Ana caddenin kenarında durmuş umutsuz gözlerle trafiğe bakıyor Celal. Vızır vızır. Sanki kulağının yanından kızışmış bir arı geçiyormuş gibi ses çıkarıyor her araba ve o, trafik lambalarının bulunduğu direğe bakıyor şimdi. Çözüm belli. İlerleyip yanına geliyor ve eli, yayalar için yeşil ışığı devreye sokan düğmeye uzanıyor. Basmasıyla büyük bir gürültü kopuyor. O pantalonu falan yanıp, kıç üstü iki metre geriye düşerken bir füze gibi gökyüzünün maviliğinde uçup gidiyor direk, trafik lambalarını da beraberinde götürerek.
Arabalar da duruyor tabi.
28 Mayıs 2008 Çarşamba
FossurGama Sunar: Kırlangıçlar
Çaybahçesinde oturmuş üçüncü çayını yudumlarken kimbilir kaçıncı kez gözünü kısıp doğruluyor Ahmet bey. Kalkıp ağacın altında tek başına oturan şişman adamın yanına gidiyor ve merakla soruyor: “Affedersiniz, şu kırlangıç, gelip gelip burada kayboluyor. Acaba?..
“Evet yahu,” diyor şişman adam gülerek. “Boynumun altına yuva yaptı kerata, orada yavrularını besliyor.”
Gözlerini pörtleterek eğilip adamın gıdısına sıkıca kurulmuş çamur, tükürük, saman karışımı yuvaya ve içinde küçücük kafalarıyla etrafa bakınan iki yavruya bakıyor Ahmet bey.
Bir şey demek istiyor ama diyemiyor…
“Evet yahu,” diyor şişman adam gülerek. “Boynumun altına yuva yaptı kerata, orada yavrularını besliyor.”
Gözlerini pörtleterek eğilip adamın gıdısına sıkıca kurulmuş çamur, tükürük, saman karışımı yuvaya ve içinde küçücük kafalarıyla etrafa bakınan iki yavruya bakıyor Ahmet bey.
Bir şey demek istiyor ama diyemiyor…
23 Mayıs 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Futbol Mutbol
Maç çıkışı, amigo Sarı Mahinur, arkasına yüzlerce kişiyi katmış, elindeki megafonla “Bir baba hindi” falan diye bağırtarak yürüyor. Ne dese coşkuyla tekrar ediyor galeyana gelmiş tipler ve o sırada değişik bir fikir geliyor Sarı’nın aklına. “Ulan,” diyor kendi kendine. “Bu herifler, şunu şunu, bunu bunu da tekrar eder mi lan acaba?” Sonra ilk sloganı patlatıyor: “Sosyal Güvenlik Yasası, Sömürü Maşası!” Ve o, köylü, öğrenci, emekçi falan, devam bağırmaya devam ederken, görüyor ki arkadaki kitlenin coşkusunda bir gram bile bir azalma yok. Hatta daha bile fazla çıkıyor sesleri. Böylece hep beraber Taksim’e kadar yürüyüp, copları yiyip, taş ata ata sokak aralarına kaçıp dağılıyorlar ve ilk kez akşam, müthiş bir uyku çekiyorlar, vicdanları tamamen rahatlamış…
21 Mayıs 2008 Çarşamba
FossurGama Sunar: Büfeci
Ara sokakta kimse yok. Cebinden cüzdanını çıkararak yaklaşıyor Murat büfeye. Hemencecik bir sigara almazsa kafayı yiyeceğinden emin. Eğilirken binlerce kez yinelediği soru beyninde hazırolda bekliyor. Fakat soramıyor o. Kağıt para elinde sallanırken, kekeleyerek; tabureye oturmuş, silahı kafasına dayamış, intihar etme hazırlığındaki büfeciye bakıyor ve “Ee şey, pardon!” deyip oradan uzaklaşma telaşına kapılıyor.
İndiriyor büfeci silahı hızla. “Önemli değil bilader, ne vardı?” diye soruyor.
“Şey, öhö, ben bir Winston light alacaktım,” diyebiliyor Murat kurumuş boğazından nasıl çıkarttıysa.
Kalkıp parayı alıyor, sigarayı ve para üstünü uzatıyor adam.
Hızla dönüp uzaklaşıyor Murat. Köşeyi dönene kadar, boncuk boncuk ter akan yüzü kasılmış, bir silah sesi bekliyor ama gelmiyor. Kalabalığa karıştığı ve sigarasını yaktığı anda bir rahatlık çullanıyor üstüne…
İndiriyor büfeci silahı hızla. “Önemli değil bilader, ne vardı?” diye soruyor.
“Şey, öhö, ben bir Winston light alacaktım,” diyebiliyor Murat kurumuş boğazından nasıl çıkarttıysa.
Kalkıp parayı alıyor, sigarayı ve para üstünü uzatıyor adam.
Hızla dönüp uzaklaşıyor Murat. Köşeyi dönene kadar, boncuk boncuk ter akan yüzü kasılmış, bir silah sesi bekliyor ama gelmiyor. Kalabalığa karıştığı ve sigarasını yaktığı anda bir rahatlık çullanıyor üstüne…
17 Mayıs 2008 Cumartesi
FossurGama Sunar: Tuzun Geldiği Nokta
Uzunca bir yemek masası. Ciddi bir toplantı. Zoraki gülümsemeler. Yemekler birer birer konuyor konukların önlerine ve çekiliyor garsonlar hürmetle.
“Tuzu uzatabilir misiniz?” diyor Akol şirketler grubu başkanı Hüdayi Badır.
“Tabi ki,” diyor Yafa yönetim kurulu başkanı Selami Yakar.
Birbirinin aynısı iki baharatlıktan birisini alıp deniyor. Eline akanın tuz olduğunu görünce yanındakine veriyor. O da kendi yanındakine. Ve böylece üç kişiyi daha geçerek Hüseyin beyin eline ulaşıyor tuz. Kavrayıp yemeğin üstüne götürüyor ve dökmeye başlıyor.
Ama o da ne? Dökülen şey tarçın!.
Herkes gülmeye başlıyor.
“Allah Allah, kulaktan kulağa oyununda yaşanan şeyin elden elede de yaşanması ne kadar garip değil mi?” diyor Hüdayi bey kafasını sallayarak.
“Tuzu uzatabilir misiniz?” diyor Akol şirketler grubu başkanı Hüdayi Badır.
“Tabi ki,” diyor Yafa yönetim kurulu başkanı Selami Yakar.
Birbirinin aynısı iki baharatlıktan birisini alıp deniyor. Eline akanın tuz olduğunu görünce yanındakine veriyor. O da kendi yanındakine. Ve böylece üç kişiyi daha geçerek Hüseyin beyin eline ulaşıyor tuz. Kavrayıp yemeğin üstüne götürüyor ve dökmeye başlıyor.
Ama o da ne? Dökülen şey tarçın!.
Herkes gülmeye başlıyor.
“Allah Allah, kulaktan kulağa oyununda yaşanan şeyin elden elede de yaşanması ne kadar garip değil mi?” diyor Hüdayi bey kafasını sallayarak.
15 Mayıs 2008 Perşembe
FossurGama Haberler
İstanbul İçin Yeni Trafik Kuralları
İstanbul Belediyesi’nin, Trafik Müdürlüğü’yle ortaklaşa yayınladığı yeni araç kullanma kılavuzunda yazılan enteresan şeyler hem yurtiçinde hem de yurtdışında ilgiyle karşılandı. İşte kurallardan bazıları: Bundan böyle, altmış yaşının üstünde yaşlılar trafiğe anca beş tekerlekli araçla çıkabilecek, renk körlüğü çekenlerin kırmızı ışıkta geçmesi suç sayılmayacak, içkili yakalananlar nas suresini sonuna kadar doğru düzgün okursa ceza almaktan kurtulacak, sürücünün ezdiği kişi sabıkalıysa alınan cezada otomatikman indirime gidilecek, kamyon arkası yazıları diğer sürücüleri eğitici nitelikte olacak vb…
FGH – İstanbul
Kanadalı Bilimadamlarından İnanılmaz Buluş
Kanadalı bilimadamları bildiğimiz boku yenebilir hale getirerek bilim dünyasında küçük çaplı bir infial yarattılar. Tatlı ve tuzlu olmak üzere iki çeşit ve pembe renkte piyasaya sürülmesi düşünülen “Vata” adındaki yiyeceğin alıcısının olup olmayacağı merak konusu.
FGH – Kanada
Kafa Türbanı
Kafaya lazerle dikilen ve asla çıkmayan türbanlar yeni bir moda başlatacak gibi görünüyor. Duşta, yatakta ve her türlü kişisel özgürlük alanında aniden birisinin girmesiyle bozulacak namuslarının garantiye alındığını düşünen dini bütün kadınlar bu buluştan oldukça memnun görünüyor. Aralarından N. T. adlı bayanın söylediği şu söz aslında her şeyi özetliyor: “Ne bilim, mesela örnek misali gömüldük diyelim, o zaman da başımızda olacak türban çok şükür, cennete gönlümüz ferah gidicez, öyle değil mi yani, yalan mı?”
FGH - Ankara
Masaj Koltuğu Dehşeti
Bir gün önce Nermin A. adındaki kadın Kayseri Ankara yolundaki Akyayla Konaklama Tesisleri’ndeki masaj koltuğunun kendisine tecavüz ettiğini iddiasıyla polisleri işletmeye doldurdu. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu söyleyen patron Ali S., koltuğunun suçsuzluğunu ispatlamak için tezgahtar Şule B.’yi koltuğa oturtunca herkesin gözleri önünde bir dehşet yaşandı. Koltuğun kenarları kızı sıkıştırmış, alt tarafta beliren sertlik de affedersiniz ama cinsel organına girmeye başlamıştı. Balyozla kırılan koltuğun içine cin girmiş olabileceği düşünülüyor ve polisin nezarethaneye götürdüğü koltukla ilgili mahkemelerin ne karar vereceği belirsizliğini koruyor.
FGH – Kayseri
Canlı Yayın Şoku
İki büyük televizyon kanalı Show TV ve Kanal D mahkemelik oldu. Prof. Dr. Ömer Tal’ın da bu iki güzide kanalımızı dava ettiği olay şöyle gelişti. Show TV’de Ana Haber bültenine çıkarılan Ömer Tal, canlı yayında Kanal D’nin gönderdiği adamlar tarafından kaçırıldı ve apar topar diğer taraftaki canlı yayına çıkarıldı. Bunu protesto eden ve konuşmama kararı alan profesörün, arkasında yere çömelmiş bir cüce tarafından silahla tehdit edildiği de açıkça yayına yansıdı. Kanal D tarafından savunulduğu gibi, yasadaki bir boşluğun izin verdiği bu olayla ilgili mahkemeden olumlu yönde bir karar çıkarsa konuk kaçırmaların olağan hale geleceği düşünülüyor.
FGH - İstanbul
Özel Formanın Nimeti
Malatyaspor’da oynayan Yener Alım’ın, iki hakemi yaktıktan sonra foyası ortaya çıktı. Kumaşta renk oynamasıyla, kendisine sırt numarası değişen özel bir forma yaptıran Y. A. ilk sarı kartı gördükten sonra numarayı değiştirerek ikinci sarı karttan, yani kırmızı karttan kurtulmuş, böylece hakemlerin de kural ihlali yapmasına yol açmıştı. Oyuncusunun arkasında yer alan Malatyaspor, rengin güneş yüzünden aniden değişmesinin şaşılacak bir şey olmadığını savunurken, Federasyon’dan bazı yetkililer, Y.A.’nın iki hafta kadar yedek oturma cezası alması gerektiğini düşünüyor.
FGH – Malatya
Habercinin Cingözü
Köpek adamı değil adam köpeği ısırırsa haber olur, sözünden yola çıkarak Kongo Kırım kanamalı virüsü taşıyan bir keneyi ısıran Adil Y. Adlı beş yıllık gazeteci zehirlendi. Hastanede serum bağlanan A. keneyi yoğurt yedikten sonra ısırdığı için başına bunların geldiğini söyledi.
FGH - Ankara
Peynircide Arbede
Ankara, Sakarya’da bulunan Lezzet Peynircisi’nde arbede yaşandı. Olay mahalline giren Caner B. adlı vatandaş yanındaki kutudan, özel olarak yetiştirildiğini söylediği bir fare çıkararak peynirleri ona denetmek istedi. Buna kesinlikle karşı çıkan ve o pis hayvanı dükkanından hemen çıkartmasını söyleyen peynirci Musa Yetiş’le, isteğinde ısrar eden ve hayvanına hakaret edilmesini içine sindiremeyen Caner bey tekme tokat kavgaya tutuşunca araya diğer esnaf girdi ve Caner beyi bir güzel dövdüler. Götürüldüğü karakolda polisler ve ifade almaya gelen savcı tarafından da tartaklanan Caner bey herkesten, özellikle de medyadan şikayetçi olacağını söyledi. Karakoldaki bir polis ise sokağın başındaki peynirciden on değişik peynir getirttiklerini ve farenin gerçekten de en güzelini seçtiğini söyleyerek Caner beyden herkesin özür dilemesi gerektiğini ifade etti.
FGH – Ankara
İstanbul Belediyesi’nin, Trafik Müdürlüğü’yle ortaklaşa yayınladığı yeni araç kullanma kılavuzunda yazılan enteresan şeyler hem yurtiçinde hem de yurtdışında ilgiyle karşılandı. İşte kurallardan bazıları: Bundan böyle, altmış yaşının üstünde yaşlılar trafiğe anca beş tekerlekli araçla çıkabilecek, renk körlüğü çekenlerin kırmızı ışıkta geçmesi suç sayılmayacak, içkili yakalananlar nas suresini sonuna kadar doğru düzgün okursa ceza almaktan kurtulacak, sürücünün ezdiği kişi sabıkalıysa alınan cezada otomatikman indirime gidilecek, kamyon arkası yazıları diğer sürücüleri eğitici nitelikte olacak vb…
FGH – İstanbul
Kanadalı Bilimadamlarından İnanılmaz Buluş
Kanadalı bilimadamları bildiğimiz boku yenebilir hale getirerek bilim dünyasında küçük çaplı bir infial yarattılar. Tatlı ve tuzlu olmak üzere iki çeşit ve pembe renkte piyasaya sürülmesi düşünülen “Vata” adındaki yiyeceğin alıcısının olup olmayacağı merak konusu.
FGH – Kanada
Kafa Türbanı
Kafaya lazerle dikilen ve asla çıkmayan türbanlar yeni bir moda başlatacak gibi görünüyor. Duşta, yatakta ve her türlü kişisel özgürlük alanında aniden birisinin girmesiyle bozulacak namuslarının garantiye alındığını düşünen dini bütün kadınlar bu buluştan oldukça memnun görünüyor. Aralarından N. T. adlı bayanın söylediği şu söz aslında her şeyi özetliyor: “Ne bilim, mesela örnek misali gömüldük diyelim, o zaman da başımızda olacak türban çok şükür, cennete gönlümüz ferah gidicez, öyle değil mi yani, yalan mı?”
FGH - Ankara
Masaj Koltuğu Dehşeti
Bir gün önce Nermin A. adındaki kadın Kayseri Ankara yolundaki Akyayla Konaklama Tesisleri’ndeki masaj koltuğunun kendisine tecavüz ettiğini iddiasıyla polisleri işletmeye doldurdu. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu söyleyen patron Ali S., koltuğunun suçsuzluğunu ispatlamak için tezgahtar Şule B.’yi koltuğa oturtunca herkesin gözleri önünde bir dehşet yaşandı. Koltuğun kenarları kızı sıkıştırmış, alt tarafta beliren sertlik de affedersiniz ama cinsel organına girmeye başlamıştı. Balyozla kırılan koltuğun içine cin girmiş olabileceği düşünülüyor ve polisin nezarethaneye götürdüğü koltukla ilgili mahkemelerin ne karar vereceği belirsizliğini koruyor.
FGH – Kayseri
Canlı Yayın Şoku
İki büyük televizyon kanalı Show TV ve Kanal D mahkemelik oldu. Prof. Dr. Ömer Tal’ın da bu iki güzide kanalımızı dava ettiği olay şöyle gelişti. Show TV’de Ana Haber bültenine çıkarılan Ömer Tal, canlı yayında Kanal D’nin gönderdiği adamlar tarafından kaçırıldı ve apar topar diğer taraftaki canlı yayına çıkarıldı. Bunu protesto eden ve konuşmama kararı alan profesörün, arkasında yere çömelmiş bir cüce tarafından silahla tehdit edildiği de açıkça yayına yansıdı. Kanal D tarafından savunulduğu gibi, yasadaki bir boşluğun izin verdiği bu olayla ilgili mahkemeden olumlu yönde bir karar çıkarsa konuk kaçırmaların olağan hale geleceği düşünülüyor.
FGH - İstanbul
Özel Formanın Nimeti
Malatyaspor’da oynayan Yener Alım’ın, iki hakemi yaktıktan sonra foyası ortaya çıktı. Kumaşta renk oynamasıyla, kendisine sırt numarası değişen özel bir forma yaptıran Y. A. ilk sarı kartı gördükten sonra numarayı değiştirerek ikinci sarı karttan, yani kırmızı karttan kurtulmuş, böylece hakemlerin de kural ihlali yapmasına yol açmıştı. Oyuncusunun arkasında yer alan Malatyaspor, rengin güneş yüzünden aniden değişmesinin şaşılacak bir şey olmadığını savunurken, Federasyon’dan bazı yetkililer, Y.A.’nın iki hafta kadar yedek oturma cezası alması gerektiğini düşünüyor.
FGH – Malatya
Habercinin Cingözü
Köpek adamı değil adam köpeği ısırırsa haber olur, sözünden yola çıkarak Kongo Kırım kanamalı virüsü taşıyan bir keneyi ısıran Adil Y. Adlı beş yıllık gazeteci zehirlendi. Hastanede serum bağlanan A. keneyi yoğurt yedikten sonra ısırdığı için başına bunların geldiğini söyledi.
FGH - Ankara
Peynircide Arbede
Ankara, Sakarya’da bulunan Lezzet Peynircisi’nde arbede yaşandı. Olay mahalline giren Caner B. adlı vatandaş yanındaki kutudan, özel olarak yetiştirildiğini söylediği bir fare çıkararak peynirleri ona denetmek istedi. Buna kesinlikle karşı çıkan ve o pis hayvanı dükkanından hemen çıkartmasını söyleyen peynirci Musa Yetiş’le, isteğinde ısrar eden ve hayvanına hakaret edilmesini içine sindiremeyen Caner bey tekme tokat kavgaya tutuşunca araya diğer esnaf girdi ve Caner beyi bir güzel dövdüler. Götürüldüğü karakolda polisler ve ifade almaya gelen savcı tarafından da tartaklanan Caner bey herkesten, özellikle de medyadan şikayetçi olacağını söyledi. Karakoldaki bir polis ise sokağın başındaki peynirciden on değişik peynir getirttiklerini ve farenin gerçekten de en güzelini seçtiğini söyleyerek Caner beyden herkesin özür dilemesi gerektiğini ifade etti.
FGH – Ankara
FossurGama Sunar: İşe Geç Kalmak!
Sokakta, arabaların arasında durmuş avaz avaz bağırıyor bir adam: "Nurteen, hadisene be ya!"
Üçüncü katın penceresinden çıkıp “Ay dur!” diye bağırıyor şişko bir kadın nemrut yüzüyle. “Patladın mı ayol!”
“Yahu işe geç kaldım, atsana şunu, Allah Allaaah!” diyor adam.
Beş saniye geçmiyor, yoldaki beş altı kişinin faltaşı gibi açılmış gözleri önünde, kadın orada belirip elindeki altı yedi aylık çocuğu aşağıya fırlatıyor. Adam da rahatlıkla yakalayıp arabasına doğru yürüyor hızlı hızlı. Bir de söyleniyor durmadan: “Salak karı, daha annesine bırakıcaz, bi de Kadıköy’e dönücez, bir şey anlamıyor ki mankafa!"
Üçüncü katın penceresinden çıkıp “Ay dur!” diye bağırıyor şişko bir kadın nemrut yüzüyle. “Patladın mı ayol!”
“Yahu işe geç kaldım, atsana şunu, Allah Allaaah!” diyor adam.
Beş saniye geçmiyor, yoldaki beş altı kişinin faltaşı gibi açılmış gözleri önünde, kadın orada belirip elindeki altı yedi aylık çocuğu aşağıya fırlatıyor. Adam da rahatlıkla yakalayıp arabasına doğru yürüyor hızlı hızlı. Bir de söyleniyor durmadan: “Salak karı, daha annesine bırakıcaz, bi de Kadıköy’e dönücez, bir şey anlamıyor ki mankafa!"
17 Nisan 2008 Perşembe
FossurGama Sunar: Dünya Görmedi Böyle Bir Şey
Fatih’te bir düğün salonu. İrili ufaklı, genciyle, bebesiyle bir sürü tip yerlerde. Sandalyeler devrilmiş. Gülenler, kahkaha atanlar, yüzünü çizip üstünü başını yırtanlar, kusanlar… Ve aralarında dolaşıp durmadan dua okuyan beş kadar imam. Salonun girişinde kocaman, bez afiş her şeyi açıklıyor:
“Toplu Şeytan Çıkarma Etkinliği – Fatih Belediyesi”
“Toplu Şeytan Çıkarma Etkinliği – Fatih Belediyesi”
FossurGama Sunar: Nereye Selçuk?
Bakkaldan içeri hızla giriyor Selçuk. “İyi günler. Bir Winston light versene!” diyor acelesi olduğunu belli eder bir tavırda ve o sırada, yani biraz geç, incelemeyi akıl ediyor içerideki yüzleri. Aslında üstüne çullanan his zorluyor kendisini.
“Buyur bilader,” diyen bakkalın üstünde garip bir küstahlık göze çarpıyor. Bıyıklarını buruşunda bir mana var sanki. Gözlerinin parıldayışında iğrenç bir şeyler. Rahatsız edici. Hemen yanında iskemleye oturmuş çiroz da gevşek bir ağızla kendisini süzüyor fütursuzca. Meraklı, bir şeyler bekleyen bir bakış onunki…
Sinirleniyor Selçuk. Yavşaklara bak be! Hızla sigarayı bankodan alıp parayı önüne atıyor bakkalın ve hiçbir şey demeden çıkıyor dışarıya. Her yeri magandaların kapladığını düşünerek öfke içinde yürüyor yokuştan yukarıya. O hırsla caddeye çıkması çok da sürmüyor. Fakat düşüncelerini tekrardan günlük yaşama yöneltmeyi başardığı anda başka bir sorun çullanıyor üstüne. Şimdi de kendisine bakıp kıkırdayan bazı insanlar görüyor. Haydaa! Merakla döndürüyor başını bir oraya bir buraya ve her saniye daha da kontrolden çıkıyor siniri. Resmen ona bakıp birbirlerini dürtüyor herifler. Orospu çocukları!
“Ne bakıyorsun lan!” diye bağırıyor bir tipe. Hedef aldığı, rahatça canına okuyacağını düşündüğü daha yitmemiş bir genç.
“Altına baksana salak!” diyor gencin yanındaki kız. “Gerizekalı!”
Ve onlar gülerek kaçarken Selçuk da pat diye durup aşağıya bakıyor ve beyninden vurulmuşa dönüyor. Pantolonu yok! Ceketi, kravatı, ayakkabıları, çorapları, donu üstünde ama pantalonu gitmiş. Nasıl olur?
Utançtan kıpkırmızı yüzüyle bir anda dönüp delice koşturuyor evine doğru. Alaylar gırla gidiyor arkasından.
“O bakkal yaptı,” diye bağırıyor, yokuştan aşağı yuvarlanırcasına inerken. “Şikayet edicem onu. Beni hipnotize etti. Görecek o. Bakalım içeri atılınca da öyle küstah küstah bakabilecek mi? Evet. O yaptı bunu. Şüphe yok. Görecek gününü. Evet!”
“Buyur bilader,” diyen bakkalın üstünde garip bir küstahlık göze çarpıyor. Bıyıklarını buruşunda bir mana var sanki. Gözlerinin parıldayışında iğrenç bir şeyler. Rahatsız edici. Hemen yanında iskemleye oturmuş çiroz da gevşek bir ağızla kendisini süzüyor fütursuzca. Meraklı, bir şeyler bekleyen bir bakış onunki…
Sinirleniyor Selçuk. Yavşaklara bak be! Hızla sigarayı bankodan alıp parayı önüne atıyor bakkalın ve hiçbir şey demeden çıkıyor dışarıya. Her yeri magandaların kapladığını düşünerek öfke içinde yürüyor yokuştan yukarıya. O hırsla caddeye çıkması çok da sürmüyor. Fakat düşüncelerini tekrardan günlük yaşama yöneltmeyi başardığı anda başka bir sorun çullanıyor üstüne. Şimdi de kendisine bakıp kıkırdayan bazı insanlar görüyor. Haydaa! Merakla döndürüyor başını bir oraya bir buraya ve her saniye daha da kontrolden çıkıyor siniri. Resmen ona bakıp birbirlerini dürtüyor herifler. Orospu çocukları!
“Ne bakıyorsun lan!” diye bağırıyor bir tipe. Hedef aldığı, rahatça canına okuyacağını düşündüğü daha yitmemiş bir genç.
“Altına baksana salak!” diyor gencin yanındaki kız. “Gerizekalı!”
Ve onlar gülerek kaçarken Selçuk da pat diye durup aşağıya bakıyor ve beyninden vurulmuşa dönüyor. Pantolonu yok! Ceketi, kravatı, ayakkabıları, çorapları, donu üstünde ama pantalonu gitmiş. Nasıl olur?
Utançtan kıpkırmızı yüzüyle bir anda dönüp delice koşturuyor evine doğru. Alaylar gırla gidiyor arkasından.
“O bakkal yaptı,” diye bağırıyor, yokuştan aşağı yuvarlanırcasına inerken. “Şikayet edicem onu. Beni hipnotize etti. Görecek o. Bakalım içeri atılınca da öyle küstah küstah bakabilecek mi? Evet. O yaptı bunu. Şüphe yok. Görecek gününü. Evet!”
28 Mart 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Diş.
Dişçi koltuğunda, uyuşturucu iğneden iki adet yese de inlemesi kesilmeyen Nuri’nin azı dişi çekiştirilip duruluyordu yumuşacık bir doktor eli tarafından. “Aıhh!” diye bir ses. Ve birden pensede kalıverince diş geriye sendeleyip zar zor toparladı kendini doktor. Sonra “İyisiniz değil mi, geçti gitti işte,” dedi. “Bakın, yaramaz dişimiz de bur…” Lafını kesip dişi döndürdü pense benzeri aletin ucunda. Sonra yaklaştırdı başını hafif ve sanki gözleri büyüdü.
Kan ve balgam dolu ağzıyla “Noolfddu?” şeklinde bir şeyler geveledi Nuri. Meraklanmıştı. Sanki dişine kanser atlamış ya da bir orada bir keçi boku duruyormuş gibi öyle şüpheli şüpheli ne bakıyordu bu herif de be!
“Yok bi şey, yok da, dur bi bakalım…” Yürüyüp masasına otururken asistanını da yanına çağırdı dişçi. “Hımm,” dedi biraz sonra o da. “Çok ilginç,” diye söylendiler ardından. Eğilip uzayan bir büyüteci yanlarına çekmişlerdi ve oldukça ciddi görünüyorlardı.
Balgamı suyla tükürüp ayağa kalktı Nuri çenesindeki uyuşukluğu falan unutarak. “Noolufyo yaa! Bi şey mi vaar doktoo bey?”
“Şeey,” dedi adam. “Sanki dişinizin ortasına bir oyuk açılmış da bir şeyler sokulmuş gibi görünüyor. Hiç görmedim böyle bir şey. Nano teknolojiyle falan yapılmış olmalı…”
“Afedersiniz,” dedi asistan gözlerini kısarak. “Casus musunuz yoksa?”
“Ne casusu yaa,” dedi Nuri. “Nerden çıktı şimdi bunlar. Allaallaaa!”
Ve bundan sonra işler daha da çetrefilleşti. Hemen telefonlar edildi. Nuri ve diğer dolgusu yerinde bekler, o da söylenip dururken doktorlar laboratuarda toplanıp olayı çözüme ulaştırmak için var güçleriyle çalışmaya başladılar. Diş kesilip, söz konusu küçücük şerit ortaya çıkarıldığında polisler de olay yerine varmışlardı. Hastanenin en güçlü mikroskobu da bir hademenin elinde ortadaki masaya getirilip konduğunda tüm doktorlar ve araya sıkışabilen herkes acaba profesör doktor Ahmet Kumcu’nun ağzından ne çıkacak diye beklemekteydi.
Hafif daha yaklaştı ve hecelemeye başladı profesör. “Buuu…”
Çekildi geriye birden ve şaşkın bir halde tepesine toplaşmış doktor kadrosunu süzdü.
“Evet hocam,” dedi birisi. “Bu!”
“Bu dişi çeken ibnedir yazıyor arkadaşlar!”
Kan ve balgam dolu ağzıyla “Noolfddu?” şeklinde bir şeyler geveledi Nuri. Meraklanmıştı. Sanki dişine kanser atlamış ya da bir orada bir keçi boku duruyormuş gibi öyle şüpheli şüpheli ne bakıyordu bu herif de be!
“Yok bi şey, yok da, dur bi bakalım…” Yürüyüp masasına otururken asistanını da yanına çağırdı dişçi. “Hımm,” dedi biraz sonra o da. “Çok ilginç,” diye söylendiler ardından. Eğilip uzayan bir büyüteci yanlarına çekmişlerdi ve oldukça ciddi görünüyorlardı.
Balgamı suyla tükürüp ayağa kalktı Nuri çenesindeki uyuşukluğu falan unutarak. “Noolufyo yaa! Bi şey mi vaar doktoo bey?”
“Şeey,” dedi adam. “Sanki dişinizin ortasına bir oyuk açılmış da bir şeyler sokulmuş gibi görünüyor. Hiç görmedim böyle bir şey. Nano teknolojiyle falan yapılmış olmalı…”
“Afedersiniz,” dedi asistan gözlerini kısarak. “Casus musunuz yoksa?”
“Ne casusu yaa,” dedi Nuri. “Nerden çıktı şimdi bunlar. Allaallaaa!”
Ve bundan sonra işler daha da çetrefilleşti. Hemen telefonlar edildi. Nuri ve diğer dolgusu yerinde bekler, o da söylenip dururken doktorlar laboratuarda toplanıp olayı çözüme ulaştırmak için var güçleriyle çalışmaya başladılar. Diş kesilip, söz konusu küçücük şerit ortaya çıkarıldığında polisler de olay yerine varmışlardı. Hastanenin en güçlü mikroskobu da bir hademenin elinde ortadaki masaya getirilip konduğunda tüm doktorlar ve araya sıkışabilen herkes acaba profesör doktor Ahmet Kumcu’nun ağzından ne çıkacak diye beklemekteydi.
Hafif daha yaklaştı ve hecelemeye başladı profesör. “Buuu…”
Çekildi geriye birden ve şaşkın bir halde tepesine toplaşmış doktor kadrosunu süzdü.
“Evet hocam,” dedi birisi. “Bu!”
“Bu dişi çeken ibnedir yazıyor arkadaşlar!”
FossurGama Sunar: Foto Finiş
Atlar kumlu pistte delice bir hızla gider, jokeyler kısa kırbaçlarını kaba etlerine indirirken, Gökhan bir eliyle arkadaşının ceketini yakalamış, sarsıyor, “Kop da gel be oğlum, üzme bizi be, hadi lan!” diye bağırıp duruyordu. Fakat tüm o sert sözler birbirine girmiş üzgün kaşların, ağlamık suratın çaresizliğini örtemiyordu. Arkadaşıyla birlikte son paralarını da şu Selamet denen ata yatırmışlardı ve liderin beş metre gerisinden geldiğine göre, şu son düzlük onların yıkımı olacak, bir daha bellerini falan toparlayamayacaklar demekti. Nasıl da inanmışlardı lan şu orospu çocuğu Hamdi’ye. Aaah ah!
“Hadi be yavrum, yürü bee!” Ses acıklı bir şekilde titrerken metreler nalların altında eriyip gitti. “Kop da gel be yavrum!” Son otuz metre. Durdu Gökhan. Bağırmayı bıraktı, bir dakika kadar önce sesi soluğu kesilen arkadaşı gibi. “Yandık anasını satayım, yandık ki ne yandık” dedi ve o sırada patladı bir silah. Yankılar uçuşurken Gökhan öndeki atın tökezleyip yuvarlandığını, jokeyinin savrulup gittiğini gördü. Dilini yutmuştu herkes. Sessizliğin içinde döndü ve Serdar’a baktı yutkunarak. Elindeki silahı indirip “Sen paraları al,” dedi arkadaşı. “Karıma, çocuğuma bakarsın. Ben yatarım bir süre çıkarım!”
“Hadi be yavrum, yürü bee!” Ses acıklı bir şekilde titrerken metreler nalların altında eriyip gitti. “Kop da gel be yavrum!” Son otuz metre. Durdu Gökhan. Bağırmayı bıraktı, bir dakika kadar önce sesi soluğu kesilen arkadaşı gibi. “Yandık anasını satayım, yandık ki ne yandık” dedi ve o sırada patladı bir silah. Yankılar uçuşurken Gökhan öndeki atın tökezleyip yuvarlandığını, jokeyinin savrulup gittiğini gördü. Dilini yutmuştu herkes. Sessizliğin içinde döndü ve Serdar’a baktı yutkunarak. Elindeki silahı indirip “Sen paraları al,” dedi arkadaşı. “Karıma, çocuğuma bakarsın. Ben yatarım bir süre çıkarım!”
14 Mart 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Kraliçe
Çimenlere serilmiş, küçük beyaz bulutların geçişini izleyerek kır havasının tadını çıkarmaya çalışıyordu Yavuz. Ama onu bir süredir rahatsız eden şeye dayanamadan tekrar dikildi. Bir ses. O pastoral atmosferle, insanlardan, evlerden arınmış saf yeşillikle alakası olmayan bir ses. Ayağa kalktı ve kulağını iyice vererek ilerledi. Yürüdü yürümesine ama bir mırıldanmadan öteye geçmeyen o lanet olası gürültünün kaynağına bir türlü ulaşamadı. Ne var ki yükselmişti ses. Sonra birden döndü. Olabilir mi dedi içinden. Soru falan sorma zamanı değildi. Yürüdü temkinli adımlarla. Telleri atlayıp geçti. Soluğunu bile tuttu kutunun oraya varırken. Hayvanları kızdırmamaya dikkat ederek yavaşça eğildi ve güçlü soprano ses kulaklarına gayet net, içerideki çeperlerde doğan yankılarla ulaşıverdi.
Seda Sayan’ın Geri Gel’ini neredeyse aynen söylüyordu kovandaki Kraliçe Arı!
Seda Sayan’ın Geri Gel’ini neredeyse aynen söylüyordu kovandaki Kraliçe Arı!
FossurGama Sunar: Tahammülsüz
Zafer denen adam, otostop yapan kızı arabasına alalı on dakika ya olmuş ya olmamıştır. Bu süre zarfında bir şeyler konuşmuşlar, hatta kız birkaç kere gülmüştür bile. Sorar Zafer fırça gibi saçlarını geriye atmaya çalışarak. “İşin var mı şimdi? Bizim eve gitmeye ne dersin?” Bıyıklarının altında ıslak ıslaktır dolgun dudakları.
Asılır kızın yüzü hafif. “Yok, benim şeye gitmem lazım.”
“Neye gitmen lazım.”
“… Eve gidicem.” Kesin ve aksidir kızın ses tonu.
“Tamam, sorun değil,” der Zafer ve uzanıp paneldeki büyükçe bir düğmeye basar.
Birden yüksek bir zırıltı eşliğinde tavan açılmaya başlar.
“Naapıyorsun?” der kız, kendince havanın soğuk olduğunu ima etmeye çalışarak.
Ama cevap vermez Zafer. Önündeki yola kilitlemiştir gözlerini.
Ve birden müthiş bir hızda havaya fırlar kızın koltuğu, altındaki yayın boşalışıyla. Haykırış gökyüzünün mavisine karışır. Kız yandaki araziye doğru uçar gider ve yavaşlayıp döndürür Zafer arabayı. Başka bir hatun bulabilme umuduyla yeniden üniversite çıkışına doğru yönlenirken koltuk da gıcırtılarla yerine oturmaktadır…
Asılır kızın yüzü hafif. “Yok, benim şeye gitmem lazım.”
“Neye gitmen lazım.”
“… Eve gidicem.” Kesin ve aksidir kızın ses tonu.
“Tamam, sorun değil,” der Zafer ve uzanıp paneldeki büyükçe bir düğmeye basar.
Birden yüksek bir zırıltı eşliğinde tavan açılmaya başlar.
“Naapıyorsun?” der kız, kendince havanın soğuk olduğunu ima etmeye çalışarak.
Ama cevap vermez Zafer. Önündeki yola kilitlemiştir gözlerini.
Ve birden müthiş bir hızda havaya fırlar kızın koltuğu, altındaki yayın boşalışıyla. Haykırış gökyüzünün mavisine karışır. Kız yandaki araziye doğru uçar gider ve yavaşlayıp döndürür Zafer arabayı. Başka bir hatun bulabilme umuduyla yeniden üniversite çıkışına doğru yönlenirken koltuk da gıcırtılarla yerine oturmaktadır…
FossurGama Sunar: Bu da Kim Lan?
Mezara inmiş şapşal şapşal bakınıyordu Selim. Demek doğruydu bulduğu harita. “Amman be yavrum, vurdum sonunda voliyi be!” deyip ilerledi, elindeki gaz lambasının ışığında tilki gibi dört bir yana bakınarak. Sonra yerdeki altın lambayı gördü. Yakutlarla, kehribarlarla, akiklerle ustaca işlenmiş, insanın gözünü bırakın, kalbini de alıp sünger gibi sıkıyordu. Allaaah!” diye bağırıp üstüne atladı Selim. Alıp dikkatlice kaldırdı havaya. Dayanamayıp okşadı göğsüne yapıştırarak. “Ne güzel lan! Oooh!” Bir daha okşadı. “Zengin oldum ulen, zengin, hem de ne biçim.” Bir kez daha. “İstanbul’u alırım lan bununla, Boğaz köprüsünü alırım amına koyayım!” Garip bir uğultu, bir duman, sarsıldı lamba. Tuttu sıkıca Selim ve bir anda karşısına konuverdiğini gördü garip giyimli bir adamın. Şarlatan gibi giyinmiş, ayılama bir herif. Arap yüzüyle yaklaşıp konuştu: “Beni kurtardın, şimdi söyle sahip…”
“Siktir git lan,” diye var gücüyle haykırdı Selim ve bir anda tekme tokat girişti bedevi kıyafetli araba. Dışarı attı kendini cin ne olduğunu anlayamadan, üstüne başına inen darbelerden korkarak ve sonra kaçtı bu manyakla baş edemeyip yok olarak. Selim de hiç beklemeden koşturup gitti ağaçların arasında. Kurtarmıştı lambasını bir beleşçiden ve başkaca hiçbir şey yoktu o tömberlek kafasında. Var gücüyle koşuyordu evine doğru…
“Siktir git lan,” diye var gücüyle haykırdı Selim ve bir anda tekme tokat girişti bedevi kıyafetli araba. Dışarı attı kendini cin ne olduğunu anlayamadan, üstüne başına inen darbelerden korkarak ve sonra kaçtı bu manyakla baş edemeyip yok olarak. Selim de hiç beklemeden koşturup gitti ağaçların arasında. Kurtarmıştı lambasını bir beleşçiden ve başkaca hiçbir şey yoktu o tömberlek kafasında. Var gücüyle koşuyordu evine doğru…
FossurGama Sunar: Bar Hizmeti
Birasından soğuk, esaslı bir yudum çekip çevresine bakındı Kerem. Bir iki kız vardı topu topu ama yine de keyifli bir atmosferle sarılmıştı bar. Müzik de kıyaktı. Fakat birden garip bir acı hissetti dudağında. Korktu da hissettiği soğuklukla. Hemen elini götürdü ve yıvış yıvış bir şeyler algıladı orada. Çekmeye çalıştı iğrenerek ama gelmedi o yapış yapış şey ve canı daha çok acıdı. Garson tepesinde bitmişti bir anda. “Bir şey mi oldu?”
“Bu ne be?” dedi Kerem kalkmaya çalışarak, “Çabuk al şunu!”
“Arkadaşım,” dedi garson anlayışlı bir şekilde gülerek. “Sülük o, zararlı bir şey değil ki?”
“Sülük mü?” dedi Kerem, hayvanın kuyruğu ağzına girdiği için zor bela.
“Evet, yeni hizmetimiz bu. Biralara koyuyoruz. Müşteriler bira içerken onlar da kirli kanı temizliyor.”
“Haa!” diyerek oturdu yerine Kerem ve utanarak birasına baktı. Salak gibi hissetti kendini korktuğu için ve “Bir patates getirsene bana bilader,” dedi.
Giderken “Çok tuzlama patatesi, çıkar o zaman yerinden,” dedi garson…
“Bu ne be?” dedi Kerem kalkmaya çalışarak, “Çabuk al şunu!”
“Arkadaşım,” dedi garson anlayışlı bir şekilde gülerek. “Sülük o, zararlı bir şey değil ki?”
“Sülük mü?” dedi Kerem, hayvanın kuyruğu ağzına girdiği için zor bela.
“Evet, yeni hizmetimiz bu. Biralara koyuyoruz. Müşteriler bira içerken onlar da kirli kanı temizliyor.”
“Haa!” diyerek oturdu yerine Kerem ve utanarak birasına baktı. Salak gibi hissetti kendini korktuğu için ve “Bir patates getirsene bana bilader,” dedi.
Giderken “Çok tuzlama patatesi, çıkar o zaman yerinden,” dedi garson…
FossurGama Sunar: İki Yakın Arkadaş
Dalgalar kıpır kıpır birbirinin içine geçer, güneş tepeden insanların üstüne ateşini kusarken denizde ağır ağır yüzüyordu iki herif. Ortak noktaları şişko, kel, kırklı yaşlarda olmaları ve ikide bir ebleh bir şekilde birbirlerini dürtüp üzerlerine su atmalarıydı.
“Harbiden lan,” dedi burnunun dibi kaşlarının üstüne çıkmış gibi görünen, bir de utanmadan dişlek olan. “Niye daha çok buluşmuyoz anasını satayım. Kardeşim gibi seviyom lan seni. Allahsız pezevenk!”
“Ben de öyle amına koyayım,” dedi gergef suratlı olanı. Pörtlemiş gözleriyle sevecen bir şekilde bakmaya çalışıyordu. “Öl de öleyim bilader. Senin için köpek boku yerim Allahıma lan.”
“Yemek dedin de, ne yicez lan öğlen, şöyle et met alalım bi cız bız yapalım.”
“Ayıp ediyon abicim,” dedi öbürü, “Sana kuzular, danalar feda olsun.” Daha da konuşacaktı ama arkadaşı öbereey, diye bir ses çıkarıp götüne neft yağı sürülmüş gibi kendini denizden beline kadar dışarı atınca ve dönmeye çalışınca o da kafasını çevirip telaşla baktı ve o kara yüzgeci kendi gözüyle nah hemen karşısında gördü. Amanın! Nın nın nın nın sesleri kulaklarında, iskeleye doğru şapadak şupadak, birbirlerini iterek, ayaklarıyla vurup diğerini arkada bırakmaya çalışarak, sonra daha da abartıp kulaklarından falan çekerek yüzdüler. Kıyıdaki herkes delice bağırışlarından rahatsız olup dikilmiş onlara bakıyordu ve gördükleri, sonunda iskelenin merdivenine ulaşmış, birbirine okkalı tokatlar atarak bağıran, aşağı çeken adamların bu yüzden bir türlü yukarıya çıkamadıklarıydı. Arkalarında da bir yüzgeç tatlı tatlı salınarak yaklaşıyordu bu arada. Önce dişlek olan çıktı, peşinden de diğeri ve tıkanarak kendilerini yere attılar. Soluklarını düzenlemeye çalışırken doğruldular hala dehşet içinde ve peşlerinden yüzgeç oyuncağıyla iskeleye çıkıp aralarından geçen sarı çocuğu izlemek zorunda kaldılar, bir süre gerçekten de ne olduğunu anlayamayarak. Ardından yine birbirlerine baktılar ve insanların kıkırdamaları kulaklarında ayağa kalktılar.
“Gidip şurda bir bira içelim lan yemekten önce,” dedi pörtlek göz, kanayan yüzünü eliyle tutup gizleyerek.
“İçelim amına koyayım,” dedi dişlek. Kaşı iyice açılmıştı ve bir dişi de kırılmıştı sanki.
“Harbiden lan,” dedi burnunun dibi kaşlarının üstüne çıkmış gibi görünen, bir de utanmadan dişlek olan. “Niye daha çok buluşmuyoz anasını satayım. Kardeşim gibi seviyom lan seni. Allahsız pezevenk!”
“Ben de öyle amına koyayım,” dedi gergef suratlı olanı. Pörtlemiş gözleriyle sevecen bir şekilde bakmaya çalışıyordu. “Öl de öleyim bilader. Senin için köpek boku yerim Allahıma lan.”
“Yemek dedin de, ne yicez lan öğlen, şöyle et met alalım bi cız bız yapalım.”
“Ayıp ediyon abicim,” dedi öbürü, “Sana kuzular, danalar feda olsun.” Daha da konuşacaktı ama arkadaşı öbereey, diye bir ses çıkarıp götüne neft yağı sürülmüş gibi kendini denizden beline kadar dışarı atınca ve dönmeye çalışınca o da kafasını çevirip telaşla baktı ve o kara yüzgeci kendi gözüyle nah hemen karşısında gördü. Amanın! Nın nın nın nın sesleri kulaklarında, iskeleye doğru şapadak şupadak, birbirlerini iterek, ayaklarıyla vurup diğerini arkada bırakmaya çalışarak, sonra daha da abartıp kulaklarından falan çekerek yüzdüler. Kıyıdaki herkes delice bağırışlarından rahatsız olup dikilmiş onlara bakıyordu ve gördükleri, sonunda iskelenin merdivenine ulaşmış, birbirine okkalı tokatlar atarak bağıran, aşağı çeken adamların bu yüzden bir türlü yukarıya çıkamadıklarıydı. Arkalarında da bir yüzgeç tatlı tatlı salınarak yaklaşıyordu bu arada. Önce dişlek olan çıktı, peşinden de diğeri ve tıkanarak kendilerini yere attılar. Soluklarını düzenlemeye çalışırken doğruldular hala dehşet içinde ve peşlerinden yüzgeç oyuncağıyla iskeleye çıkıp aralarından geçen sarı çocuğu izlemek zorunda kaldılar, bir süre gerçekten de ne olduğunu anlayamayarak. Ardından yine birbirlerine baktılar ve insanların kıkırdamaları kulaklarında ayağa kalktılar.
“Gidip şurda bir bira içelim lan yemekten önce,” dedi pörtlek göz, kanayan yüzünü eliyle tutup gizleyerek.
“İçelim amına koyayım,” dedi dişlek. Kaşı iyice açılmıştı ve bir dişi de kırılmıştı sanki.
7 Mart 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Tanıdın mı Beni?
Bankta oturmuş boğazdaki enfes manzarayı seyrediyordu Necati. Arkasında bir ses duydu ama böylesine bir şey de beklemedi hiç: Birden iki el gözlerinin önünde kavuşmuş, bir herif onu olduğu yere mıhlayıp, geri dönmesine izin vermeden kikirdemiş ve beklemişti.
“Nooluyo lan,” gibisinden haşin laflardan sonra “Kimsin oğlum? Serkan, sen misin?” demiş ve beklemişti Necati. Ama ne yanıt gelmiş ne de kafasını saran mengene bir gıdım gevşemişti.
“Hayati?”
“Kerem?”
“Muharrem?”
“Eee, yeter artık lan, bırak, sikicem bak.”
Sinirle dönmeye çalıştı, dirseğini bankın üstünden geçirip böğrüne indirmeyi denedi ama hiçbirisi kâr etmedi. Saymaktan başka çaresi yoktu. Bir sürü isim. Ve sonunda. “Adem!”
Gevşeyip çekildi eller. Kalktı hemen Necati banktan. Gözlerini ovuştururken döndü ve pala bıyıklı, iri yarı, yoluk yoluk yağlı saçlı, hiç de tanımadığı bir herif gördü karşısında pişkin pişkin gülen.
“Ben, ben, seni tanımıyorum ki arkadaşım,” dedi hafif çekingen.
“Ben de seni tanımıyom amına koyayım,” dedi herif ve gülmeye devam etti.
“Nooluyo lan,” gibisinden haşin laflardan sonra “Kimsin oğlum? Serkan, sen misin?” demiş ve beklemişti Necati. Ama ne yanıt gelmiş ne de kafasını saran mengene bir gıdım gevşemişti.
“Hayati?”
“Kerem?”
“Muharrem?”
“Eee, yeter artık lan, bırak, sikicem bak.”
Sinirle dönmeye çalıştı, dirseğini bankın üstünden geçirip böğrüne indirmeyi denedi ama hiçbirisi kâr etmedi. Saymaktan başka çaresi yoktu. Bir sürü isim. Ve sonunda. “Adem!”
Gevşeyip çekildi eller. Kalktı hemen Necati banktan. Gözlerini ovuştururken döndü ve pala bıyıklı, iri yarı, yoluk yoluk yağlı saçlı, hiç de tanımadığı bir herif gördü karşısında pişkin pişkin gülen.
“Ben, ben, seni tanımıyorum ki arkadaşım,” dedi hafif çekingen.
“Ben de seni tanımıyom amına koyayım,” dedi herif ve gülmeye devam etti.
20 Şubat 2008 Çarşamba
FossurGama Haberler
Genelevde Kontrol
Kayseri belediyesi genelev girişlerinde santim kontrolü başlattı. Cinsel organları yirmi santimin üzerindekilerden yıpranma vergisi alınırken, on santim altındaki kişilere de indirim yapılacağı pezevenk Kadri Suser tarafından basın toplantısında gazetecilere anlatılıp, uygulamalı olarak da gösterildi. Daha sonrasında haklarından yararlanmak üzere içeri alınan ilgili basın mensupları birbirlerini genelevde çekerek haber yapma, yani madara etme çabasına girince arbede yaşandı.
FGH – Ankara
İntiharın Yeri
İntihara eğilimli insanların, ileride kentlerde görüntü kirliliği yaşatmamaları nedeniyle, devlet imha çiftliklerinde yok edilmesi kanunu sonunda üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edildi. Çiftlikler yapılana kadar gerekli işlemler için mezbahaların kullanılması düşünülüyor. Psikiyatristler Derneği başkanı Adil Asil de bu konuda ellerindeki bilgileri devletle paylaşma konusunda bir çekinceleri olmadığını, bu arkadaşların nasıl olsa günün birinde intihar edeceğini, bunun abuk sabuk yerlerde yaşanıp başka insanların psikolojisini bozmasını çok anlamsız bulduklarını ifade etti.
FGH – Ankara
Filler ve Kelebekler
Kelebeklerle fillerin genetik olarak akraba olduğu ve boyları uysa çiftleşebileceği kanıtlandı. Bilim adamlarının bundan sonraki arzusu bu iki türü laboratuar ortamında birleştirerek melez bir tür elde etmek ve kuş avından sıkılan avcılara değişik bir zevk yaşatabilmek.
FGH - Arkansas
O Şimdi Tavşan Başlı Ponpon Terlikli
Ordudan bir modernleşme adımı daha. Erlerimiz bundan böyle postal yerine tavşan başlı, pembe ponpon terlik giyecekler. Genelkurmay adına konuyla ilgili açıklamayı ayağında ayılı ponpon terlikle yapan orgeneral Adnan Pabuç, Yunanistan'ın bu jeste nasıl karşılık vereceğini merak ettiklerini söyledi.
FGH – Ankara
Alaattin Bulundu!
İzmir Hayvanat Bahçesi’nden kaçan Alaattin adındaki orangutan, dört yıl sonra Kayseri’nin Karaayak köyünde yakalandı. Orada Ömer adını alıp evlenen ve köye muhtar olan orangutanı beldelerinden almaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyleyen köylüler amuda çıplak oturma eylemi yaptılar.
FGH – Kayseri
Kaçak Et
Bilim dünyasını sarsan gerçek, geçenlerde Fatih’te Subaşı mahallesi sakinlerinin midesinin bozulmasıyla ortaya çıkan sır bir türlü aydınlatılamıyor. Dinazor eti satarken yakalanan kasap İrfan Durmuş’un, etleri nereden bulduğunu açıklamaması dünyadan İstanbul’a akan zoolog ve biyologları çaresiz bırakmakta. Başbakanın bugün İstanbul’a gelerek İrfan Durmuş’la görüşüp, dinazorları nerede yetiştirdiğini açıklaması için ricada bulunacağı, dinazor sayısına göre yakınlarını ortak etmeye çalışacağı kulağımıza ulaşan haberlerden…
FGH – İstanbul
Tablodan Kaçış
Ünlü Jamaica’lı ressam Rembrandt’ın Louvre müzesinde bulunan Gergedanla Çiftleşme tablosundaki bahçıvan tablodan kaçmıştı. Tabloda yırtık olmaması ve sadece bahçıvanın fırça darbelerinin yok olması, onu gördüğünü iddia eden bekçinin savını doğrulamaktaydı. Ve tüm gerçek geride bıraktığı notun ışığında ortaya çıktı. Rembrandt’ın kendisini yanlış tabloya koyduğunu, gergedanla çiftleşen çiroz ve sapık bir herifin yanında niye tarlayı çapaladığını anlayamadığını söyleyen bahçıvan Ayda Domates tablosuna geçtiğini de belirtmekteydi. Ve yan salona koşturan müze yetkilileri bahçıvanın orada mutlu mesut, ağzını türkü söylercesine büzmüş durduğunu, topraktaki domateslerin de karpuz gibi olduğunu gördüler. Restoratörlerin bu işi düzeltip, bahçıvanı tekrardan resmine geri götürüp götüremeycekleri belirsiz.
FGH - Paris
Bilim adamları bir dakika önceye gitmeyi başardı. Arkadan kendisine yaklaşıp şaplak atan gönüllü bilim adamı Edward Puck, olayı izleyenlerin kahkahaları arasında saatine basıp yine geleceğe döndü ve olaya da en fazla şaplak yiyen kendisi güldü, sinirlenmeyi hemen bırakıp. Böylece denek bilim adamı, eşek şakasına hem maruz kalıp hem de yapan ilk adam olarak da tarihe geçti.
FGH - Amsterdam
Kayseri belediyesi genelev girişlerinde santim kontrolü başlattı. Cinsel organları yirmi santimin üzerindekilerden yıpranma vergisi alınırken, on santim altındaki kişilere de indirim yapılacağı pezevenk Kadri Suser tarafından basın toplantısında gazetecilere anlatılıp, uygulamalı olarak da gösterildi. Daha sonrasında haklarından yararlanmak üzere içeri alınan ilgili basın mensupları birbirlerini genelevde çekerek haber yapma, yani madara etme çabasına girince arbede yaşandı.
FGH – Ankara
İntiharın Yeri
İntihara eğilimli insanların, ileride kentlerde görüntü kirliliği yaşatmamaları nedeniyle, devlet imha çiftliklerinde yok edilmesi kanunu sonunda üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edildi. Çiftlikler yapılana kadar gerekli işlemler için mezbahaların kullanılması düşünülüyor. Psikiyatristler Derneği başkanı Adil Asil de bu konuda ellerindeki bilgileri devletle paylaşma konusunda bir çekinceleri olmadığını, bu arkadaşların nasıl olsa günün birinde intihar edeceğini, bunun abuk sabuk yerlerde yaşanıp başka insanların psikolojisini bozmasını çok anlamsız bulduklarını ifade etti.
FGH – Ankara
Filler ve Kelebekler
Kelebeklerle fillerin genetik olarak akraba olduğu ve boyları uysa çiftleşebileceği kanıtlandı. Bilim adamlarının bundan sonraki arzusu bu iki türü laboratuar ortamında birleştirerek melez bir tür elde etmek ve kuş avından sıkılan avcılara değişik bir zevk yaşatabilmek.
FGH - Arkansas
O Şimdi Tavşan Başlı Ponpon Terlikli
Ordudan bir modernleşme adımı daha. Erlerimiz bundan böyle postal yerine tavşan başlı, pembe ponpon terlik giyecekler. Genelkurmay adına konuyla ilgili açıklamayı ayağında ayılı ponpon terlikle yapan orgeneral Adnan Pabuç, Yunanistan'ın bu jeste nasıl karşılık vereceğini merak ettiklerini söyledi.
FGH – Ankara
Alaattin Bulundu!
İzmir Hayvanat Bahçesi’nden kaçan Alaattin adındaki orangutan, dört yıl sonra Kayseri’nin Karaayak köyünde yakalandı. Orada Ömer adını alıp evlenen ve köye muhtar olan orangutanı beldelerinden almaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyleyen köylüler amuda çıplak oturma eylemi yaptılar.
FGH – Kayseri
Kaçak Et
Bilim dünyasını sarsan gerçek, geçenlerde Fatih’te Subaşı mahallesi sakinlerinin midesinin bozulmasıyla ortaya çıkan sır bir türlü aydınlatılamıyor. Dinazor eti satarken yakalanan kasap İrfan Durmuş’un, etleri nereden bulduğunu açıklamaması dünyadan İstanbul’a akan zoolog ve biyologları çaresiz bırakmakta. Başbakanın bugün İstanbul’a gelerek İrfan Durmuş’la görüşüp, dinazorları nerede yetiştirdiğini açıklaması için ricada bulunacağı, dinazor sayısına göre yakınlarını ortak etmeye çalışacağı kulağımıza ulaşan haberlerden…
FGH – İstanbul
Tablodan Kaçış
Ünlü Jamaica’lı ressam Rembrandt’ın Louvre müzesinde bulunan Gergedanla Çiftleşme tablosundaki bahçıvan tablodan kaçmıştı. Tabloda yırtık olmaması ve sadece bahçıvanın fırça darbelerinin yok olması, onu gördüğünü iddia eden bekçinin savını doğrulamaktaydı. Ve tüm gerçek geride bıraktığı notun ışığında ortaya çıktı. Rembrandt’ın kendisini yanlış tabloya koyduğunu, gergedanla çiftleşen çiroz ve sapık bir herifin yanında niye tarlayı çapaladığını anlayamadığını söyleyen bahçıvan Ayda Domates tablosuna geçtiğini de belirtmekteydi. Ve yan salona koşturan müze yetkilileri bahçıvanın orada mutlu mesut, ağzını türkü söylercesine büzmüş durduğunu, topraktaki domateslerin de karpuz gibi olduğunu gördüler. Restoratörlerin bu işi düzeltip, bahçıvanı tekrardan resmine geri götürüp götüremeycekleri belirsiz.
FGH - Paris
Bilim adamları bir dakika önceye gitmeyi başardı. Arkadan kendisine yaklaşıp şaplak atan gönüllü bilim adamı Edward Puck, olayı izleyenlerin kahkahaları arasında saatine basıp yine geleceğe döndü ve olaya da en fazla şaplak yiyen kendisi güldü, sinirlenmeyi hemen bırakıp. Böylece denek bilim adamı, eşek şakasına hem maruz kalıp hem de yapan ilk adam olarak da tarihe geçti.
FGH - Amsterdam
FossurGama Sunar: Canlandırma – Niye Yukarıdalar?
Büyük bir fabrikanın giriş kapısının hemen önünü gözünüzde canlandırın. Direkler çakılmış, aralarına tel ipler gerilmiş ve on beş kadar erkek ayaklarından asılmış, ölü gibi sallanıyorlar. Altlarındaki devasa bez afişte bir yazı göze çarpıyor. “BU İŞYERİNDE GREV YAPMAYA KALKTILAR!”
FossurGama Sunar: Çok Aç
Lokantada şapır şupur yemeklerine yumulmuş, soluk bile almayan bir sürü insan. Pencere kenarında takım elbiseli şişko bir herif. Yanakları şiş şiş. Önünde en az dört çeşit tabak var. Dışarıya şöyle bir bakıyor gölgeyi farkedip. Üstü başı dökülen bir tip. Hemen yine önüne dönüp çatalını pilava daldırıyor. İki masa arkasındaki bir kadın “Aaa!” diyor o sırada. Bakıyor başkaları da ve çeneleri hayretten şak diye aşağı düşüveriyor. Şişko kaldırıyor kafasını seslerden kıllanıp ve gördüğü şeyle sandalyesini de devirerek yere oturuyor kıç üstü. Dilenci camdan geçmiş beline kadar, eğilmiş yemekleri kokluyor şimdi. Yarısı yenmiş butu alıp tıkıştırıyor ağzına. O anda, görüyor onu bir garson ve “Ulan!” diyerek koşturuyor üstüne. Birden panik içinde çekiyor kendini tip. Cama sıkışmış, kalakalıyor yerinde. “Senin ananı avradını!” diye bağırıyor garson yaklaşırken ve bir daha debeleniyor serseri. Şangııır! diye iniyor cam aşağı ve o elinde, cam kırığı dolmuş iki tabakla ağlaya bağıra kaçıyor. Olay yerine varan lokanta sahibi, “Oğlum,” diye azarlıyor garsonu, “Size demedim mi ben ürkütmeyin şu herifi, dışarı çıksın sonra müdahale edin diye, sen mi ödiycen şimdi camı gerizekalı?” Ve hemen ardından da okkalı bir tokat çarpıyor suratına…
4 Şubat 2008 Pazartesi
FossurGama Sunar: Atlarım lan!
“Yaklaşmayın atlarım,” diye bağırdı Selim. Ve köprüden aşağıya baktı her seferinde olduğu gibi. Götü bir türlü atlamayı yemiyor gibi dursa da etrafa tehditler savurmayı asla bırakmıyordu.
“Oğlum, akıllı ol,” dedi bir polis. “Ne istiyosun? Buluruz bi çaresini...”
“Başbakan’ın buraya gelmesini istiyom,” dedi Selim
“Yok ebenin amı,” dedi bir başka polis.
“Atarım kendimi, harbiden, şakam yok,” dedi Selim. “Aha mektubum hazır.” Salladı elindeki kağıdı.
O sırada bir araba kenarda durdu freni koyarak. İçindeki dört kafa açılmış pencerelerden dışarı fırladı ve “Yürü yürü,” diyen polisleri takmadan bağırdılar: “Ulan Selim, naapıyon Allahsız!”
“Kerem, intihar ediyom oğlum,” dedi Selim. “Esas siz ne arıyonuz burda?”
“Adil abinin yerine gidiyoz amcık,” dedi Kerem. “İntihar edecek bugünü mü buldun, hadi atla.”
“Oğlum, boşverin, gidin siz,” dedi Selim hafif aklı çelinmiş olsa da.
“Koçum, dalga mı geçiyon lan, paralar bizden, hadi, felekten bir gece çalıcaz. Yarın intihar edersin.”
“Hadi bilader, hadi, doğru söylüyo arkadaşların,” dedi yaşlıca polis.
“Hadi lan ibne,” dedi arka koltuktan bir tip. “Nazını sikicem şimdi ha!”
“İyi, tamam tamam, durun,” deyip tırmandı Selim trabzana ve öbür tarafa atladı.
Tutmadı onu polisler. Başlarına dert olacağını çakabiliyorlardı, karakola falan götürseler. Selim intiharı kesildiği için hafif bozulmuş bir ifade takınarak arabaya doğru yürüdü, kenardaki çelik halatların üstünden ayağını atlattı ve araba birden gazlayıp gitti. Pencerelerden kahkahalar ve el işaretleri fırladı hemen akabinde.
“Ulan,” diye bağırdı arkalarından Selim. “Ben sizin ta amınıza sokayım e mi!”
“Oğlum, akıllı ol,” dedi bir polis. “Ne istiyosun? Buluruz bi çaresini...”
“Başbakan’ın buraya gelmesini istiyom,” dedi Selim
“Yok ebenin amı,” dedi bir başka polis.
“Atarım kendimi, harbiden, şakam yok,” dedi Selim. “Aha mektubum hazır.” Salladı elindeki kağıdı.
O sırada bir araba kenarda durdu freni koyarak. İçindeki dört kafa açılmış pencerelerden dışarı fırladı ve “Yürü yürü,” diyen polisleri takmadan bağırdılar: “Ulan Selim, naapıyon Allahsız!”
“Kerem, intihar ediyom oğlum,” dedi Selim. “Esas siz ne arıyonuz burda?”
“Adil abinin yerine gidiyoz amcık,” dedi Kerem. “İntihar edecek bugünü mü buldun, hadi atla.”
“Oğlum, boşverin, gidin siz,” dedi Selim hafif aklı çelinmiş olsa da.
“Koçum, dalga mı geçiyon lan, paralar bizden, hadi, felekten bir gece çalıcaz. Yarın intihar edersin.”
“Hadi bilader, hadi, doğru söylüyo arkadaşların,” dedi yaşlıca polis.
“Hadi lan ibne,” dedi arka koltuktan bir tip. “Nazını sikicem şimdi ha!”
“İyi, tamam tamam, durun,” deyip tırmandı Selim trabzana ve öbür tarafa atladı.
Tutmadı onu polisler. Başlarına dert olacağını çakabiliyorlardı, karakola falan götürseler. Selim intiharı kesildiği için hafif bozulmuş bir ifade takınarak arabaya doğru yürüdü, kenardaki çelik halatların üstünden ayağını atlattı ve araba birden gazlayıp gitti. Pencerelerden kahkahalar ve el işaretleri fırladı hemen akabinde.
“Ulan,” diye bağırdı arkalarından Selim. “Ben sizin ta amınıza sokayım e mi!”
FossurGama Sunar: Neredeyim Ne Haldeyim.
Işıklar ne güzel de oynaşıyordu denizde. Nasıl bir durgunluktu bu yaşamın üstüne çökmüş. Sanki bir film setiymiş gibi görünüyordu kıyıya kondurulmuş satış yerleri. Yürüyüp bir dondurmacının önünde durdu sulanan ağzını dinleyerek. Yaklaşıp diğer müşterinin yanına ilişti ve “Bakar mısınız?” dedi. Ama diğer tarafa döndü satıcı. Öküzün tekiydi bu da. Sonra gözü renkli kağıtlarla ambalajlanmış şekerlemelere ilişti. Uzattı elini yanındakine “Pardon” diyerek ve kendine çekmeye çalıştı poşedi. Fakat eli bomboştu. His içini gıcıkladı. Kayıp gitmişti bir şeyler. Öylece baktı bir süre ve o esnada da anladı ne olduğunu. Ulan, hep karıştırıyordu şunu be! Öylesine ilerlemişti ki öğretide, dolaşmak istediğinde yanlışlıkla astral olarak dışarı çıkıyordu artık. Neyse. Şimdi eve dönüp ayakkabılarını giyer, öylece bir daha gelirdi. Ağzı sulanmıştı bir kere ne de olsa.
FossurGama’dan Kısa Haber Turu
Ölümsüzlüğü keşfettiğini iddia eden Japon bilim adamı A.G. bunalıma girip intihar etti.
FHA – Londra
Sıkıştırma pres levhalı özel dolmuşlar bugünden itibaren seferlere başlıyorlar. Eskiden bir seferde otuza yakın yolcu taşıyabilen dolmuşlar, yeni sistem sayesinde yolcu kapasitesini seksen kişiye kadar çıkarabilecekler.
FHA – İstanbul
Piyasaya sürülen ve düşünme kapasitesini arttırdığı söylenen Braino hapları devlet tarafından toplatıldı. Şu ana kadar hükümet cephesinden bir açıklama gelmezken ilaç şirketi yetkililer şaşkınlık içinde olduklarını söylediler.
FHA – Ankara
Heyecandan büyük ikramiye isabet etmiş biletini yutan Şaban Özyurt, noter önünde (afedersiniz) sıçarak çıkardığı bilet heyet tarafından deşifre edilince büyük bir sevinç yaşadı. Biz de paralara bok sürüp vericez diyen milli piyango genel müdürü Alaattin Zoka ise gülüşmelere neden oldu.
FHA – Bursa
FHA – Londra
Sıkıştırma pres levhalı özel dolmuşlar bugünden itibaren seferlere başlıyorlar. Eskiden bir seferde otuza yakın yolcu taşıyabilen dolmuşlar, yeni sistem sayesinde yolcu kapasitesini seksen kişiye kadar çıkarabilecekler.
FHA – İstanbul
Piyasaya sürülen ve düşünme kapasitesini arttırdığı söylenen Braino hapları devlet tarafından toplatıldı. Şu ana kadar hükümet cephesinden bir açıklama gelmezken ilaç şirketi yetkililer şaşkınlık içinde olduklarını söylediler.
FHA – Ankara
Heyecandan büyük ikramiye isabet etmiş biletini yutan Şaban Özyurt, noter önünde (afedersiniz) sıçarak çıkardığı bilet heyet tarafından deşifre edilince büyük bir sevinç yaşadı. Biz de paralara bok sürüp vericez diyen milli piyango genel müdürü Alaattin Zoka ise gülüşmelere neden oldu.
FHA – Bursa
FossurGama Sunar: Ev Alma Komşu Al
Yukarıdan gelen gürültüler, tabi bir de karısının dırdırı iyice canını sıkınca terlikleriyle apar topar yukarı çıktı, kendi halinde bir maliye müfettişi olan Osman bey. Kapıyı sertçe çalmaya çalışsa da yine fazla bir gürültü çıkaramamıştı kibar bir zat olduğu için. Ama hayır, onun da bir sabrı vardı. Densizliklerinin cevabını alacaklardı az sonra. Beklemesi on saniye anca sürdü. Yeri gümbür gümbür döven ayaklar yaklaştı ve kapı bir anda açılıverdi.
Aman Allahım!
Orada patlayıp yırtılmış pijamalarının içinde iki metreye yakın bir kurt adam duruyordu.
Kanlı diş etleriyle kaplanmış sivri dişleri arasından köpükler saçarak, “Buyur komşum, hayrola,” dedi ama, sesi genizden, hırıltılı, müthiş bir korku yaratacak kadar insan dışı olduğu için zar zor anlaşılıyordu söyledikleri.
Konuşamadı Osman bey haliyle. Şarıl şarıl donuna işemekle ve pörtlemiş ağlamık gözlerini kırpıştırmakla meşguldü.
“Kim o?” diye bir ses geldi içeriden. Daha ince de olsa, aynı iğrençlikteydi.
“Alt komşu,” diye hırıldayıp yine Osman beye döndü. “Ne vardı?”
Bir şeyler söylemeliydi Osman bey ama kurumuş ağzından hiçbir şey çıkmadı.
Sinirle oynadı kurt adamın gözleri. “Konuşsana yahu, dilini mi yuttun.”
Ve birden bir güç yürü ya kulum deyip koşmasına izin verdi Osman beyin. Hışımla evden içeri dalıp kapıyı kapadı ve elleri belinde “Nooldu, verdin mi ağızlarının payını,” diyen karısına baktı zorlukla nefes alarak.
Tam da o sırada, yeniden gürültüler başladı yukarıda. Sanki yıkılıyordu ev...
Aman Allahım!
Orada patlayıp yırtılmış pijamalarının içinde iki metreye yakın bir kurt adam duruyordu.
Kanlı diş etleriyle kaplanmış sivri dişleri arasından köpükler saçarak, “Buyur komşum, hayrola,” dedi ama, sesi genizden, hırıltılı, müthiş bir korku yaratacak kadar insan dışı olduğu için zar zor anlaşılıyordu söyledikleri.
Konuşamadı Osman bey haliyle. Şarıl şarıl donuna işemekle ve pörtlemiş ağlamık gözlerini kırpıştırmakla meşguldü.
“Kim o?” diye bir ses geldi içeriden. Daha ince de olsa, aynı iğrençlikteydi.
“Alt komşu,” diye hırıldayıp yine Osman beye döndü. “Ne vardı?”
Bir şeyler söylemeliydi Osman bey ama kurumuş ağzından hiçbir şey çıkmadı.
Sinirle oynadı kurt adamın gözleri. “Konuşsana yahu, dilini mi yuttun.”
Ve birden bir güç yürü ya kulum deyip koşmasına izin verdi Osman beyin. Hışımla evden içeri dalıp kapıyı kapadı ve elleri belinde “Nooldu, verdin mi ağızlarının payını,” diyen karısına baktı zorlukla nefes alarak.
Tam da o sırada, yeniden gürültüler başladı yukarıda. Sanki yıkılıyordu ev...
FossurGama Sunar: O Nereye Gitsin Problemi
Aklında bir tortu gibi kalan şey fren sesleriydi. Bir de sarsıntılara kapılmış bir yol görüntüsü. Açıldı gözleri. Üstüne başına baktı şaşkınlıkla, az önce bir kaza yaptığını hatırlayarak. Ama yoktu bir şeyi. Bir çizik bile, ya da leke. Uçup gitmiş miydi arabadan? Ama öyleyse? Bakındı ve ileride yamulmuş arabayı görünce koşturdu oraya bir an bile beklemeden. Ve birden durdu, hayret göğsüne sıkı bir darbe oturtmuş gibi. Arabanın içindeydi hala. Sıkışmıştı ve kan sızıyordu, hem ağzından hem boylu boyunca açılmış alnından.
Gözleri açıldı tekrar... Şimdi arabadaydı ve her yeri kan ve benzin kokusuyla sarılmıştı. Hemen ileriye baktı rüyasında gördüğü şeyi aranarak. Ve buldu! Oradaydı işte. Kendisi. Ya da ruhu. Hemen arkasında da bir kız vardı. Sapsarı saçlarıyla bembeyaz giysilere bürünmüş.
“Gel,” dedi yalvarırcasına. Elini kaldırmaya çalıştı ama beceremedi.
Baktı ruhu kocaman gözlerle. Ve arkasından “Hayır, buraya gelmelisin,” lafını duyunca irkilerek döndü kıza.
“Hayır,” dedi neler olduğunu anlayan yaralı telaşla. Ölecekti o giderse. “Buraya gel. Daha önümüzde uzun bir yaşam var. İyileşicez!”
Gözleri kısıldı ruhunun.
“Bana gel,” dedi kız harikulade bir sesle. “Senin için gelecek benim yanım.”
“Noolursun, yalvarırım, gel buraya,” dedi yaralı.
“Bana bak,” dedi kız.
Ruhu döndü hemen ve orada, sarışın kızın eteğini sıyırıp bembeyaz bacaklarının parıltılarını ortaya serdiğini gördü. Ve dilini... Dudaklarını şuh bir şekilde yalayıp “Geel!” dedi sanki lezzetli bir dondurmaya üflüyormuş gibi.
“Lütfen,” dedi yaralı bir kez daha, zar zor. Gözlerini açık tutmaya çalışırken de ekledi. “Buraya gel!”
Ama bir an bile düşünmedi ruhu. Koşturup sarıldı kıza ve onlar, ruhunun bir eli meleğin (afedersiniz ama) kıçında, diğer eli göğse yapışmış, ortadan kaybolur kaybolmaz da şehadet getirerek kapattı gözlerini, dünyanın güzelliklerine....
Gözleri açıldı tekrar... Şimdi arabadaydı ve her yeri kan ve benzin kokusuyla sarılmıştı. Hemen ileriye baktı rüyasında gördüğü şeyi aranarak. Ve buldu! Oradaydı işte. Kendisi. Ya da ruhu. Hemen arkasında da bir kız vardı. Sapsarı saçlarıyla bembeyaz giysilere bürünmüş.
“Gel,” dedi yalvarırcasına. Elini kaldırmaya çalıştı ama beceremedi.
Baktı ruhu kocaman gözlerle. Ve arkasından “Hayır, buraya gelmelisin,” lafını duyunca irkilerek döndü kıza.
“Hayır,” dedi neler olduğunu anlayan yaralı telaşla. Ölecekti o giderse. “Buraya gel. Daha önümüzde uzun bir yaşam var. İyileşicez!”
Gözleri kısıldı ruhunun.
“Bana gel,” dedi kız harikulade bir sesle. “Senin için gelecek benim yanım.”
“Noolursun, yalvarırım, gel buraya,” dedi yaralı.
“Bana bak,” dedi kız.
Ruhu döndü hemen ve orada, sarışın kızın eteğini sıyırıp bembeyaz bacaklarının parıltılarını ortaya serdiğini gördü. Ve dilini... Dudaklarını şuh bir şekilde yalayıp “Geel!” dedi sanki lezzetli bir dondurmaya üflüyormuş gibi.
“Lütfen,” dedi yaralı bir kez daha, zar zor. Gözlerini açık tutmaya çalışırken de ekledi. “Buraya gel!”
Ama bir an bile düşünmedi ruhu. Koşturup sarıldı kıza ve onlar, ruhunun bir eli meleğin (afedersiniz ama) kıçında, diğer eli göğse yapışmış, ortadan kaybolur kaybolmaz da şehadet getirerek kapattı gözlerini, dünyanın güzelliklerine....
FossurGama Sunar: Bara Giriş
Barın önüne neşe içinde gelir Ahmet’le Serpil. Kapıdan geçmek üzere hamle yaparlar ama pat diye dikilir önlerine bodyguard. “Hoop hoop!” der ciddi bir yüzle. “Damsız girmek yasak.” Şaşkınlık içinde birbirine bakar çift. Sonra yine takoza benzeyen kalın, kel herife dönerler. “Yanımda kız var işte,” der Ahmet hafif titrek bir şekilde. “Olsun,” der bodyguard. “O senin sevgilin değil ki.” Kıza bakar Ahmet ve “Sevgilim tabi, Allah Allaah!” der. Serpil de onaylar onu kafasıyla. “Öpüşün o zaman,” der bodyguard. “Ama öyle şap şup değil, dilini ağzına sokacaksın bayanın.” Aaa, saçmalama ayol, gibisinden karşı çıkışlar gelir ama nuh der peygamber demez herif. “Öpüşeceksiniz, yoksa almam içeri,” diye inat eder kolları önünde kavuşmuş. Bakar Ahmet büyük bir umutla ama “Aaa, hayır Ahmet, şuraya girecez diye izin veremem buna,” der Serpil hafif sinirli. “Saçmalama.” “Gördünüz mü bak,” der Bodyguard bir yalanı ortaya çıkarmaktan memnun. “Ama sen girebilirsin,” diye de ekler kıza içeriyi göstererek.
FossurGama Sunar: Fatura
Aval aval bakmaktadır Selami bey elindeki faturaya. İsim ona aittir, evet dini bütün bir adamdır, ama bu da nedir ki yaa? Tam üç bin yedi yüz seksen YTL borcu çıkarılmıştır, Diyanet İşleri tarafından, sohbetleri sırasında bir yıl boyunca tam 23.732 kere Allah ismini kullandığı sebebiyle...
FossurGama Sunar: İntikam Bokuna
Çılgın gözlerle ilerler Mehtap. Orada, bir kızın yanında dikilen uzunca çocuğa dikilmiştir bakışları. Yanına varır titreyen dudaklarıyla ve omuzundan tutup çevirdiği gibi elindeki kezzabı suratına boca eder. Acıyla haykırırken yüzünü kapatmaya çalışır herif elleriyle, bir çığlık patlatır yanındaki kız ve bakar Mehtap mal gibi, mosmor. “Özür dilerim,” der sonra. “Seni Mahmut’a benzettim.”
FossurGama Sunar – Ergenlik Gözyaşları
Kız, camın önünde bir iskemleye oturmuş hüngür hüngür ağlamaktadır. Annesi odaya girer. Ne olup bittiğini sormadan, sakin bir şekilde ilerler ve kızının önündeki dolu kovayı alıp boş kovayı koyarak odadan dışarı çıkar.
FossurGama Sunar: Saçlı Başlı
Adam bürodan içeriye hışımla girmekle kalmaz, sekreteri aşıp ilgili kişinin odasına da haşırt diye dalar ve “Bu ne beyefendi, bu ne?” diye bağırır başını göstererek. Bakar ilgili kişi. Pişkince sırıtır ve sevinerek ayağa kalkar. “Ooo, çıkmış işte saçınız.” Bu sefer kafasına vurur adam çat çat ve yine böğürür, kıvır kıvır ince telleri işaret ederek. “Etek kılı bunlar efendi etek kılı, ne saçı...”
FossurGama Sunar: Sınav Zamanı
Ortaokul seçme sınavındayız. Kapılar kapanır. Gözlemci kağıtları dağıtır, sahneye çıkar, sınavın şu saatte başladığını ve şu saatte biteceğini söyler ve bu lafların ardından diğer öğretmen kürsünün altına eğilip bir şeyleri kurcalar. Kalktığında iki elinde içi su, kalemtraş, şeker, alaska frigo gibi şeylerle dolu bir tabla vardır. Sıraların arasında bağırarak dolaşıp mallarını satar.
FossurGama Sunar: Canlandırma – Kurt
Gözünüzde bir koyun sürüsü canlandırın. Tam ortalarında, koyun postuna bürünüp aralarına karışmış bir kurt da var ve av peşinde falan koşmayı bırakmış güzel güzel, neredeyse büyük bir huşu içinde ot yiyor.
FossurGama Sunar: Canlandırma – Piknik.
Üç dört aile pikniğe gelir. Neşelidirler. Arabalardan iner, bazıları göbek atarken yürürler, açılır kapanır masaları, kumanyaları taşır, güzelce, dereye bakan yeşillik bir yere yerleşirler. İçkiler, yemekler birer birer konur yer masasına ve birden Mustafa bey sorar. “Tuzluk nerde be?” Karısına bakmaktadır ters ters. O yere, herkes birbirine bakar. Bir sürü kafadan “Siz getirmediniz mi?” lafı çıkar ve hep beraber tekrardan arabalara doluşup giderler oradan.
FossurGama Haberler
Sahtekar İmam Yakalandı
Gülhane’de cemaatini hipnotize edip kendi özel işlerinde kullanan A.Ö. isimli imam, duyarlı narkotik köpeği Tekgöz tarafından yakalandı. Gece geç vakit hala eve gelmeyen eşi Dursun K.’yı arayan Ayşe K. kocasını imam efendinin bahçesinde halıları yıkarken bulunca ve yanında, aslında aleme pek düşkün olan on beş kadar kişiyi de çamaşırları çitilerken ve bahçeyi çapalarken görünce şüphelendi. Ayşe hanım, gittiği bir günde polis Kemal Z’nin evinde bu konunun bahsini açtı ama kimsenin ilgisini çekemedi. Ancak o sırada evde dinlenmekte olan Tekgöz adlı kurt köpeği bunu duydu ve aldığı disiplin sayesinde olayın üstüne gitmekte tereddüt etmedi. İmam efendinin Sarıyer sırtlarında bulunan evinin taşlarını arap sabunuyla silen cemaati, havlayarak uyandıran, böylece bir sahtekarın daha yakalanmasında öncü olan Tekgöz’e bugün vali tarafından üstün hizmet madalyası takılacak.
FGH-Gülhane
Üretim Çifliği
Trabzon’da balina üretim çiftliği kuruldu. Şimdilik biri dişi biri erkek iki balinayla üretime başlayan Kabak Çekirdeği adlı şirketin yönetim kurulu üyesi Tahsin Selim gelecekten ümitli olduklarını, bu iki balinanın sayısının çok yakında yüzleri, binleri bulacağını söyledi. Bu arada balinaların küçük havuzlarda gerek duyulmaz diye kuyruk ve yüzgeç bölümlerinin şimdiden kesilip satıldığı ve yem olarak da plankton yerine gübre verildiği saptandı.
FGH- Trabzon
Elmasın Değersizi
Geçenlerde Ümraniye çöplüğünde, neredeyse topkapı elması kadar değerli bir mücevher bulunmuş, sahibinin bu değerli parçayı nasıl olup da çöpe attığı anlaşılamamıştı. Aradan geçen bir haftada devlet yetkilileri mücevherin gerçekten de iğrenç koktuğunu ve ne kadar değerli olursa olsun işe yaramayacağını söyleyerek tekrar çöplüğe bıraktılar.
FGH- İstanbul
Maymun Selami Bunalımda
Hayvanat Bahçesi’nin sevgilisi Selami adındaki maymun bunalıma girdi. Salı günü, bir maganda tarafından elle tacize uğrayan Selami’nin sadece kıçını duvarlara vererek yürüyebildiği ve yemeden içmeden kesildiği belirtildi. Bazı görgü tanıkları, Selami’nin arka kılları dökülünce götünün kabak gibi ortaya çıkmasının bu edepsizlikte önemli rol oynadığını öne sürdüler. Bu konuşmaları yapan arkadaşların ellerinde biralarla orada muhabbete durduğu da gözlerden kaçmadı.
FGH- İstanbul
Yeni Kanal
Sonunda ülkemizde de medya alanında dünyayı sallayacak önemli bir oluşuma imza atıldı. Ağır çekim kanalı. Her türlü programın ağır çekimlerle sunulduğu Molla kanalını izleyenler, artık hiçbir sahneyi kaçırmadıkları için çok mutlu olduklarını söyleyip, keşke tekrar çekim kanalı da kurulsa, ağır çekim kanalında sevdikleri bazı sahneleri orada bir kez daha seyredebilseler, diye de yorum yaptılar.
FGH- İstanbul
Şöförlerin Çilesi
Tehlikeli durumlarda şöförün düğmeye basarak kendisini otobüs dışına fırlattığı sistemin, düğme yerleri yanlış belirlenince kötü niyetli yolcular tarafından gerekli gereksiz kullanılarak suyu çıkarıldı. İlk haftada, toplam otuz yedi şöför hastaneye düşünce İstanbul Belediyesi, otobüsleri duraklara çekip sistemi devre dışı bırakmayı daha uygun gördüğünü açıkladı.
FGH- İstanbul
Gülhane’de cemaatini hipnotize edip kendi özel işlerinde kullanan A.Ö. isimli imam, duyarlı narkotik köpeği Tekgöz tarafından yakalandı. Gece geç vakit hala eve gelmeyen eşi Dursun K.’yı arayan Ayşe K. kocasını imam efendinin bahçesinde halıları yıkarken bulunca ve yanında, aslında aleme pek düşkün olan on beş kadar kişiyi de çamaşırları çitilerken ve bahçeyi çapalarken görünce şüphelendi. Ayşe hanım, gittiği bir günde polis Kemal Z’nin evinde bu konunun bahsini açtı ama kimsenin ilgisini çekemedi. Ancak o sırada evde dinlenmekte olan Tekgöz adlı kurt köpeği bunu duydu ve aldığı disiplin sayesinde olayın üstüne gitmekte tereddüt etmedi. İmam efendinin Sarıyer sırtlarında bulunan evinin taşlarını arap sabunuyla silen cemaati, havlayarak uyandıran, böylece bir sahtekarın daha yakalanmasında öncü olan Tekgöz’e bugün vali tarafından üstün hizmet madalyası takılacak.
FGH-Gülhane
Üretim Çifliği
Trabzon’da balina üretim çiftliği kuruldu. Şimdilik biri dişi biri erkek iki balinayla üretime başlayan Kabak Çekirdeği adlı şirketin yönetim kurulu üyesi Tahsin Selim gelecekten ümitli olduklarını, bu iki balinanın sayısının çok yakında yüzleri, binleri bulacağını söyledi. Bu arada balinaların küçük havuzlarda gerek duyulmaz diye kuyruk ve yüzgeç bölümlerinin şimdiden kesilip satıldığı ve yem olarak da plankton yerine gübre verildiği saptandı.
FGH- Trabzon
Elmasın Değersizi
Geçenlerde Ümraniye çöplüğünde, neredeyse topkapı elması kadar değerli bir mücevher bulunmuş, sahibinin bu değerli parçayı nasıl olup da çöpe attığı anlaşılamamıştı. Aradan geçen bir haftada devlet yetkilileri mücevherin gerçekten de iğrenç koktuğunu ve ne kadar değerli olursa olsun işe yaramayacağını söyleyerek tekrar çöplüğe bıraktılar.
FGH- İstanbul
Maymun Selami Bunalımda
Hayvanat Bahçesi’nin sevgilisi Selami adındaki maymun bunalıma girdi. Salı günü, bir maganda tarafından elle tacize uğrayan Selami’nin sadece kıçını duvarlara vererek yürüyebildiği ve yemeden içmeden kesildiği belirtildi. Bazı görgü tanıkları, Selami’nin arka kılları dökülünce götünün kabak gibi ortaya çıkmasının bu edepsizlikte önemli rol oynadığını öne sürdüler. Bu konuşmaları yapan arkadaşların ellerinde biralarla orada muhabbete durduğu da gözlerden kaçmadı.
FGH- İstanbul
Yeni Kanal
Sonunda ülkemizde de medya alanında dünyayı sallayacak önemli bir oluşuma imza atıldı. Ağır çekim kanalı. Her türlü programın ağır çekimlerle sunulduğu Molla kanalını izleyenler, artık hiçbir sahneyi kaçırmadıkları için çok mutlu olduklarını söyleyip, keşke tekrar çekim kanalı da kurulsa, ağır çekim kanalında sevdikleri bazı sahneleri orada bir kez daha seyredebilseler, diye de yorum yaptılar.
FGH- İstanbul
Şöförlerin Çilesi
Tehlikeli durumlarda şöförün düğmeye basarak kendisini otobüs dışına fırlattığı sistemin, düğme yerleri yanlış belirlenince kötü niyetli yolcular tarafından gerekli gereksiz kullanılarak suyu çıkarıldı. İlk haftada, toplam otuz yedi şöför hastaneye düşünce İstanbul Belediyesi, otobüsleri duraklara çekip sistemi devre dışı bırakmayı daha uygun gördüğünü açıkladı.
FGH- İstanbul
FossurGama Sunar: Sesli Çocuk Kitapları
Tesiste dolaşıyorlar yirmi yaşlarında, yakışıklı, bebek yüzlü bir tiple sarışın, ufak boylu, oldukça cilveli kız arkadaşı. Kitap bölümünde, çocuk reyonunda duruyorlar ve bir zamandır ilgi çekmek, ne kadar çılgın olduğunu göstermek için her türlü numarayı deneyen delikanlının yüzü altın bulmuşçasına büyük bir sevinç ışığıyla kaplanıyor. Elini uzatıp sesli kitapların butonuna basıyor ve sanki, kapağında hortumunu havaya kaldırmış koca filin, küçücük hoparlörden cızırtılarla çıkıyor sesi. Sonra bir daha basıyor. Bir daha. Ve o bunu yaptıkça, kız kıkırdayıp duruyor, bir yandan eli ağzında, utanıyormuş gibi çevreye bakınarak. Kasiyer öfleyerek kafasını sallıyor. Ama durmuyor delikanlı. Bir daha, bir daha. O sırada kitaptan çıkan ses artıyor sanki. Birkaç kez daha basıyor ve duruyor tip kulak kabartarak. Ve işte, o anda, marketin kapısını kırıp içeri dalıyor kocaman bir fil. Böğürtülerle, yeri gümbür gümbür sallayarak önündeki insanları hortumuyla savurup koşturuyor. Öylece kalıyorlar delikanlıyla kız yerlerinde, gözleri kocaman, külotları çiş ve pislikle dolu. Geldiğini görüyorlar ama yapacakları bir şey yok. “Annecim,” diyor sadece kız ve o sırada cork, diye eziveriyor onu kocaman bir ayak. Koşturup gidiyor fil ve duvarı yıkarak yok oluyor. Her tarafta bağrışan, inleyen insanlar. Çoğu ezilmiş. Delikanlı dönüp, yıkılmış duvara bakıyor ve zombi gibi çıkışa ilerlerken saçları ağırdan beyazlaşmaya başlıyor.
FossurGama Sunar: Bir Kaza
Araba ters dönmüş, her yan kırık camlarla dolu. Bir cant eğri büğrü yuvarlanıp gitmiş yolun ortasına. Arka kaportadan pis bir duman süzülüyor havaya ve bir inleme duyuluyor yan taraftan. Bir adam... Üstü başı kan içinde. Gömleğinde derin bir yarık. Sürünürken büyük bir güç harcıyor. Çekmeye çalışıyor betonu. Uzaklaşmaya çalışıyor oradan. Kendisini öylesine bir kasıyor ki, evet, o an, bir osuruğun kıçından fırlamasına engel olamıyor. “Oha!” diyor hemen zayıf bir ses arabanın içinden. Bu arkadaşı, sıkışıp kalmış orada, boğazından aşağı kan fışkırıyor ve ayaklarını hissedemediği için çıkamıyor oradan. “Pardon,” diyor o da ve patlayıp şişmiş gözlerini açmaya çalışarak yine sürünmeye devam ediyor...
FossurGama’dan Hastalıklı Diyaloglar
“Oğlum bu ne? Gözünü değil, dişini altın kaplatacaktın.”
“?”
“Doktorun bi şey demedi mi peki?”
“Nıtck.
“Kardeşim. Atıma et yediriyorum devamlı. Anasını zükecem bu altılının yakında.”
“?”
“Tam ölürken “Açıl susam açıl,” diye bağırınca cennetin kapısı açılıyormuş bilader.”
“O zaman herkes boşu boşuna şehadet getiriyor.”
“Aynen öyle.”
“Ben annemi yatırıp bi güzel şaapmak istiyorum doktor bey.”
“Bir şeyiniz yok beyefendi, sadece ödip kompleksi bu...”
“Hişt! Bırak lan! Allah Allaah. Kendininkileri yesene oğlum, başkasının tırnağını yemek nasıl bir hastalık!”
“Çabuk dışarı. Defol!”
“Öhhö, niye canım, nooldu?”
“Kamasutra sırasında orgazm olmak yasak, bilmiyor musun?”
“?”
“Doktorun bi şey demedi mi peki?”
“Nıtck.
“Kardeşim. Atıma et yediriyorum devamlı. Anasını zükecem bu altılının yakında.”
“?”
“Tam ölürken “Açıl susam açıl,” diye bağırınca cennetin kapısı açılıyormuş bilader.”
“O zaman herkes boşu boşuna şehadet getiriyor.”
“Aynen öyle.”
“Ben annemi yatırıp bi güzel şaapmak istiyorum doktor bey.”
“Bir şeyiniz yok beyefendi, sadece ödip kompleksi bu...”
“Hişt! Bırak lan! Allah Allaah. Kendininkileri yesene oğlum, başkasının tırnağını yemek nasıl bir hastalık!”
“Çabuk dışarı. Defol!”
“Öhhö, niye canım, nooldu?”
“Kamasutra sırasında orgazm olmak yasak, bilmiyor musun?”
FossurGama Sunar: Canlandırma – Sihirbaz.
Sahnede yıvışık yüzlü bir sihirbaz canlandırın gözünüzde. Aralardan bir kadını sahneye çağırıyor. Ve çıkar çıkmaz da arkadan vantuz gibi yapışarak eteğini kaldırıp elini donuna daldırıyor. Zavallı kadın çırpınıp kurtulmaya çalışırken de oradan bir dildo çıkarıp sallıyor. Kadın delice saldırıp yüzünü cırmıklasa da gülmeye çalışıyor herif ve karışıyor ortalık...
FossurGama Sunar: Hatırlasana Necla
Bardan içeri girip sevinçli bir havada ilerledi ve masaya haşırt diye çöktü Yakup. Uzanıp öpecekti ki, kız arkadaşı Necla kendini geri çekti hemen. Gözlerinde yine o, şüpheci, kahrolası ifade vardı ve bir çabuk “Nooluyor canım, kalkın çabuk şurdan,” dedi neredeyse bağırarak. Yakup derin bir nefes verip sıkıldığını iyice belli etse de her zaman olduğu gibi büyük bir olgunlukla kendini tanıtmaya girişmekten başka bir şey yapamadı. Necla’da böyle bir hastalık çıkmıştı sonuçta bir yıl kadar önce. Birden her şeyi unutuyor, ipuçları önüne kondukça yavaş yavaş hatırlıyordu her şeyi. O gün de işte bu şekilde, tanıttı kendini Yakup ve Necla onu tanır tanımaz boynuna atladı. Her yanını öperken özür diliyordu hiç durmadan.
O anda “Necla?” dedi birisi hayret içeren bir tonda.
Döndü hem Yakup hem Necla, ikisi birden ve tepelerinde dikilen uzun ince çocuğa baktılar.
Necla onu tanıdı bu sefer hemencecik ve kıpkırmızı bir utanç yürüdü yüzüne. Şeey, şeey diye gevelerken nasıl açıklayacağını bilemiyordu olanları.
Yakup anladı ama. Bir kez daha... Bir iki gün işi çıkmıştı şehir dışında ve yine onu unutarak birisiyle tanışıp takılmaya başlamıştı Necla. Şimdi bir de bu çocuğu teskin etmekle uğraşacaktı işi yoksa...
O anda “Necla?” dedi birisi hayret içeren bir tonda.
Döndü hem Yakup hem Necla, ikisi birden ve tepelerinde dikilen uzun ince çocuğa baktılar.
Necla onu tanıdı bu sefer hemencecik ve kıpkırmızı bir utanç yürüdü yüzüne. Şeey, şeey diye gevelerken nasıl açıklayacağını bilemiyordu olanları.
Yakup anladı ama. Bir kez daha... Bir iki gün işi çıkmıştı şehir dışında ve yine onu unutarak birisiyle tanışıp takılmaya başlamıştı Necla. Şimdi bir de bu çocuğu teskin etmekle uğraşacaktı işi yoksa...
FossurGama Sunar: O da Ne?
Yarım saattir tuvaletteydi on dört yaşında, munis bir çocuk olan Sinan. Ikınıyor sıkınıyor ama bir türlü yapamıyordu büyük tuvaletini. Öyle bir sesler çıkarıyordu ki, duyan ağırlık falan kaldırdığını sanabilirdi içeride. Sonuna gelmişti ama. Götü patlayacak gibi olsa da dayandı, damarları dışarı fırlamış kıpkırmızı yüzüyle.
Ve birden, plop diye dışarı düşüp suları kıçına sıçrattı şey.
Eğilip baktı hemen, boyutu ne acaba, diye ve saçları diken diken olup hemen ayağa dikildi korkuyla.
Orada bir yumurta duruyordu kocaman, yeşil...
Kapıyı açıp içeri koşturur ve “Anne annee!” diye böğürürken, hüngür hüngür ağlıyordu artık Sinan.
Ve birden, plop diye dışarı düşüp suları kıçına sıçrattı şey.
Eğilip baktı hemen, boyutu ne acaba, diye ve saçları diken diken olup hemen ayağa dikildi korkuyla.
Orada bir yumurta duruyordu kocaman, yeşil...
Kapıyı açıp içeri koşturur ve “Anne annee!” diye böğürürken, hüngür hüngür ağlıyordu artık Sinan.
FossurGama Sunar: Canlandırma – Perde
Alkışlar arasında perde inmeye başlıyor ve oyuncular ağırdan kırmızı kadifenin arkasında kalıyorlar. Sonra bir takım gürültüler duyuluyor ve alkışlar teker teker susup, kulaklar dikiliyor. Bağrış çığrış yok, sadece küt küt sesler... Tekrar açılıyor perde ve oyuncular eğilip selam veriyorlar. Ama o da ne? Bir çoğunun ağzı burnu dağılmış, yerlere şıp şıp kanlar damlıyor. Tekrar kapanıyor perde ve gürültüler başlar başlamaz kulise koşuyor bir sürü seyirci kavgayı ayırmak üzere...
FossurGama Sunar: Canlandırma – Japon Usulü
Bir japon çizgi filmi seyrettiğinizi düşünün. Kahramanımız olan koca gözlü Hiromi sevgilisi Torinto’nun kaçırıldığını duyunca çok üzülmüştür. Rüzgarın altında saçları uçuşarak ipince dururken birden gömleğini sıyırır göğsüne doğru ve sağ elinde tuttuğu jiletle karnına çizikler atmaya ve oradan kanlar fışkırırken “Uleen, uleeen, sikerim uleeen!” diye bağırmaya başlar. İşte böyle...
FossurGama Sunar: Martı
Rıhtımda durmuş manzaraya bakıyor, gizemli pozuyla elli metre kadar ötede oturan kızlara da havasını basıyordu Celal. Dönüp şöyle bir süzdü kızları. Sonra kaşını kaldırdı ve yine önüne dönecekken tüm havasını kaçıracak bir şey oluverdi bir anda. Pat diye bir martı boku inmişti suratının tam ortasına ve tabi kafasının üstüne de. Öfkeyle döndü o ve tükürükler saçarak bir küfür sallarken yukarıda uzaklaşan martıyı da görmüş oldu.
İşte o anda.
Haşırt diye durup yavaşça ona döndü martı.
Kızgınlığı geçmemişti Celal’in. “Sana dedim lan orospu çocuğu,” diye bağırdı yeniden.
Ama şimdi yavaş yavaş yaklaşıyor ve boynunu kıra kıra, gagasını oraya buraya savura savura çığlıklar atıyordu martı.
Bir daha küfür edecek oldu ama vazgeçti Celal. Tırsmıştı. Geriledi adım adım ve kızları falan takmadan birden kaçmaya başladı.
Martı da peşinden tabii...
İşte o anda.
Haşırt diye durup yavaşça ona döndü martı.
Kızgınlığı geçmemişti Celal’in. “Sana dedim lan orospu çocuğu,” diye bağırdı yeniden.
Ama şimdi yavaş yavaş yaklaşıyor ve boynunu kıra kıra, gagasını oraya buraya savura savura çığlıklar atıyordu martı.
Bir daha küfür edecek oldu ama vazgeçti Celal. Tırsmıştı. Geriledi adım adım ve kızları falan takmadan birden kaçmaya başladı.
Martı da peşinden tabii...
FossurGama Sunar: Açılın
Adamın boğazına bir şey kaçmış, yüzü pancar gibi olmuştu çarşının kalabalığında. Açılmış, elini kolunu savuran, arada bir iki büklüm olan adama bakmaktaydı herkes ve birden birisi insanları ittirip “Açılın ben doktorum,” diyerek ilerledi. Çekildi herkes ve herif gidip adamın karnına bir tekme gömdü. Mordan karaya çalan yüzüyle yere yuvarlandı boğulan adam ve başarılı olamadığı için koşturup bir kez daha patlattı tekmeyi doktor.
Sonrasında zar zor tuttular onu, geriye çektiler ve azarlamalar başladığında o şöyle dedi: “Allah Allah, bana böyle öğretmişlerdi yaa.”
Boğulan adama noolduğunu soruyorsanız, onu bilemem. Bu kadarına bakıp gittim, çok işim vardı...
Sonrasında zar zor tuttular onu, geriye çektiler ve azarlamalar başladığında o şöyle dedi: “Allah Allah, bana böyle öğretmişlerdi yaa.”
Boğulan adama noolduğunu soruyorsanız, onu bilemem. Bu kadarına bakıp gittim, çok işim vardı...
FossurGama Sunar: Katkı Payı
Kapıyı açar Nadir bey. Pörtlek gözlü, seyrek bıyıklı kapıcı Selami “Öhöm,” deyip bakar bön bön. “Evet,” der Nadir bey bir çabuk cevap bekleyerek. Eğilir Selami ve konuşur kısık sesle.
“Karınız bugün bakkal Ahmet’e, bir de yan apartmandan Turhan beye verdi.”
Bakar Nadir bey gözlerini kısarak. “Eee, kaç lira tuttu, yani?” diye sorar sonra.
“75 toplam.”
“İyi, beşini kendine al, on beşini karıma ayır, gerisini apartman gelir kutusuna at. Çatıyı yaptırmak için karılarımız biraz daha çalışmalı. Bu böyle olmayacak.”
“Evet Nadir bey, haklısınız yani...”
“Karınız bugün bakkal Ahmet’e, bir de yan apartmandan Turhan beye verdi.”
Bakar Nadir bey gözlerini kısarak. “Eee, kaç lira tuttu, yani?” diye sorar sonra.
“75 toplam.”
“İyi, beşini kendine al, on beşini karıma ayır, gerisini apartman gelir kutusuna at. Çatıyı yaptırmak için karılarımız biraz daha çalışmalı. Bu böyle olmayacak.”
“Evet Nadir bey, haklısınız yani...”
FossurGama Sunar: Kız İsteği
Dışardaki masaya çöreklenmiş dört kişilik bir abaza grubu, kız bulamamaktan dem vuruyorlar. Birisi diyor ki: “O değil, şişme karı bile bulamıycaz yakında... Size satmıyoruz arkadaş, diye cevap gelirse şaşırmayın ha.”
“Bir karı be arkadaş,” diyor diğeri. “Nasıl olursa olsun, bir karı işte...”
O sırada bir çığlık kopuyor tiz ve masalarının üstüne çotank, tokark ve gümbürdenek sesleriyle özetlenebilecek bir şekilde çırılçıplak bir kız düşüyor. Onlar kendilerini sandalyelerinden geriye atmış, dehşet içinde kızın morarmış sağ şakağına, kırılmış boynuyla aşağıya dönmüş kafasına ve çatlak masadan aşağıya akan kanlara bakıyorlar az sonra.
Sevtap bu. Depresyona girip, evin içinde iki saat kadar çırılçıplak volta attıktan ve iki şişe votkayı mideye indirdikten sonra kendisini aşağıya bırakmış zavallı bir kız sadece...
“Bir karı be arkadaş,” diyor diğeri. “Nasıl olursa olsun, bir karı işte...”
O sırada bir çığlık kopuyor tiz ve masalarının üstüne çotank, tokark ve gümbürdenek sesleriyle özetlenebilecek bir şekilde çırılçıplak bir kız düşüyor. Onlar kendilerini sandalyelerinden geriye atmış, dehşet içinde kızın morarmış sağ şakağına, kırılmış boynuyla aşağıya dönmüş kafasına ve çatlak masadan aşağıya akan kanlara bakıyorlar az sonra.
Sevtap bu. Depresyona girip, evin içinde iki saat kadar çırılçıplak volta attıktan ve iki şişe votkayı mideye indirdikten sonra kendisini aşağıya bırakmış zavallı bir kız sadece...
FossurGama Sunar: Uyumak ya da Uyumamak
Artık bir an önce uyuyabilmek için koyun saymaya başlamıştı Hüseyin. Ve uykuya ne zaman nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Ama aslında teorik olarak değişen bir şey olmamış, orada biraz daha boyutlu da olsa, koyun saymaya devam etmişti. Zaman hızla akıp gitti ve koyunları ahıra göndermekten ter içinde kaldı bir süre sonra. Dönüp baktığında çitin ilerisinde birikmiş yüzlerce daha koyun görünce derin bir nefes aldı. Sıkıntıyla oraya yürüyüp zorunlu işine dönerken artık melemeler beynini yemeye başlamıştı. Binlerce sesin oluşturduğu koro sanki boğuyordu onu... Sanki sıkışıp kalmıştı. Uyandı bu sırada pat diye.
Ve delice bir korkuyla ayağa attı kendini ama daha da fena oldu bu. Karanlığın içinde her yanda kıpraşan şeyler vardı. Bir şekilde yuvarlanıp ışığa ulaştı inleye bağıra ve dehşet içinde her yanın, salona uzanan koridor da dahil, artık üst üste binmiş koyunlarla dolduğunu gördü...
Ve delice bir korkuyla ayağa attı kendini ama daha da fena oldu bu. Karanlığın içinde her yanda kıpraşan şeyler vardı. Bir şekilde yuvarlanıp ışığa ulaştı inleye bağıra ve dehşet içinde her yanın, salona uzanan koridor da dahil, artık üst üste binmiş koyunlarla dolduğunu gördü...
FossurGama Sunar: Canlandırma – Görev Aşkı
Şunu bir canlandırın gözünüzde: Kadın garip bir dürtüyle, salonda, annesinin yanından kalkıp odanın kapısına gelmiş ve şok içinde kalakalmıştır yerinde. Bir zamandır, altından koku geldiği anda, bebeklerini kaptığı gibi “Oğlumun altını değiştirmek bana düşer,” diye soluğu odada alan kocası, ufaklığın boklarını avuç avuç ağzına tıkmış, şimdide bezini yalamaktadır büyük bir iştahla...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)