünden. Devasa bir boyuta ulaşmış, lif lif kasları sönüveriyor. Tekrar delikanlı kalıyor orada düdük gibi. Sadece giysileri falan yırtık, bir de saçları dağılmış.
“Hay anasını sikiyim be, yine dönüşemedim,” küfrü havada kalıyor.
Korktukları için bir kat daha sinirli, çata çuta girişiyor şöförler ona...
“Hay anasını, bu ne lan?” diyor şöförlerden iri yarı olanı.
Kaçamıyorlar, yerlerine mıhlanmış, delikanlının gömleğinin patlayışını, düğmelerinin etrafa saçılışını izliyorlar.
Ama birden o kıpkırmızı renk çekilip gidiyor yaratığın yüzünden. Devasa bir boyuta ulaşmış, lif lif kasları sönüveriyor. Tekrar delikanlı kalıyor orada düdük gibi. Sadece giysileri falan yırtık, bir de saçları dağılmış.
“Hay anasını sikiyim be, yine dönüşemedim,” küfrü havada kalıyor.
Korktukları için bir kat daha sinirli, çata çuta girişiyor şöförler ona...
FossurGama Sunar: Bir Seans
“Şimdi elimdeki kolyeye konsantre olmanı istiyorum,” diyor psikiyatr.
Bakıyor şişman kız, dikkatle.
Bir saat kadar sonra kapıyı açıp “Emre beeey, koşun, yine şoolmuş,” diyor sekreter.
Ve yaşlıca bir doktor içeri dalıp ellerini beline koyarak cıkcıklıyor az sonra. “Allah Allaah, bu herife, kolyeye bakmaması gerektiğini nasıl anlatıcaz yahu?” diye soruyor. "Kendi sesinden etkileniyor salak!"
Orada, büyülenmiş gibi, dimdik uyuyor karşılıklı, hem hasta hem psikiyatr...
Bakıyor şişman kız, dikkatle.
Bir saat kadar sonra kapıyı açıp “Emre beeey, koşun, yine şoolmuş,” diyor sekreter.
Ve yaşlıca bir doktor içeri dalıp ellerini beline koyarak cıkcıklıyor az sonra. “Allah Allaah, bu herife, kolyeye bakmaması gerektiğini nasıl anlatıcaz yahu?” diye soruyor. "Kendi sesinden etkileniyor salak!"
Orada, büyülenmiş gibi, dimdik uyuyor karşılıklı, hem hasta hem psikiyatr...
FossurGama Sunar: Kıyı Boyunda
Gacır gucur sesler. Sarmaş dolaş yürüyen çiftin dişi olanı kulaklarını kapatırken yüzünü buruşturuyor. İnleyip havlıyor, Yeniköy sahilinde dolaştırılan cins cins köpek. “Bu ses de ne lan?” diyor çekirdek çıtlatan iki denyo. Gacırtı gucurtu sürüyor. Orada... Bir akvaryuma ip bağlamış, denize bakınarak dolaştırıyor süs balıklarını bir adam...
20 Haziran 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Kazazedeye Yardım Etmek Sevaptır
Önce sudan çıkan plop sesi, hemen arkasından da tüyler ürpertici bir çığlık. “Yetişiiin, imdaaat, denize düştü denizeee.”
Vapurun giriş bölümündeki açıklık bir anda onlarca insanla kaplanıyor. Ömer de onlardan biri. Denizde, batıp çıkan zavallı adamı gördüğü anda büyük bir kararlılıkla dönüp bakınıyor sağına soluna. Aha! İşte orada. Koşturup duvardan can simidini söktüğü gibi dönüyor. Bir gözünü kapatıp nişan almasıyla savurması bir oluyor. Müthiş bir isabet. Havada süzülüp pat diye boynundan geçiveriyor kazazedenin ve zavallı adam bir anda, batıp yitiveriyor ortadan…
“Aaaa!”
“Naaptın bilader yaa, naaptın!” diye bağırıyor çımacı. “Süstü o yaa, alçıdan yapılmıştı.”
“Hay Allah,” diyor Ömer kafasını kaşıyarak. “Ben de niye o kadar ağır demiştim, demek şeymiş…”
Aval aval, bir denize bir Ömer’e bakıp duruyor dehşet içinde kalmış insanlar…
Vapurun giriş bölümündeki açıklık bir anda onlarca insanla kaplanıyor. Ömer de onlardan biri. Denizde, batıp çıkan zavallı adamı gördüğü anda büyük bir kararlılıkla dönüp bakınıyor sağına soluna. Aha! İşte orada. Koşturup duvardan can simidini söktüğü gibi dönüyor. Bir gözünü kapatıp nişan almasıyla savurması bir oluyor. Müthiş bir isabet. Havada süzülüp pat diye boynundan geçiveriyor kazazedenin ve zavallı adam bir anda, batıp yitiveriyor ortadan…
“Aaaa!”
“Naaptın bilader yaa, naaptın!” diye bağırıyor çımacı. “Süstü o yaa, alçıdan yapılmıştı.”
“Hay Allah,” diyor Ömer kafasını kaşıyarak. “Ben de niye o kadar ağır demiştim, demek şeymiş…”
Aval aval, bir denize bir Ömer’e bakıp duruyor dehşet içinde kalmış insanlar…
FossurGama Sunar: Canlandırma – Hastaneden Kaçış
Narkozun etkisinden kurtulup, doktorları falan ittirerek ameliyattan kaçmış, üstünde arkasını açıkta bırakan yeşil bir ameliyat giysisinden başka bir şey olmaksızın hastanenin bahçesinde koşturan bir adam canlandırın gözünüzde… Arkasında hastabakıcılar ve iki üç hademe. Kafatası açık. Koştururken beyni, plop plop zıplayıp tekrar iskeletin içine düşüyor ve her seferinde çarpılmış gibi, ya da elektrik verilmiş gibi, tüyleri diken diken olurken kasılıverip tekrar koşmaya başlıyor zavallı…
FossurGama Sunar: Beklenmedik Telefon
Akşam karısının önüne koyduğu çayı tam yudumlamaya başlayacakken telefon çalıyor.
“Baksana Kerem, benim elim yaş,” diyor karısı.
Gözünü televizyondaki diziden zorlukla alarak ayağa kalkıp ilerliyor Kerem. Ahizeyi kaldırıyor… Boğuk bir ses. Yabanıl ama kendi sesi. Tüyleri diken diken olurken zorlukla yutkunabiliyor Kerem.
“Ben bilinçaltınım,” diyor kendisi fısıldarmış gibi. “Sana delirdiğini haber vermek için aradım.”
Gözleri yuvalarında fıldır fıldır dönerken koridorda durmuş, merakla ona bakan karısını görüyor.
“Kimmiş?” diyor karısı.
Cevap vermiyor Kerem. Kafasını telefonda konuşulan şeyleri tasdik amacıyla emme basma tulumba gibi bir iki kez salladıktan sonra, bomboş bakışlarla koltuğuna geri dönüp çayını içmeye devam ediyor.
“Baksana Kerem, benim elim yaş,” diyor karısı.
Gözünü televizyondaki diziden zorlukla alarak ayağa kalkıp ilerliyor Kerem. Ahizeyi kaldırıyor… Boğuk bir ses. Yabanıl ama kendi sesi. Tüyleri diken diken olurken zorlukla yutkunabiliyor Kerem.
“Ben bilinçaltınım,” diyor kendisi fısıldarmış gibi. “Sana delirdiğini haber vermek için aradım.”
Gözleri yuvalarında fıldır fıldır dönerken koridorda durmuş, merakla ona bakan karısını görüyor.
“Kimmiş?” diyor karısı.
Cevap vermiyor Kerem. Kafasını telefonda konuşulan şeyleri tasdik amacıyla emme basma tulumba gibi bir iki kez salladıktan sonra, bomboş bakışlarla koltuğuna geri dönüp çayını içmeye devam ediyor.
13 Haziran 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Kalkış ve İniş
Tüm o sarsıntıdan sonra içine çöreklenen korkuyu atmaya çalışıyor astronot David. Gücü tamamen çekilmiş kollarını önüne getiremiyor. Ekranda sevinen yer takımının cızırtılı görüntüsü bir şey ifade etmiyor ona. İçindeki boşluk, bilinmezliğe doğru atılan adımın getirdiği yalnızlık… Birden haşırt diye açılıyor kapı ve bağırıyor takım lideri Selznik:
“Sürpriiz!”
Kalbi duracak gibi oluyor David’in. Gözleri pörtlüyor. Koltuğunda debelenip kaçmaya çalışıyor. Anlayamıyor noolduğunu orada, kapıdan uzanan başlar kakır kakır gülerken.
“Haa ha haaa. Daha kalkmadın ki oğlum,” diyor Selznik. “Şaka yaptık.”
“Sürpriiz!”
Kalbi duracak gibi oluyor David’in. Gözleri pörtlüyor. Koltuğunda debelenip kaçmaya çalışıyor. Anlayamıyor noolduğunu orada, kapıdan uzanan başlar kakır kakır gülerken.
“Haa ha haaa. Daha kalkmadın ki oğlum,” diyor Selznik. “Şaka yaptık.”
FossurGama Sunar: Danışma
Havaalanında gazetelere göz atarken kendi isminin bangır bangır öttüğünü duyuyor havada: "Sayın Selim Tayyar, danışmaya bekleniyorsunuz. Acil!"
Böylece tekrar edip dururken Selim toparlanıp yola koyuluyor ve sora sora buluyor danışmayı. İçeride yaşlı, kel bir adam, önündeki bilgisayarla uğraşıyor parmağını tek tek tuşlara bastırarak.
"Buyrun," diyor Selim, peş peşe iki öksürükten sonra. "Ben Selim Tayyar."
Şöyle bir başını kaldırıp yine indiriyor adam. "Oturun bir saniye."
Oturup bekliyor Selim. Parmaklarını bacağının üstünde tıpırdata tıpırdata on dakikayı geride bırakıyor ve sonunda işini bırakıp ona bakıyor adam.
"Bize danışacağınız bir şey var mıydı?"
"Yoo," diyor Selim şaşkın.
Tekrar eğiyor başını adam ilgisiz. "Peki o zaman, gidebilirsiniz."
Hışımla kalkıyor ayağa Selim. Adamın yakasına yapaşıp iki tokat aşketmek istiyor ama o sırada yeniden isminin çağrıldığını duyuyor.
"Selim Tayyar, Selim Tayyar, lütfen danışmadan çıkınız."
Tek tek tuşlara basmaya devam ediyor adam, onu tamamen unutmuş...
Böylece tekrar edip dururken Selim toparlanıp yola koyuluyor ve sora sora buluyor danışmayı. İçeride yaşlı, kel bir adam, önündeki bilgisayarla uğraşıyor parmağını tek tek tuşlara bastırarak.
"Buyrun," diyor Selim, peş peşe iki öksürükten sonra. "Ben Selim Tayyar."
Şöyle bir başını kaldırıp yine indiriyor adam. "Oturun bir saniye."
Oturup bekliyor Selim. Parmaklarını bacağının üstünde tıpırdata tıpırdata on dakikayı geride bırakıyor ve sonunda işini bırakıp ona bakıyor adam.
"Bize danışacağınız bir şey var mıydı?"
"Yoo," diyor Selim şaşkın.
Tekrar eğiyor başını adam ilgisiz. "Peki o zaman, gidebilirsiniz."
Hışımla kalkıyor ayağa Selim. Adamın yakasına yapaşıp iki tokat aşketmek istiyor ama o sırada yeniden isminin çağrıldığını duyuyor.
"Selim Tayyar, Selim Tayyar, lütfen danışmadan çıkınız."
Tek tek tuşlara basmaya devam ediyor adam, onu tamamen unutmuş...
FossurGama Sunar: Göster Bakayım
Salonda oturuyor misafirler. Yemek yenmiş, hoş bir sohbet yüzleri gevşetmiş. Beş yaşındaki piç suratlı oğlu içeri girince keyifle bağırıyor Abdullah. “Hişt, Serko, göster bakayım len ağbilere numaranı… Hadi oğlum, bak bekliyo herkes.”
Tezahürat başlıyor ve oğlan öyle fazla da naz yapmadan şakkadanak indiriyor pantalonuyla donunu. Hoppaa! Alkışlar gırla giderken, “Hayır yaa, durun bi, numara bu değil ki?” diye susturmaya çalışıyor Abdullah onları ve sesleri kesilirken, şaşkınlık içinde küçük çocuğun poposuna dikiyorlar gözlerini. Daha çok kulakları aktif rol oynuyor aslında, çünkü resmen cıvıl cıvıl bir bülbül sesi geliyor oradan…
Tezahürat başlıyor ve oğlan öyle fazla da naz yapmadan şakkadanak indiriyor pantalonuyla donunu. Hoppaa! Alkışlar gırla giderken, “Hayır yaa, durun bi, numara bu değil ki?” diye susturmaya çalışıyor Abdullah onları ve sesleri kesilirken, şaşkınlık içinde küçük çocuğun poposuna dikiyorlar gözlerini. Daha çok kulakları aktif rol oynuyor aslında, çünkü resmen cıvıl cıvıl bir bülbül sesi geliyor oradan…
FossurGama Sunar: Gökdelendeki Ses
Binada herkes odalarından, katlarından dışarı fırlamış yeri göğü kaplıyan sesi dinliyor. Bazıları yoğunluğuna katlanamayıp kulaklarını tıkamaya çalışıyor avuçlarıyla. Eskiden avcılık yapmış bir herif “Bu şeye benziyor,” diyor. “Sanki, evet ya, ördek çağırmak için kullandığımız düdüğe… Kızışmış dişi ördek sesi!”
O sırada bir kadın, parmağın pencereden dışarı uzatmış, bağırıyor. “Bakın! Ördeklere bakın!”
Oraya koşturanlar görüyor ki, yüzlerce ördek, üstlerinde patlayıcılar, kanatlarını sakin bir ritmde sallayarak yaklaşıyorlar binaya…
O sırada bir kadın, parmağın pencereden dışarı uzatmış, bağırıyor. “Bakın! Ördeklere bakın!”
Oraya koşturanlar görüyor ki, yüzlerce ördek, üstlerinde patlayıcılar, kanatlarını sakin bir ritmde sallayarak yaklaşıyorlar binaya…
FossurGama Sunar: Arabaya Binmek
Evden çıkarken gözleri kuşkulu, kaşları çatık Adem beyin. Dikkatle bakıp da bir şey görmeyince az buçuk rahatlıyor, ama yine de fazla gevşemiyor. Sağa sola uzanıp iyice gözden geçiriyor arabasını ilerlerken. Ve galiba, evet, hafif hafif bir titreşme… Öyle mi gerçekten! Emin olduğu anda, “Ulaan, ulaan!” diye bağırarak koşturmaya başlıyor ve arabanın arkasından pantalonunu toplayarak fırlayıp kaçıyor derbeder bir tip. Öylece, o önde Adem bey arkada, küfürler havada uçuşurken koşup gidiyor ve yokoluyorlar sokak aralarında. Haklı Adem bey. Bu deli; yalamayı, okşamayı falan bırakmış, şimdi de resmen egzosundan tecavüz etmeye yelteniyor kız gibi Clio’suna…
FossurGama Sunar: Oyuncu Değişikliği
Tabelayı kaldırıyor üçüncü hakem. Hasan dizlerini yukarıya çekip, bir seyircilere bir oyuna bakarak bekliyor kenarda. Heyecanı belli oluyor yüzünden. Oyun durur durmaz kenarıya doğru koşturuyor orta saha oyuncusu Bülent. Ellerini birbirine çarpıyorlar ve alkışlar içinde başlangıç noktasına doğru hareketleniyor Hasan. Hocanın talimatlarını gerekli kişilere bağırarak yerine ulaştığında son bir esnetme hareketi daha yapıyor ve birden, krak diye bir sesle kalıyor yerinde. Pozisyonunu bozmadan zar zor elini kaldırıp yardım dileniyor. Sağlık görevlileri sahaya dalıp onu bir sedyenin üzerinde dışarıya taşıyorlar ve hiç ses çıkarmadan, büyük bir suskunlukla seyrediyor seyirciler olan biteni.
09 Haziran 2008 Pazartesi
FossurGama Sunar: Vapur Arkası
Çaycı kapıyı açıp dışarı çıkıyor. “Var mı çay içen?” diye sorarken gözleri hızla, dışarıda oturmuş manzaraya, ellerindeki gazetelere falan bakan tipleri tarıyor. Birisi de kaldırmıyor kafasını. Şıpıdak şıpıdak arka tarafta asılı bayrağa doğru yürürken bir daha bağırıyor.
“Çay içen var mı abiler?”
Birden kalkıyor hepsi. Üstüne koşarlarken şaşıran çaycı hala elindeki tepsiyi düz tutmaya çalışıyor. Ama başarmasına olanak yok. Ellerinden, kollarından, bacaklarından yapışanlarla havaya kalkarken tüm çaylar yere dökülüyor ve bağırıyor o, “Nooluyo lan, hişt, durun lan!..”
Paldır küldür koşturup aşağıya, denize atıyorlar onu ve tekrar yerlerine dönüp sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi, iki dakika önce ne yapıyorlarsa onu yapmaya devam ediyorlar…
“Çay içen var mı abiler?”
Birden kalkıyor hepsi. Üstüne koşarlarken şaşıran çaycı hala elindeki tepsiyi düz tutmaya çalışıyor. Ama başarmasına olanak yok. Ellerinden, kollarından, bacaklarından yapışanlarla havaya kalkarken tüm çaylar yere dökülüyor ve bağırıyor o, “Nooluyo lan, hişt, durun lan!..”
Paldır küldür koşturup aşağıya, denize atıyorlar onu ve tekrar yerlerine dönüp sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi, iki dakika önce ne yapıyorlarsa onu yapmaya devam ediyorlar…
FossurGama Sunar: Gece Ziyafeti
Saat gecenin ikisinde sokakta yere, dizleri üzerine çöküp eğilmiş; kimbilir hangi vakit kim tarafından o mahalleye armağan edilmiş kusmuğu yalayan şu adamı aşırı sarhoş bir derbeder sanıp boşu boşuna alay ediyor, tek tük yoldan geçenler. Bir polis ihtiyatla yaklaşıp boşu boşuna tekmeliyor kalçasını. Uyurgezer o. Evinden yarım saat kadar önce, öylece uyuyakaldığı günlük kıyafetleriyle çıkıp bu sokağa sapan ve rüyasında lezzetli bir Ali Nazik yediğini düşünen zavallı bir adam sadece.
28 Mayıs 2008 Çarşamba
FossurGama Sunar: Trafik Işıkları
Ana caddenin kenarında durmuş umutsuz gözlerle trafiğe bakıyor Celal. Vızır vızır. Sanki kulağının yanından kızışmış bir arı geçiyormuş gibi ses çıkarıyor her araba ve o, trafik lambalarının bulunduğu direğe bakıyor şimdi. Çözüm belli. İlerleyip yanına geliyor ve eli, yayalar için yeşil ışığı devreye sokan düğmeye uzanıyor. Basmasıyla büyük bir gürültü kopuyor. O pantalonu falan yanıp, kıç üstü iki metre geriye düşerken bir füze gibi gökyüzünün maviliğinde uçup gidiyor direk, trafik lambalarını da beraberinde götürerek.
Arabalar da duruyor tabi.
Arabalar da duruyor tabi.
FossurGama Sunar: Kırlangıçlar
Çaybahçesinde oturmuş üçüncü çayını yudumlarken kimbilir kaçıncı kez gözünü kısıp doğruluyor Ahmet bey. Kalkıp ağacın altında tek başına oturan şişman adamın yanına gidiyor ve merakla soruyor: “Affedersiniz, şu kırlangıç, gelip gelip burada kayboluyor. Acaba?..
“Evet yahu,” diyor şişman adam gülerek. “Boynumun altına yuva yaptı kerata, orada yavrularını besliyor.”
Gözlerini pörtleterek eğilip adamın gıdısına sıkıca kurulmuş çamur, tükürük, saman karışımı yuvaya ve içinde küçücük kafalarıyla etrafa bakınan iki yavruya bakıyor Ahmet bey.
Bir şey demek istiyor ama diyemiyor…
“Evet yahu,” diyor şişman adam gülerek. “Boynumun altına yuva yaptı kerata, orada yavrularını besliyor.”
Gözlerini pörtleterek eğilip adamın gıdısına sıkıca kurulmuş çamur, tükürük, saman karışımı yuvaya ve içinde küçücük kafalarıyla etrafa bakınan iki yavruya bakıyor Ahmet bey.
Bir şey demek istiyor ama diyemiyor…
23 Mayıs 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Futbol Mutbol
Maç çıkışı, amigo Sarı Mahinur, arkasına yüzlerce kişiyi katmış, elindeki megafonla “Bir baba hindi” falan diye bağırtarak yürüyor. Ne dese coşkuyla tekrar ediyor galeyana gelmiş tipler ve o sırada değişik bir fikir geliyor Sarı’nın aklına. “Ulan,” diyor kendi kendine. “Bu herifler, şunu şunu, bunu bunu da tekrar eder mi lan acaba?” Sonra ilk sloganı patlatıyor: “Sosyal Güvenlik Yasası, Sömürü Maşası!” Ve o, köylü, öğrenci, emekçi falan, devam bağırmaya devam ederken, görüyor ki arkadaki kitlenin coşkusunda bir gram bile bir azalma yok. Hatta daha bile fazla çıkıyor sesleri. Böylece hep beraber Taksim’e kadar yürüyüp, copları yiyip, taş ata ata sokak aralarına kaçıp dağılıyorlar ve ilk kez akşam, müthiş bir uyku çekiyorlar, vicdanları tamamen rahatlamış…
21 Mayıs 2008 Çarşamba
FossurGama Sunar: Büfeci
Ara sokakta kimse yok. Cebinden cüzdanını çıkararak yaklaşıyor Murat büfeye. Hemencecik bir sigara almazsa kafayı yiyeceğinden emin. Eğilirken binlerce kez yinelediği soru beyninde hazırolda bekliyor. Fakat soramıyor o. Kağıt para elinde sallanırken, kekeleyerek; tabureye oturmuş, silahı kafasına dayamış, intihar etme hazırlığındaki büfeciye bakıyor ve “Ee şey, pardon!” deyip oradan uzaklaşma telaşına kapılıyor.
İndiriyor büfeci silahı hızla. “Önemli değil bilader, ne vardı?” diye soruyor.
“Şey, öhö, ben bir Winston light alacaktım,” diyebiliyor Murat kurumuş boğazından nasıl çıkarttıysa.
Kalkıp parayı alıyor, sigarayı ve para üstünü uzatıyor adam.
Hızla dönüp uzaklaşıyor Murat. Köşeyi dönene kadar, boncuk boncuk ter akan yüzü kasılmış, bir silah sesi bekliyor ama gelmiyor. Kalabalığa karıştığı ve sigarasını yaktığı anda bir rahatlık çullanıyor üstüne…
İndiriyor büfeci silahı hızla. “Önemli değil bilader, ne vardı?” diye soruyor.
“Şey, öhö, ben bir Winston light alacaktım,” diyebiliyor Murat kurumuş boğazından nasıl çıkarttıysa.
Kalkıp parayı alıyor, sigarayı ve para üstünü uzatıyor adam.
Hızla dönüp uzaklaşıyor Murat. Köşeyi dönene kadar, boncuk boncuk ter akan yüzü kasılmış, bir silah sesi bekliyor ama gelmiyor. Kalabalığa karıştığı ve sigarasını yaktığı anda bir rahatlık çullanıyor üstüne…
17 Mayıs 2008 Cumartesi
FossurGama Sunar: Tuzun Geldiği Nokta
Uzunca bir yemek masası. Ciddi bir toplantı. Zoraki gülümsemeler. Yemekler birer birer konuyor konukların önlerine ve çekiliyor garsonlar hürmetle.
“Tuzu uzatabilir misiniz?” diyor Akol şirketler grubu başkanı Hüdayi Badır.
“Tabi ki,” diyor Yafa yönetim kurulu başkanı Selami Yakar.
Birbirinin aynısı iki baharatlıktan birisini alıp deniyor. Eline akanın tuz olduğunu görünce yanındakine veriyor. O da kendi yanındakine. Ve böylece üç kişiyi daha geçerek Hüseyin beyin eline ulaşıyor tuz. Kavrayıp yemeğin üstüne götürüyor ve dökmeye başlıyor.
Ama o da ne? Dökülen şey tarçın!.
Herkes gülmeye başlıyor.
“Allah Allah, kulaktan kulağa oyununda yaşanan şeyin elden elede de yaşanması ne kadar garip değil mi?” diyor Hüdayi bey kafasını sallayarak.
“Tuzu uzatabilir misiniz?” diyor Akol şirketler grubu başkanı Hüdayi Badır.
“Tabi ki,” diyor Yafa yönetim kurulu başkanı Selami Yakar.
Birbirinin aynısı iki baharatlıktan birisini alıp deniyor. Eline akanın tuz olduğunu görünce yanındakine veriyor. O da kendi yanındakine. Ve böylece üç kişiyi daha geçerek Hüseyin beyin eline ulaşıyor tuz. Kavrayıp yemeğin üstüne götürüyor ve dökmeye başlıyor.
Ama o da ne? Dökülen şey tarçın!.
Herkes gülmeye başlıyor.
“Allah Allah, kulaktan kulağa oyununda yaşanan şeyin elden elede de yaşanması ne kadar garip değil mi?” diyor Hüdayi bey kafasını sallayarak.
15 Mayıs 2008 Perşembe
FossurGama Haberler
İstanbul İçin Yeni Trafik Kuralları
İstanbul Belediyesi’nin, Trafik Müdürlüğü’yle ortaklaşa yayınladığı yeni araç kullanma kılavuzunda yazılan enteresan şeyler hem yurtiçinde hem de yurtdışında ilgiyle karşılandı. İşte kurallardan bazıları: Bundan böyle, altmış yaşının üstünde yaşlılar trafiğe anca beş tekerlekli araçla çıkabilecek, renk körlüğü çekenlerin kırmızı ışıkta geçmesi suç sayılmayacak, içkili yakalananlar nas suresini sonuna kadar doğru düzgün okursa ceza almaktan kurtulacak, sürücünün ezdiği kişi sabıkalıysa alınan cezada otomatikman indirime gidilecek, kamyon arkası yazıları diğer sürücüleri eğitici nitelikte olacak vb…
FGH – İstanbul
Kanadalı Bilimadamlarından İnanılmaz Buluş
Kanadalı bilimadamları bildiğimiz boku yenebilir hale getirerek bilim dünyasında küçük çaplı bir infial yarattılar. Tatlı ve tuzlu olmak üzere iki çeşit ve pembe renkte piyasaya sürülmesi düşünülen “Vata” adındaki yiyeceğin alıcısının olup olmayacağı merak konusu.
FGH – Kanada
Kafa Türbanı
Kafaya lazerle dikilen ve asla çıkmayan türbanlar yeni bir moda başlatacak gibi görünüyor. Duşta, yatakta ve her türlü kişisel özgürlük alanında aniden birisinin girmesiyle bozulacak namuslarının garantiye alındığını düşünen dini bütün kadınlar bu buluştan oldukça memnun görünüyor. Aralarından N. T. adlı bayanın söylediği şu söz aslında her şeyi özetliyor: “Ne bilim, mesela örnek misali gömüldük diyelim, o zaman da başımızda olacak türban çok şükür, cennete gönlümüz ferah gidicez, öyle değil mi yani, yalan mı?”
FGH - Ankara
Masaj Koltuğu Dehşeti
Bir gün önce Nermin A. adındaki kadın Kayseri Ankara yolundaki Akyayla Konaklama Tesisleri’ndeki masaj koltuğunun kendisine tecavüz ettiğini iddiasıyla polisleri işletmeye doldurdu. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu söyleyen patron Ali S., koltuğunun suçsuzluğunu ispatlamak için tezgahtar Şule B.’yi koltuğa oturtunca herkesin gözleri önünde bir dehşet yaşandı. Koltuğun kenarları kızı sıkıştırmış, alt tarafta beliren sertlik de affedersiniz ama cinsel organına girmeye başlamıştı. Balyozla kırılan koltuğun içine cin girmiş olabileceği düşünülüyor ve polisin nezarethaneye götürdüğü koltukla ilgili mahkemelerin ne karar vereceği belirsizliğini koruyor.
FGH – Kayseri
Canlı Yayın Şoku
İki büyük televizyon kanalı Show TV ve Kanal D mahkemelik oldu. Prof. Dr. Ömer Tal’ın da bu iki güzide kanalımızı dava ettiği olay şöyle gelişti. Show TV’de Ana Haber bültenine çıkarılan Ömer Tal, canlı yayında Kanal D’nin gönderdiği adamlar tarafından kaçırıldı ve apar topar diğer taraftaki canlı yayına çıkarıldı. Bunu protesto eden ve konuşmama kararı alan profesörün, arkasında yere çömelmiş bir cüce tarafından silahla tehdit edildiği de açıkça yayına yansıdı. Kanal D tarafından savunulduğu gibi, yasadaki bir boşluğun izin verdiği bu olayla ilgili mahkemeden olumlu yönde bir karar çıkarsa konuk kaçırmaların olağan hale geleceği düşünülüyor.
FGH - İstanbul
Özel Formanın Nimeti
Malatyaspor’da oynayan Yener Alım’ın, iki hakemi yaktıktan sonra foyası ortaya çıktı. Kumaşta renk oynamasıyla, kendisine sırt numarası değişen özel bir forma yaptıran Y. A. ilk sarı kartı gördükten sonra numarayı değiştirerek ikinci sarı karttan, yani kırmızı karttan kurtulmuş, böylece hakemlerin de kural ihlali yapmasına yol açmıştı. Oyuncusunun arkasında yer alan Malatyaspor, rengin güneş yüzünden aniden değişmesinin şaşılacak bir şey olmadığını savunurken, Federasyon’dan bazı yetkililer, Y.A.’nın iki hafta kadar yedek oturma cezası alması gerektiğini düşünüyor.
FGH – Malatya
Habercinin Cingözü
Köpek adamı değil adam köpeği ısırırsa haber olur, sözünden yola çıkarak Kongo Kırım kanamalı virüsü taşıyan bir keneyi ısıran Adil Y. Adlı beş yıllık gazeteci zehirlendi. Hastanede serum bağlanan A. keneyi yoğurt yedikten sonra ısırdığı için başına bunların geldiğini söyledi.
FGH - Ankara
Peynircide Arbede
Ankara, Sakarya’da bulunan Lezzet Peynircisi’nde arbede yaşandı. Olay mahalline giren Caner B. adlı vatandaş yanındaki kutudan, özel olarak yetiştirildiğini söylediği bir fare çıkararak peynirleri ona denetmek istedi. Buna kesinlikle karşı çıkan ve o pis hayvanı dükkanından hemen çıkartmasını söyleyen peynirci Musa Yetiş’le, isteğinde ısrar eden ve hayvanına hakaret edilmesini içine sindiremeyen Caner bey tekme tokat kavgaya tutuşunca araya diğer esnaf girdi ve Caner beyi bir güzel dövdüler. Götürüldüğü karakolda polisler ve ifade almaya gelen savcı tarafından da tartaklanan Caner bey herkesten, özellikle de medyadan şikayetçi olacağını söyledi. Karakoldaki bir polis ise sokağın başındaki peynirciden on değişik peynir getirttiklerini ve farenin gerçekten de en güzelini seçtiğini söyleyerek Caner beyden herkesin özür dilemesi gerektiğini ifade etti.
FGH – Ankara
İstanbul Belediyesi’nin, Trafik Müdürlüğü’yle ortaklaşa yayınladığı yeni araç kullanma kılavuzunda yazılan enteresan şeyler hem yurtiçinde hem de yurtdışında ilgiyle karşılandı. İşte kurallardan bazıları: Bundan böyle, altmış yaşının üstünde yaşlılar trafiğe anca beş tekerlekli araçla çıkabilecek, renk körlüğü çekenlerin kırmızı ışıkta geçmesi suç sayılmayacak, içkili yakalananlar nas suresini sonuna kadar doğru düzgün okursa ceza almaktan kurtulacak, sürücünün ezdiği kişi sabıkalıysa alınan cezada otomatikman indirime gidilecek, kamyon arkası yazıları diğer sürücüleri eğitici nitelikte olacak vb…
FGH – İstanbul
Kanadalı Bilimadamlarından İnanılmaz Buluş
Kanadalı bilimadamları bildiğimiz boku yenebilir hale getirerek bilim dünyasında küçük çaplı bir infial yarattılar. Tatlı ve tuzlu olmak üzere iki çeşit ve pembe renkte piyasaya sürülmesi düşünülen “Vata” adındaki yiyeceğin alıcısının olup olmayacağı merak konusu.
FGH – Kanada
Kafa Türbanı
Kafaya lazerle dikilen ve asla çıkmayan türbanlar yeni bir moda başlatacak gibi görünüyor. Duşta, yatakta ve her türlü kişisel özgürlük alanında aniden birisinin girmesiyle bozulacak namuslarının garantiye alındığını düşünen dini bütün kadınlar bu buluştan oldukça memnun görünüyor. Aralarından N. T. adlı bayanın söylediği şu söz aslında her şeyi özetliyor: “Ne bilim, mesela örnek misali gömüldük diyelim, o zaman da başımızda olacak türban çok şükür, cennete gönlümüz ferah gidicez, öyle değil mi yani, yalan mı?”
FGH - Ankara
Masaj Koltuğu Dehşeti
Bir gün önce Nermin A. adındaki kadın Kayseri Ankara yolundaki Akyayla Konaklama Tesisleri’ndeki masaj koltuğunun kendisine tecavüz ettiğini iddiasıyla polisleri işletmeye doldurdu. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu söyleyen patron Ali S., koltuğunun suçsuzluğunu ispatlamak için tezgahtar Şule B.’yi koltuğa oturtunca herkesin gözleri önünde bir dehşet yaşandı. Koltuğun kenarları kızı sıkıştırmış, alt tarafta beliren sertlik de affedersiniz ama cinsel organına girmeye başlamıştı. Balyozla kırılan koltuğun içine cin girmiş olabileceği düşünülüyor ve polisin nezarethaneye götürdüğü koltukla ilgili mahkemelerin ne karar vereceği belirsizliğini koruyor.
FGH – Kayseri
Canlı Yayın Şoku
İki büyük televizyon kanalı Show TV ve Kanal D mahkemelik oldu. Prof. Dr. Ömer Tal’ın da bu iki güzide kanalımızı dava ettiği olay şöyle gelişti. Show TV’de Ana Haber bültenine çıkarılan Ömer Tal, canlı yayında Kanal D’nin gönderdiği adamlar tarafından kaçırıldı ve apar topar diğer taraftaki canlı yayına çıkarıldı. Bunu protesto eden ve konuşmama kararı alan profesörün, arkasında yere çömelmiş bir cüce tarafından silahla tehdit edildiği de açıkça yayına yansıdı. Kanal D tarafından savunulduğu gibi, yasadaki bir boşluğun izin verdiği bu olayla ilgili mahkemeden olumlu yönde bir karar çıkarsa konuk kaçırmaların olağan hale geleceği düşünülüyor.
FGH - İstanbul
Özel Formanın Nimeti
Malatyaspor’da oynayan Yener Alım’ın, iki hakemi yaktıktan sonra foyası ortaya çıktı. Kumaşta renk oynamasıyla, kendisine sırt numarası değişen özel bir forma yaptıran Y. A. ilk sarı kartı gördükten sonra numarayı değiştirerek ikinci sarı karttan, yani kırmızı karttan kurtulmuş, böylece hakemlerin de kural ihlali yapmasına yol açmıştı. Oyuncusunun arkasında yer alan Malatyaspor, rengin güneş yüzünden aniden değişmesinin şaşılacak bir şey olmadığını savunurken, Federasyon’dan bazı yetkililer, Y.A.’nın iki hafta kadar yedek oturma cezası alması gerektiğini düşünüyor.
FGH – Malatya
Habercinin Cingözü
Köpek adamı değil adam köpeği ısırırsa haber olur, sözünden yola çıkarak Kongo Kırım kanamalı virüsü taşıyan bir keneyi ısıran Adil Y. Adlı beş yıllık gazeteci zehirlendi. Hastanede serum bağlanan A. keneyi yoğurt yedikten sonra ısırdığı için başına bunların geldiğini söyledi.
FGH - Ankara
Peynircide Arbede
Ankara, Sakarya’da bulunan Lezzet Peynircisi’nde arbede yaşandı. Olay mahalline giren Caner B. adlı vatandaş yanındaki kutudan, özel olarak yetiştirildiğini söylediği bir fare çıkararak peynirleri ona denetmek istedi. Buna kesinlikle karşı çıkan ve o pis hayvanı dükkanından hemen çıkartmasını söyleyen peynirci Musa Yetiş’le, isteğinde ısrar eden ve hayvanına hakaret edilmesini içine sindiremeyen Caner bey tekme tokat kavgaya tutuşunca araya diğer esnaf girdi ve Caner beyi bir güzel dövdüler. Götürüldüğü karakolda polisler ve ifade almaya gelen savcı tarafından da tartaklanan Caner bey herkesten, özellikle de medyadan şikayetçi olacağını söyledi. Karakoldaki bir polis ise sokağın başındaki peynirciden on değişik peynir getirttiklerini ve farenin gerçekten de en güzelini seçtiğini söyleyerek Caner beyden herkesin özür dilemesi gerektiğini ifade etti.
FGH – Ankara
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)