Dişçi koltuğunda, uyuşturucu iğneden iki adet yese de inlemesi kesilmeyen Nuri’nin azı dişi çekiştirilip duruluyordu yumuşacık bir doktor eli tarafından. “Aıhh!” diye bir ses. Ve birden pensede kalıverince diş geriye sendeleyip zar zor toparladı kendini doktor. Sonra “İyisiniz değil mi, geçti gitti işte,” dedi. “Bakın, yaramaz dişimiz de bur…” Lafını kesip dişi döndürdü pense benzeri aletin ucunda. Sonra yaklaştırdı başını hafif ve sanki gözleri büyüdü.
Kan ve balgam dolu ağzıyla “Noolfddu?” şeklinde bir şeyler geveledi Nuri. Meraklanmıştı. Sanki dişine kanser atlamış ya da bir orada bir keçi boku duruyormuş gibi öyle şüpheli şüpheli ne bakıyordu bu herif de be!
“Yok bi şey, yok da, dur bi bakalım…” Yürüyüp masasına otururken asistanını da yanına çağırdı dişçi. “Hımm,” dedi biraz sonra o da. “Çok ilginç,” diye söylendiler ardından. Eğilip uzayan bir büyüteci yanlarına çekmişlerdi ve oldukça ciddi görünüyorlardı.
Balgamı suyla tükürüp ayağa kalktı Nuri çenesindeki uyuşukluğu falan unutarak. “Noolufyo yaa! Bi şey mi vaar doktoo bey?”
“Şeey,” dedi adam. “Sanki dişinizin ortasına bir oyuk açılmış da bir şeyler sokulmuş gibi görünüyor. Hiç görmedim böyle bir şey. Nano teknolojiyle falan yapılmış olmalı…”
“Afedersiniz,” dedi asistan gözlerini kısarak. “Casus musunuz yoksa?”
“Ne casusu yaa,” dedi Nuri. “Nerden çıktı şimdi bunlar. Allaallaaa!”
Ve bundan sonra işler daha da çetrefilleşti. Hemen telefonlar edildi. Nuri ve diğer dolgusu yerinde bekler, o da söylenip dururken doktorlar laboratuarda toplanıp olayı çözüme ulaştırmak için var güçleriyle çalışmaya başladılar. Diş kesilip, söz konusu küçücük şerit ortaya çıkarıldığında polisler de olay yerine varmışlardı. Hastanenin en güçlü mikroskobu da bir hademenin elinde ortadaki masaya getirilip konduğunda tüm doktorlar ve araya sıkışabilen herkes acaba profesör doktor Ahmet Kumcu’nun ağzından ne çıkacak diye beklemekteydi.
Hafif daha yaklaştı ve hecelemeye başladı profesör. “Buuu…”
Çekildi geriye birden ve şaşkın bir halde tepesine toplaşmış doktor kadrosunu süzdü.
“Evet hocam,” dedi birisi. “Bu!”
“Bu dişi çeken ibnedir yazıyor arkadaşlar!”
28 Mart 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Foto Finiş
Atlar kumlu pistte delice bir hızla gider, jokeyler kısa kırbaçlarını kaba etlerine indirirken, Gökhan bir eliyle arkadaşının ceketini yakalamış, sarsıyor, “Kop da gel be oğlum, üzme bizi be, hadi lan!” diye bağırıp duruyordu. Fakat tüm o sert sözler birbirine girmiş üzgün kaşların, ağlamık suratın çaresizliğini örtemiyordu. Arkadaşıyla birlikte son paralarını da şu Selamet denen ata yatırmışlardı ve liderin beş metre gerisinden geldiğine göre, şu son düzlük onların yıkımı olacak, bir daha bellerini falan toparlayamayacaklar demekti. Nasıl da inanmışlardı lan şu orospu çocuğu Hamdi’ye. Aaah ah!
“Hadi be yavrum, yürü bee!” Ses acıklı bir şekilde titrerken metreler nalların altında eriyip gitti. “Kop da gel be yavrum!” Son otuz metre. Durdu Gökhan. Bağırmayı bıraktı, bir dakika kadar önce sesi soluğu kesilen arkadaşı gibi. “Yandık anasını satayım, yandık ki ne yandık” dedi ve o sırada patladı bir silah. Yankılar uçuşurken Gökhan öndeki atın tökezleyip yuvarlandığını, jokeyinin savrulup gittiğini gördü. Dilini yutmuştu herkes. Sessizliğin içinde döndü ve Serdar’a baktı yutkunarak. Elindeki silahı indirip “Sen paraları al,” dedi arkadaşı. “Karıma, çocuğuma bakarsın. Ben yatarım bir süre çıkarım!”
“Hadi be yavrum, yürü bee!” Ses acıklı bir şekilde titrerken metreler nalların altında eriyip gitti. “Kop da gel be yavrum!” Son otuz metre. Durdu Gökhan. Bağırmayı bıraktı, bir dakika kadar önce sesi soluğu kesilen arkadaşı gibi. “Yandık anasını satayım, yandık ki ne yandık” dedi ve o sırada patladı bir silah. Yankılar uçuşurken Gökhan öndeki atın tökezleyip yuvarlandığını, jokeyinin savrulup gittiğini gördü. Dilini yutmuştu herkes. Sessizliğin içinde döndü ve Serdar’a baktı yutkunarak. Elindeki silahı indirip “Sen paraları al,” dedi arkadaşı. “Karıma, çocuğuma bakarsın. Ben yatarım bir süre çıkarım!”
14 Mart 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Kraliçe
Çimenlere serilmiş, küçük beyaz bulutların geçişini izleyerek kır havasının tadını çıkarmaya çalışıyordu Yavuz. Ama onu bir süredir rahatsız eden şeye dayanamadan tekrar dikildi. Bir ses. O pastoral atmosferle, insanlardan, evlerden arınmış saf yeşillikle alakası olmayan bir ses. Ayağa kalktı ve kulağını iyice vererek ilerledi. Yürüdü yürümesine ama bir mırıldanmadan öteye geçmeyen o lanet olası gürültünün kaynağına bir türlü ulaşamadı. Ne var ki yükselmişti ses. Sonra birden döndü. Olabilir mi dedi içinden. Soru falan sorma zamanı değildi. Yürüdü temkinli adımlarla. Telleri atlayıp geçti. Soluğunu bile tuttu kutunun oraya varırken. Hayvanları kızdırmamaya dikkat ederek yavaşça eğildi ve güçlü soprano ses kulaklarına gayet net, içerideki çeperlerde doğan yankılarla ulaşıverdi.
Seda Sayan’ın Geri Gel’ini neredeyse aynen söylüyordu kovandaki Kraliçe Arı!
Seda Sayan’ın Geri Gel’ini neredeyse aynen söylüyordu kovandaki Kraliçe Arı!
FossurGama Sunar: Tahammülsüz
Zafer denen adam, otostop yapan kızı arabasına alalı on dakika ya olmuş ya olmamıştır. Bu süre zarfında bir şeyler konuşmuşlar, hatta kız birkaç kere gülmüştür bile. Sorar Zafer fırça gibi saçlarını geriye atmaya çalışarak. “İşin var mı şimdi? Bizim eve gitmeye ne dersin?” Bıyıklarının altında ıslak ıslaktır dolgun dudakları.
Asılır kızın yüzü hafif. “Yok, benim şeye gitmem lazım.”
“Neye gitmen lazım.”
“… Eve gidicem.” Kesin ve aksidir kızın ses tonu.
“Tamam, sorun değil,” der Zafer ve uzanıp paneldeki büyükçe bir düğmeye basar.
Birden yüksek bir zırıltı eşliğinde tavan açılmaya başlar.
“Naapıyorsun?” der kız, kendince havanın soğuk olduğunu ima etmeye çalışarak.
Ama cevap vermez Zafer. Önündeki yola kilitlemiştir gözlerini.
Ve birden müthiş bir hızda havaya fırlar kızın koltuğu, altındaki yayın boşalışıyla. Haykırış gökyüzünün mavisine karışır. Kız yandaki araziye doğru uçar gider ve yavaşlayıp döndürür Zafer arabayı. Başka bir hatun bulabilme umuduyla yeniden üniversite çıkışına doğru yönlenirken koltuk da gıcırtılarla yerine oturmaktadır…
Asılır kızın yüzü hafif. “Yok, benim şeye gitmem lazım.”
“Neye gitmen lazım.”
“… Eve gidicem.” Kesin ve aksidir kızın ses tonu.
“Tamam, sorun değil,” der Zafer ve uzanıp paneldeki büyükçe bir düğmeye basar.
Birden yüksek bir zırıltı eşliğinde tavan açılmaya başlar.
“Naapıyorsun?” der kız, kendince havanın soğuk olduğunu ima etmeye çalışarak.
Ama cevap vermez Zafer. Önündeki yola kilitlemiştir gözlerini.
Ve birden müthiş bir hızda havaya fırlar kızın koltuğu, altındaki yayın boşalışıyla. Haykırış gökyüzünün mavisine karışır. Kız yandaki araziye doğru uçar gider ve yavaşlayıp döndürür Zafer arabayı. Başka bir hatun bulabilme umuduyla yeniden üniversite çıkışına doğru yönlenirken koltuk da gıcırtılarla yerine oturmaktadır…
FossurGama Sunar: Bu da Kim Lan?
Mezara inmiş şapşal şapşal bakınıyordu Selim. Demek doğruydu bulduğu harita. “Amman be yavrum, vurdum sonunda voliyi be!” deyip ilerledi, elindeki gaz lambasının ışığında tilki gibi dört bir yana bakınarak. Sonra yerdeki altın lambayı gördü. Yakutlarla, kehribarlarla, akiklerle ustaca işlenmiş, insanın gözünü bırakın, kalbini de alıp sünger gibi sıkıyordu. Allaaah!” diye bağırıp üstüne atladı Selim. Alıp dikkatlice kaldırdı havaya. Dayanamayıp okşadı göğsüne yapıştırarak. “Ne güzel lan! Oooh!” Bir daha okşadı. “Zengin oldum ulen, zengin, hem de ne biçim.” Bir kez daha. “İstanbul’u alırım lan bununla, Boğaz köprüsünü alırım amına koyayım!” Garip bir uğultu, bir duman, sarsıldı lamba. Tuttu sıkıca Selim ve bir anda karşısına konuverdiğini gördü garip giyimli bir adamın. Şarlatan gibi giyinmiş, ayılama bir herif. Arap yüzüyle yaklaşıp konuştu: “Beni kurtardın, şimdi söyle sahip…”
“Siktir git lan,” diye var gücüyle haykırdı Selim ve bir anda tekme tokat girişti bedevi kıyafetli araba. Dışarı attı kendini cin ne olduğunu anlayamadan, üstüne başına inen darbelerden korkarak ve sonra kaçtı bu manyakla baş edemeyip yok olarak. Selim de hiç beklemeden koşturup gitti ağaçların arasında. Kurtarmıştı lambasını bir beleşçiden ve başkaca hiçbir şey yoktu o tömberlek kafasında. Var gücüyle koşuyordu evine doğru…
“Siktir git lan,” diye var gücüyle haykırdı Selim ve bir anda tekme tokat girişti bedevi kıyafetli araba. Dışarı attı kendini cin ne olduğunu anlayamadan, üstüne başına inen darbelerden korkarak ve sonra kaçtı bu manyakla baş edemeyip yok olarak. Selim de hiç beklemeden koşturup gitti ağaçların arasında. Kurtarmıştı lambasını bir beleşçiden ve başkaca hiçbir şey yoktu o tömberlek kafasında. Var gücüyle koşuyordu evine doğru…
FossurGama Sunar: Bar Hizmeti
Birasından soğuk, esaslı bir yudum çekip çevresine bakındı Kerem. Bir iki kız vardı topu topu ama yine de keyifli bir atmosferle sarılmıştı bar. Müzik de kıyaktı. Fakat birden garip bir acı hissetti dudağında. Korktu da hissettiği soğuklukla. Hemen elini götürdü ve yıvış yıvış bir şeyler algıladı orada. Çekmeye çalıştı iğrenerek ama gelmedi o yapış yapış şey ve canı daha çok acıdı. Garson tepesinde bitmişti bir anda. “Bir şey mi oldu?”
“Bu ne be?” dedi Kerem kalkmaya çalışarak, “Çabuk al şunu!”
“Arkadaşım,” dedi garson anlayışlı bir şekilde gülerek. “Sülük o, zararlı bir şey değil ki?”
“Sülük mü?” dedi Kerem, hayvanın kuyruğu ağzına girdiği için zor bela.
“Evet, yeni hizmetimiz bu. Biralara koyuyoruz. Müşteriler bira içerken onlar da kirli kanı temizliyor.”
“Haa!” diyerek oturdu yerine Kerem ve utanarak birasına baktı. Salak gibi hissetti kendini korktuğu için ve “Bir patates getirsene bana bilader,” dedi.
Giderken “Çok tuzlama patatesi, çıkar o zaman yerinden,” dedi garson…
“Bu ne be?” dedi Kerem kalkmaya çalışarak, “Çabuk al şunu!”
“Arkadaşım,” dedi garson anlayışlı bir şekilde gülerek. “Sülük o, zararlı bir şey değil ki?”
“Sülük mü?” dedi Kerem, hayvanın kuyruğu ağzına girdiği için zor bela.
“Evet, yeni hizmetimiz bu. Biralara koyuyoruz. Müşteriler bira içerken onlar da kirli kanı temizliyor.”
“Haa!” diyerek oturdu yerine Kerem ve utanarak birasına baktı. Salak gibi hissetti kendini korktuğu için ve “Bir patates getirsene bana bilader,” dedi.
Giderken “Çok tuzlama patatesi, çıkar o zaman yerinden,” dedi garson…
FossurGama Sunar: İki Yakın Arkadaş
Dalgalar kıpır kıpır birbirinin içine geçer, güneş tepeden insanların üstüne ateşini kusarken denizde ağır ağır yüzüyordu iki herif. Ortak noktaları şişko, kel, kırklı yaşlarda olmaları ve ikide bir ebleh bir şekilde birbirlerini dürtüp üzerlerine su atmalarıydı.
“Harbiden lan,” dedi burnunun dibi kaşlarının üstüne çıkmış gibi görünen, bir de utanmadan dişlek olan. “Niye daha çok buluşmuyoz anasını satayım. Kardeşim gibi seviyom lan seni. Allahsız pezevenk!”
“Ben de öyle amına koyayım,” dedi gergef suratlı olanı. Pörtlemiş gözleriyle sevecen bir şekilde bakmaya çalışıyordu. “Öl de öleyim bilader. Senin için köpek boku yerim Allahıma lan.”
“Yemek dedin de, ne yicez lan öğlen, şöyle et met alalım bi cız bız yapalım.”
“Ayıp ediyon abicim,” dedi öbürü, “Sana kuzular, danalar feda olsun.” Daha da konuşacaktı ama arkadaşı öbereey, diye bir ses çıkarıp götüne neft yağı sürülmüş gibi kendini denizden beline kadar dışarı atınca ve dönmeye çalışınca o da kafasını çevirip telaşla baktı ve o kara yüzgeci kendi gözüyle nah hemen karşısında gördü. Amanın! Nın nın nın nın sesleri kulaklarında, iskeleye doğru şapadak şupadak, birbirlerini iterek, ayaklarıyla vurup diğerini arkada bırakmaya çalışarak, sonra daha da abartıp kulaklarından falan çekerek yüzdüler. Kıyıdaki herkes delice bağırışlarından rahatsız olup dikilmiş onlara bakıyordu ve gördükleri, sonunda iskelenin merdivenine ulaşmış, birbirine okkalı tokatlar atarak bağıran, aşağı çeken adamların bu yüzden bir türlü yukarıya çıkamadıklarıydı. Arkalarında da bir yüzgeç tatlı tatlı salınarak yaklaşıyordu bu arada. Önce dişlek olan çıktı, peşinden de diğeri ve tıkanarak kendilerini yere attılar. Soluklarını düzenlemeye çalışırken doğruldular hala dehşet içinde ve peşlerinden yüzgeç oyuncağıyla iskeleye çıkıp aralarından geçen sarı çocuğu izlemek zorunda kaldılar, bir süre gerçekten de ne olduğunu anlayamayarak. Ardından yine birbirlerine baktılar ve insanların kıkırdamaları kulaklarında ayağa kalktılar.
“Gidip şurda bir bira içelim lan yemekten önce,” dedi pörtlek göz, kanayan yüzünü eliyle tutup gizleyerek.
“İçelim amına koyayım,” dedi dişlek. Kaşı iyice açılmıştı ve bir dişi de kırılmıştı sanki.
“Harbiden lan,” dedi burnunun dibi kaşlarının üstüne çıkmış gibi görünen, bir de utanmadan dişlek olan. “Niye daha çok buluşmuyoz anasını satayım. Kardeşim gibi seviyom lan seni. Allahsız pezevenk!”
“Ben de öyle amına koyayım,” dedi gergef suratlı olanı. Pörtlemiş gözleriyle sevecen bir şekilde bakmaya çalışıyordu. “Öl de öleyim bilader. Senin için köpek boku yerim Allahıma lan.”
“Yemek dedin de, ne yicez lan öğlen, şöyle et met alalım bi cız bız yapalım.”
“Ayıp ediyon abicim,” dedi öbürü, “Sana kuzular, danalar feda olsun.” Daha da konuşacaktı ama arkadaşı öbereey, diye bir ses çıkarıp götüne neft yağı sürülmüş gibi kendini denizden beline kadar dışarı atınca ve dönmeye çalışınca o da kafasını çevirip telaşla baktı ve o kara yüzgeci kendi gözüyle nah hemen karşısında gördü. Amanın! Nın nın nın nın sesleri kulaklarında, iskeleye doğru şapadak şupadak, birbirlerini iterek, ayaklarıyla vurup diğerini arkada bırakmaya çalışarak, sonra daha da abartıp kulaklarından falan çekerek yüzdüler. Kıyıdaki herkes delice bağırışlarından rahatsız olup dikilmiş onlara bakıyordu ve gördükleri, sonunda iskelenin merdivenine ulaşmış, birbirine okkalı tokatlar atarak bağıran, aşağı çeken adamların bu yüzden bir türlü yukarıya çıkamadıklarıydı. Arkalarında da bir yüzgeç tatlı tatlı salınarak yaklaşıyordu bu arada. Önce dişlek olan çıktı, peşinden de diğeri ve tıkanarak kendilerini yere attılar. Soluklarını düzenlemeye çalışırken doğruldular hala dehşet içinde ve peşlerinden yüzgeç oyuncağıyla iskeleye çıkıp aralarından geçen sarı çocuğu izlemek zorunda kaldılar, bir süre gerçekten de ne olduğunu anlayamayarak. Ardından yine birbirlerine baktılar ve insanların kıkırdamaları kulaklarında ayağa kalktılar.
“Gidip şurda bir bira içelim lan yemekten önce,” dedi pörtlek göz, kanayan yüzünü eliyle tutup gizleyerek.
“İçelim amına koyayım,” dedi dişlek. Kaşı iyice açılmıştı ve bir dişi de kırılmıştı sanki.
7 Mart 2008 Cuma
FossurGama Sunar: Tanıdın mı Beni?
Bankta oturmuş boğazdaki enfes manzarayı seyrediyordu Necati. Arkasında bir ses duydu ama böylesine bir şey de beklemedi hiç: Birden iki el gözlerinin önünde kavuşmuş, bir herif onu olduğu yere mıhlayıp, geri dönmesine izin vermeden kikirdemiş ve beklemişti.
“Nooluyo lan,” gibisinden haşin laflardan sonra “Kimsin oğlum? Serkan, sen misin?” demiş ve beklemişti Necati. Ama ne yanıt gelmiş ne de kafasını saran mengene bir gıdım gevşemişti.
“Hayati?”
“Kerem?”
“Muharrem?”
“Eee, yeter artık lan, bırak, sikicem bak.”
Sinirle dönmeye çalıştı, dirseğini bankın üstünden geçirip böğrüne indirmeyi denedi ama hiçbirisi kâr etmedi. Saymaktan başka çaresi yoktu. Bir sürü isim. Ve sonunda. “Adem!”
Gevşeyip çekildi eller. Kalktı hemen Necati banktan. Gözlerini ovuştururken döndü ve pala bıyıklı, iri yarı, yoluk yoluk yağlı saçlı, hiç de tanımadığı bir herif gördü karşısında pişkin pişkin gülen.
“Ben, ben, seni tanımıyorum ki arkadaşım,” dedi hafif çekingen.
“Ben de seni tanımıyom amına koyayım,” dedi herif ve gülmeye devam etti.
“Nooluyo lan,” gibisinden haşin laflardan sonra “Kimsin oğlum? Serkan, sen misin?” demiş ve beklemişti Necati. Ama ne yanıt gelmiş ne de kafasını saran mengene bir gıdım gevşemişti.
“Hayati?”
“Kerem?”
“Muharrem?”
“Eee, yeter artık lan, bırak, sikicem bak.”
Sinirle dönmeye çalıştı, dirseğini bankın üstünden geçirip böğrüne indirmeyi denedi ama hiçbirisi kâr etmedi. Saymaktan başka çaresi yoktu. Bir sürü isim. Ve sonunda. “Adem!”
Gevşeyip çekildi eller. Kalktı hemen Necati banktan. Gözlerini ovuştururken döndü ve pala bıyıklı, iri yarı, yoluk yoluk yağlı saçlı, hiç de tanımadığı bir herif gördü karşısında pişkin pişkin gülen.
“Ben, ben, seni tanımıyorum ki arkadaşım,” dedi hafif çekingen.
“Ben de seni tanımıyom amına koyayım,” dedi herif ve gülmeye devam etti.
20 Şubat 2008 Çarşamba
FossurGama Haberler
Genelevde Kontrol
Kayseri belediyesi genelev girişlerinde santim kontrolü başlattı. Cinsel organları yirmi santimin üzerindekilerden yıpranma vergisi alınırken, on santim altındaki kişilere de indirim yapılacağı pezevenk Kadri Suser tarafından basın toplantısında gazetecilere anlatılıp, uygulamalı olarak da gösterildi. Daha sonrasında haklarından yararlanmak üzere içeri alınan ilgili basın mensupları birbirlerini genelevde çekerek haber yapma, yani madara etme çabasına girince arbede yaşandı.
FGH – Ankara
İntiharın Yeri
İntihara eğilimli insanların, ileride kentlerde görüntü kirliliği yaşatmamaları nedeniyle, devlet imha çiftliklerinde yok edilmesi kanunu sonunda üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edildi. Çiftlikler yapılana kadar gerekli işlemler için mezbahaların kullanılması düşünülüyor. Psikiyatristler Derneği başkanı Adil Asil de bu konuda ellerindeki bilgileri devletle paylaşma konusunda bir çekinceleri olmadığını, bu arkadaşların nasıl olsa günün birinde intihar edeceğini, bunun abuk sabuk yerlerde yaşanıp başka insanların psikolojisini bozmasını çok anlamsız bulduklarını ifade etti.
FGH – Ankara
Filler ve Kelebekler
Kelebeklerle fillerin genetik olarak akraba olduğu ve boyları uysa çiftleşebileceği kanıtlandı. Bilim adamlarının bundan sonraki arzusu bu iki türü laboratuar ortamında birleştirerek melez bir tür elde etmek ve kuş avından sıkılan avcılara değişik bir zevk yaşatabilmek.
FGH - Arkansas
O Şimdi Tavşan Başlı Ponpon Terlikli
Ordudan bir modernleşme adımı daha. Erlerimiz bundan böyle postal yerine tavşan başlı, pembe ponpon terlik giyecekler. Genelkurmay adına konuyla ilgili açıklamayı ayağında ayılı ponpon terlikle yapan orgeneral Adnan Pabuç, Yunanistan'ın bu jeste nasıl karşılık vereceğini merak ettiklerini söyledi.
FGH – Ankara
Alaattin Bulundu!
İzmir Hayvanat Bahçesi’nden kaçan Alaattin adındaki orangutan, dört yıl sonra Kayseri’nin Karaayak köyünde yakalandı. Orada Ömer adını alıp evlenen ve köye muhtar olan orangutanı beldelerinden almaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyleyen köylüler amuda çıplak oturma eylemi yaptılar.
FGH – Kayseri
Kaçak Et
Bilim dünyasını sarsan gerçek, geçenlerde Fatih’te Subaşı mahallesi sakinlerinin midesinin bozulmasıyla ortaya çıkan sır bir türlü aydınlatılamıyor. Dinazor eti satarken yakalanan kasap İrfan Durmuş’un, etleri nereden bulduğunu açıklamaması dünyadan İstanbul’a akan zoolog ve biyologları çaresiz bırakmakta. Başbakanın bugün İstanbul’a gelerek İrfan Durmuş’la görüşüp, dinazorları nerede yetiştirdiğini açıklaması için ricada bulunacağı, dinazor sayısına göre yakınlarını ortak etmeye çalışacağı kulağımıza ulaşan haberlerden…
FGH – İstanbul
Tablodan Kaçış
Ünlü Jamaica’lı ressam Rembrandt’ın Louvre müzesinde bulunan Gergedanla Çiftleşme tablosundaki bahçıvan tablodan kaçmıştı. Tabloda yırtık olmaması ve sadece bahçıvanın fırça darbelerinin yok olması, onu gördüğünü iddia eden bekçinin savını doğrulamaktaydı. Ve tüm gerçek geride bıraktığı notun ışığında ortaya çıktı. Rembrandt’ın kendisini yanlış tabloya koyduğunu, gergedanla çiftleşen çiroz ve sapık bir herifin yanında niye tarlayı çapaladığını anlayamadığını söyleyen bahçıvan Ayda Domates tablosuna geçtiğini de belirtmekteydi. Ve yan salona koşturan müze yetkilileri bahçıvanın orada mutlu mesut, ağzını türkü söylercesine büzmüş durduğunu, topraktaki domateslerin de karpuz gibi olduğunu gördüler. Restoratörlerin bu işi düzeltip, bahçıvanı tekrardan resmine geri götürüp götüremeycekleri belirsiz.
FGH - Paris
Bilim adamları bir dakika önceye gitmeyi başardı. Arkadan kendisine yaklaşıp şaplak atan gönüllü bilim adamı Edward Puck, olayı izleyenlerin kahkahaları arasında saatine basıp yine geleceğe döndü ve olaya da en fazla şaplak yiyen kendisi güldü, sinirlenmeyi hemen bırakıp. Böylece denek bilim adamı, eşek şakasına hem maruz kalıp hem de yapan ilk adam olarak da tarihe geçti.
FGH - Amsterdam
Kayseri belediyesi genelev girişlerinde santim kontrolü başlattı. Cinsel organları yirmi santimin üzerindekilerden yıpranma vergisi alınırken, on santim altındaki kişilere de indirim yapılacağı pezevenk Kadri Suser tarafından basın toplantısında gazetecilere anlatılıp, uygulamalı olarak da gösterildi. Daha sonrasında haklarından yararlanmak üzere içeri alınan ilgili basın mensupları birbirlerini genelevde çekerek haber yapma, yani madara etme çabasına girince arbede yaşandı.
FGH – Ankara
İntiharın Yeri
İntihara eğilimli insanların, ileride kentlerde görüntü kirliliği yaşatmamaları nedeniyle, devlet imha çiftliklerinde yok edilmesi kanunu sonunda üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edildi. Çiftlikler yapılana kadar gerekli işlemler için mezbahaların kullanılması düşünülüyor. Psikiyatristler Derneği başkanı Adil Asil de bu konuda ellerindeki bilgileri devletle paylaşma konusunda bir çekinceleri olmadığını, bu arkadaşların nasıl olsa günün birinde intihar edeceğini, bunun abuk sabuk yerlerde yaşanıp başka insanların psikolojisini bozmasını çok anlamsız bulduklarını ifade etti.
FGH – Ankara
Filler ve Kelebekler
Kelebeklerle fillerin genetik olarak akraba olduğu ve boyları uysa çiftleşebileceği kanıtlandı. Bilim adamlarının bundan sonraki arzusu bu iki türü laboratuar ortamında birleştirerek melez bir tür elde etmek ve kuş avından sıkılan avcılara değişik bir zevk yaşatabilmek.
FGH - Arkansas
O Şimdi Tavşan Başlı Ponpon Terlikli
Ordudan bir modernleşme adımı daha. Erlerimiz bundan böyle postal yerine tavşan başlı, pembe ponpon terlik giyecekler. Genelkurmay adına konuyla ilgili açıklamayı ayağında ayılı ponpon terlikle yapan orgeneral Adnan Pabuç, Yunanistan'ın bu jeste nasıl karşılık vereceğini merak ettiklerini söyledi.
FGH – Ankara
Alaattin Bulundu!
İzmir Hayvanat Bahçesi’nden kaçan Alaattin adındaki orangutan, dört yıl sonra Kayseri’nin Karaayak köyünde yakalandı. Orada Ömer adını alıp evlenen ve köye muhtar olan orangutanı beldelerinden almaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyleyen köylüler amuda çıplak oturma eylemi yaptılar.
FGH – Kayseri
Kaçak Et
Bilim dünyasını sarsan gerçek, geçenlerde Fatih’te Subaşı mahallesi sakinlerinin midesinin bozulmasıyla ortaya çıkan sır bir türlü aydınlatılamıyor. Dinazor eti satarken yakalanan kasap İrfan Durmuş’un, etleri nereden bulduğunu açıklamaması dünyadan İstanbul’a akan zoolog ve biyologları çaresiz bırakmakta. Başbakanın bugün İstanbul’a gelerek İrfan Durmuş’la görüşüp, dinazorları nerede yetiştirdiğini açıklaması için ricada bulunacağı, dinazor sayısına göre yakınlarını ortak etmeye çalışacağı kulağımıza ulaşan haberlerden…
FGH – İstanbul
Tablodan Kaçış
Ünlü Jamaica’lı ressam Rembrandt’ın Louvre müzesinde bulunan Gergedanla Çiftleşme tablosundaki bahçıvan tablodan kaçmıştı. Tabloda yırtık olmaması ve sadece bahçıvanın fırça darbelerinin yok olması, onu gördüğünü iddia eden bekçinin savını doğrulamaktaydı. Ve tüm gerçek geride bıraktığı notun ışığında ortaya çıktı. Rembrandt’ın kendisini yanlış tabloya koyduğunu, gergedanla çiftleşen çiroz ve sapık bir herifin yanında niye tarlayı çapaladığını anlayamadığını söyleyen bahçıvan Ayda Domates tablosuna geçtiğini de belirtmekteydi. Ve yan salona koşturan müze yetkilileri bahçıvanın orada mutlu mesut, ağzını türkü söylercesine büzmüş durduğunu, topraktaki domateslerin de karpuz gibi olduğunu gördüler. Restoratörlerin bu işi düzeltip, bahçıvanı tekrardan resmine geri götürüp götüremeycekleri belirsiz.
FGH - Paris
Bilim adamları bir dakika önceye gitmeyi başardı. Arkadan kendisine yaklaşıp şaplak atan gönüllü bilim adamı Edward Puck, olayı izleyenlerin kahkahaları arasında saatine basıp yine geleceğe döndü ve olaya da en fazla şaplak yiyen kendisi güldü, sinirlenmeyi hemen bırakıp. Böylece denek bilim adamı, eşek şakasına hem maruz kalıp hem de yapan ilk adam olarak da tarihe geçti.
FGH - Amsterdam
FossurGama Sunar: Canlandırma – Niye Yukarıdalar?
Büyük bir fabrikanın giriş kapısının hemen önünü gözünüzde canlandırın. Direkler çakılmış, aralarına tel ipler gerilmiş ve on beş kadar erkek ayaklarından asılmış, ölü gibi sallanıyorlar. Altlarındaki devasa bez afişte bir yazı göze çarpıyor. “BU İŞYERİNDE GREV YAPMAYA KALKTILAR!”
FossurGama Sunar: Çok Aç
Lokantada şapır şupur yemeklerine yumulmuş, soluk bile almayan bir sürü insan. Pencere kenarında takım elbiseli şişko bir herif. Yanakları şiş şiş. Önünde en az dört çeşit tabak var. Dışarıya şöyle bir bakıyor gölgeyi farkedip. Üstü başı dökülen bir tip. Hemen yine önüne dönüp çatalını pilava daldırıyor. İki masa arkasındaki bir kadın “Aaa!” diyor o sırada. Bakıyor başkaları da ve çeneleri hayretten şak diye aşağı düşüveriyor. Şişko kaldırıyor kafasını seslerden kıllanıp ve gördüğü şeyle sandalyesini de devirerek yere oturuyor kıç üstü. Dilenci camdan geçmiş beline kadar, eğilmiş yemekleri kokluyor şimdi. Yarısı yenmiş butu alıp tıkıştırıyor ağzına. O anda, görüyor onu bir garson ve “Ulan!” diyerek koşturuyor üstüne. Birden panik içinde çekiyor kendini tip. Cama sıkışmış, kalakalıyor yerinde. “Senin ananı avradını!” diye bağırıyor garson yaklaşırken ve bir daha debeleniyor serseri. Şangııır! diye iniyor cam aşağı ve o elinde, cam kırığı dolmuş iki tabakla ağlaya bağıra kaçıyor. Olay yerine varan lokanta sahibi, “Oğlum,” diye azarlıyor garsonu, “Size demedim mi ben ürkütmeyin şu herifi, dışarı çıksın sonra müdahale edin diye, sen mi ödiycen şimdi camı gerizekalı?” Ve hemen ardından da okkalı bir tokat çarpıyor suratına…
4 Şubat 2008 Pazartesi
FossurGama Sunar: Atlarım lan!
“Yaklaşmayın atlarım,” diye bağırdı Selim. Ve köprüden aşağıya baktı her seferinde olduğu gibi. Götü bir türlü atlamayı yemiyor gibi dursa da etrafa tehditler savurmayı asla bırakmıyordu.
“Oğlum, akıllı ol,” dedi bir polis. “Ne istiyosun? Buluruz bi çaresini...”
“Başbakan’ın buraya gelmesini istiyom,” dedi Selim
“Yok ebenin amı,” dedi bir başka polis.
“Atarım kendimi, harbiden, şakam yok,” dedi Selim. “Aha mektubum hazır.” Salladı elindeki kağıdı.
O sırada bir araba kenarda durdu freni koyarak. İçindeki dört kafa açılmış pencerelerden dışarı fırladı ve “Yürü yürü,” diyen polisleri takmadan bağırdılar: “Ulan Selim, naapıyon Allahsız!”
“Kerem, intihar ediyom oğlum,” dedi Selim. “Esas siz ne arıyonuz burda?”
“Adil abinin yerine gidiyoz amcık,” dedi Kerem. “İntihar edecek bugünü mü buldun, hadi atla.”
“Oğlum, boşverin, gidin siz,” dedi Selim hafif aklı çelinmiş olsa da.
“Koçum, dalga mı geçiyon lan, paralar bizden, hadi, felekten bir gece çalıcaz. Yarın intihar edersin.”
“Hadi bilader, hadi, doğru söylüyo arkadaşların,” dedi yaşlıca polis.
“Hadi lan ibne,” dedi arka koltuktan bir tip. “Nazını sikicem şimdi ha!”
“İyi, tamam tamam, durun,” deyip tırmandı Selim trabzana ve öbür tarafa atladı.
Tutmadı onu polisler. Başlarına dert olacağını çakabiliyorlardı, karakola falan götürseler. Selim intiharı kesildiği için hafif bozulmuş bir ifade takınarak arabaya doğru yürüdü, kenardaki çelik halatların üstünden ayağını atlattı ve araba birden gazlayıp gitti. Pencerelerden kahkahalar ve el işaretleri fırladı hemen akabinde.
“Ulan,” diye bağırdı arkalarından Selim. “Ben sizin ta amınıza sokayım e mi!”
“Oğlum, akıllı ol,” dedi bir polis. “Ne istiyosun? Buluruz bi çaresini...”
“Başbakan’ın buraya gelmesini istiyom,” dedi Selim
“Yok ebenin amı,” dedi bir başka polis.
“Atarım kendimi, harbiden, şakam yok,” dedi Selim. “Aha mektubum hazır.” Salladı elindeki kağıdı.
O sırada bir araba kenarda durdu freni koyarak. İçindeki dört kafa açılmış pencerelerden dışarı fırladı ve “Yürü yürü,” diyen polisleri takmadan bağırdılar: “Ulan Selim, naapıyon Allahsız!”
“Kerem, intihar ediyom oğlum,” dedi Selim. “Esas siz ne arıyonuz burda?”
“Adil abinin yerine gidiyoz amcık,” dedi Kerem. “İntihar edecek bugünü mü buldun, hadi atla.”
“Oğlum, boşverin, gidin siz,” dedi Selim hafif aklı çelinmiş olsa da.
“Koçum, dalga mı geçiyon lan, paralar bizden, hadi, felekten bir gece çalıcaz. Yarın intihar edersin.”
“Hadi bilader, hadi, doğru söylüyo arkadaşların,” dedi yaşlıca polis.
“Hadi lan ibne,” dedi arka koltuktan bir tip. “Nazını sikicem şimdi ha!”
“İyi, tamam tamam, durun,” deyip tırmandı Selim trabzana ve öbür tarafa atladı.
Tutmadı onu polisler. Başlarına dert olacağını çakabiliyorlardı, karakola falan götürseler. Selim intiharı kesildiği için hafif bozulmuş bir ifade takınarak arabaya doğru yürüdü, kenardaki çelik halatların üstünden ayağını atlattı ve araba birden gazlayıp gitti. Pencerelerden kahkahalar ve el işaretleri fırladı hemen akabinde.
“Ulan,” diye bağırdı arkalarından Selim. “Ben sizin ta amınıza sokayım e mi!”
FossurGama Sunar: Neredeyim Ne Haldeyim.
Işıklar ne güzel de oynaşıyordu denizde. Nasıl bir durgunluktu bu yaşamın üstüne çökmüş. Sanki bir film setiymiş gibi görünüyordu kıyıya kondurulmuş satış yerleri. Yürüyüp bir dondurmacının önünde durdu sulanan ağzını dinleyerek. Yaklaşıp diğer müşterinin yanına ilişti ve “Bakar mısınız?” dedi. Ama diğer tarafa döndü satıcı. Öküzün tekiydi bu da. Sonra gözü renkli kağıtlarla ambalajlanmış şekerlemelere ilişti. Uzattı elini yanındakine “Pardon” diyerek ve kendine çekmeye çalıştı poşedi. Fakat eli bomboştu. His içini gıcıkladı. Kayıp gitmişti bir şeyler. Öylece baktı bir süre ve o esnada da anladı ne olduğunu. Ulan, hep karıştırıyordu şunu be! Öylesine ilerlemişti ki öğretide, dolaşmak istediğinde yanlışlıkla astral olarak dışarı çıkıyordu artık. Neyse. Şimdi eve dönüp ayakkabılarını giyer, öylece bir daha gelirdi. Ağzı sulanmıştı bir kere ne de olsa.
FossurGama’dan Kısa Haber Turu
Ölümsüzlüğü keşfettiğini iddia eden Japon bilim adamı A.G. bunalıma girip intihar etti.
FHA – Londra
Sıkıştırma pres levhalı özel dolmuşlar bugünden itibaren seferlere başlıyorlar. Eskiden bir seferde otuza yakın yolcu taşıyabilen dolmuşlar, yeni sistem sayesinde yolcu kapasitesini seksen kişiye kadar çıkarabilecekler.
FHA – İstanbul
Piyasaya sürülen ve düşünme kapasitesini arttırdığı söylenen Braino hapları devlet tarafından toplatıldı. Şu ana kadar hükümet cephesinden bir açıklama gelmezken ilaç şirketi yetkililer şaşkınlık içinde olduklarını söylediler.
FHA – Ankara
Heyecandan büyük ikramiye isabet etmiş biletini yutan Şaban Özyurt, noter önünde (afedersiniz) sıçarak çıkardığı bilet heyet tarafından deşifre edilince büyük bir sevinç yaşadı. Biz de paralara bok sürüp vericez diyen milli piyango genel müdürü Alaattin Zoka ise gülüşmelere neden oldu.
FHA – Bursa
FHA – Londra
Sıkıştırma pres levhalı özel dolmuşlar bugünden itibaren seferlere başlıyorlar. Eskiden bir seferde otuza yakın yolcu taşıyabilen dolmuşlar, yeni sistem sayesinde yolcu kapasitesini seksen kişiye kadar çıkarabilecekler.
FHA – İstanbul
Piyasaya sürülen ve düşünme kapasitesini arttırdığı söylenen Braino hapları devlet tarafından toplatıldı. Şu ana kadar hükümet cephesinden bir açıklama gelmezken ilaç şirketi yetkililer şaşkınlık içinde olduklarını söylediler.
FHA – Ankara
Heyecandan büyük ikramiye isabet etmiş biletini yutan Şaban Özyurt, noter önünde (afedersiniz) sıçarak çıkardığı bilet heyet tarafından deşifre edilince büyük bir sevinç yaşadı. Biz de paralara bok sürüp vericez diyen milli piyango genel müdürü Alaattin Zoka ise gülüşmelere neden oldu.
FHA – Bursa
FossurGama Sunar: Ev Alma Komşu Al
Yukarıdan gelen gürültüler, tabi bir de karısının dırdırı iyice canını sıkınca terlikleriyle apar topar yukarı çıktı, kendi halinde bir maliye müfettişi olan Osman bey. Kapıyı sertçe çalmaya çalışsa da yine fazla bir gürültü çıkaramamıştı kibar bir zat olduğu için. Ama hayır, onun da bir sabrı vardı. Densizliklerinin cevabını alacaklardı az sonra. Beklemesi on saniye anca sürdü. Yeri gümbür gümbür döven ayaklar yaklaştı ve kapı bir anda açılıverdi.
Aman Allahım!
Orada patlayıp yırtılmış pijamalarının içinde iki metreye yakın bir kurt adam duruyordu.
Kanlı diş etleriyle kaplanmış sivri dişleri arasından köpükler saçarak, “Buyur komşum, hayrola,” dedi ama, sesi genizden, hırıltılı, müthiş bir korku yaratacak kadar insan dışı olduğu için zar zor anlaşılıyordu söyledikleri.
Konuşamadı Osman bey haliyle. Şarıl şarıl donuna işemekle ve pörtlemiş ağlamık gözlerini kırpıştırmakla meşguldü.
“Kim o?” diye bir ses geldi içeriden. Daha ince de olsa, aynı iğrençlikteydi.
“Alt komşu,” diye hırıldayıp yine Osman beye döndü. “Ne vardı?”
Bir şeyler söylemeliydi Osman bey ama kurumuş ağzından hiçbir şey çıkmadı.
Sinirle oynadı kurt adamın gözleri. “Konuşsana yahu, dilini mi yuttun.”
Ve birden bir güç yürü ya kulum deyip koşmasına izin verdi Osman beyin. Hışımla evden içeri dalıp kapıyı kapadı ve elleri belinde “Nooldu, verdin mi ağızlarının payını,” diyen karısına baktı zorlukla nefes alarak.
Tam da o sırada, yeniden gürültüler başladı yukarıda. Sanki yıkılıyordu ev...
Aman Allahım!
Orada patlayıp yırtılmış pijamalarının içinde iki metreye yakın bir kurt adam duruyordu.
Kanlı diş etleriyle kaplanmış sivri dişleri arasından köpükler saçarak, “Buyur komşum, hayrola,” dedi ama, sesi genizden, hırıltılı, müthiş bir korku yaratacak kadar insan dışı olduğu için zar zor anlaşılıyordu söyledikleri.
Konuşamadı Osman bey haliyle. Şarıl şarıl donuna işemekle ve pörtlemiş ağlamık gözlerini kırpıştırmakla meşguldü.
“Kim o?” diye bir ses geldi içeriden. Daha ince de olsa, aynı iğrençlikteydi.
“Alt komşu,” diye hırıldayıp yine Osman beye döndü. “Ne vardı?”
Bir şeyler söylemeliydi Osman bey ama kurumuş ağzından hiçbir şey çıkmadı.
Sinirle oynadı kurt adamın gözleri. “Konuşsana yahu, dilini mi yuttun.”
Ve birden bir güç yürü ya kulum deyip koşmasına izin verdi Osman beyin. Hışımla evden içeri dalıp kapıyı kapadı ve elleri belinde “Nooldu, verdin mi ağızlarının payını,” diyen karısına baktı zorlukla nefes alarak.
Tam da o sırada, yeniden gürültüler başladı yukarıda. Sanki yıkılıyordu ev...
FossurGama Sunar: O Nereye Gitsin Problemi
Aklında bir tortu gibi kalan şey fren sesleriydi. Bir de sarsıntılara kapılmış bir yol görüntüsü. Açıldı gözleri. Üstüne başına baktı şaşkınlıkla, az önce bir kaza yaptığını hatırlayarak. Ama yoktu bir şeyi. Bir çizik bile, ya da leke. Uçup gitmiş miydi arabadan? Ama öyleyse? Bakındı ve ileride yamulmuş arabayı görünce koşturdu oraya bir an bile beklemeden. Ve birden durdu, hayret göğsüne sıkı bir darbe oturtmuş gibi. Arabanın içindeydi hala. Sıkışmıştı ve kan sızıyordu, hem ağzından hem boylu boyunca açılmış alnından.
Gözleri açıldı tekrar... Şimdi arabadaydı ve her yeri kan ve benzin kokusuyla sarılmıştı. Hemen ileriye baktı rüyasında gördüğü şeyi aranarak. Ve buldu! Oradaydı işte. Kendisi. Ya da ruhu. Hemen arkasında da bir kız vardı. Sapsarı saçlarıyla bembeyaz giysilere bürünmüş.
“Gel,” dedi yalvarırcasına. Elini kaldırmaya çalıştı ama beceremedi.
Baktı ruhu kocaman gözlerle. Ve arkasından “Hayır, buraya gelmelisin,” lafını duyunca irkilerek döndü kıza.
“Hayır,” dedi neler olduğunu anlayan yaralı telaşla. Ölecekti o giderse. “Buraya gel. Daha önümüzde uzun bir yaşam var. İyileşicez!”
Gözleri kısıldı ruhunun.
“Bana gel,” dedi kız harikulade bir sesle. “Senin için gelecek benim yanım.”
“Noolursun, yalvarırım, gel buraya,” dedi yaralı.
“Bana bak,” dedi kız.
Ruhu döndü hemen ve orada, sarışın kızın eteğini sıyırıp bembeyaz bacaklarının parıltılarını ortaya serdiğini gördü. Ve dilini... Dudaklarını şuh bir şekilde yalayıp “Geel!” dedi sanki lezzetli bir dondurmaya üflüyormuş gibi.
“Lütfen,” dedi yaralı bir kez daha, zar zor. Gözlerini açık tutmaya çalışırken de ekledi. “Buraya gel!”
Ama bir an bile düşünmedi ruhu. Koşturup sarıldı kıza ve onlar, ruhunun bir eli meleğin (afedersiniz ama) kıçında, diğer eli göğse yapışmış, ortadan kaybolur kaybolmaz da şehadet getirerek kapattı gözlerini, dünyanın güzelliklerine....
Gözleri açıldı tekrar... Şimdi arabadaydı ve her yeri kan ve benzin kokusuyla sarılmıştı. Hemen ileriye baktı rüyasında gördüğü şeyi aranarak. Ve buldu! Oradaydı işte. Kendisi. Ya da ruhu. Hemen arkasında da bir kız vardı. Sapsarı saçlarıyla bembeyaz giysilere bürünmüş.
“Gel,” dedi yalvarırcasına. Elini kaldırmaya çalıştı ama beceremedi.
Baktı ruhu kocaman gözlerle. Ve arkasından “Hayır, buraya gelmelisin,” lafını duyunca irkilerek döndü kıza.
“Hayır,” dedi neler olduğunu anlayan yaralı telaşla. Ölecekti o giderse. “Buraya gel. Daha önümüzde uzun bir yaşam var. İyileşicez!”
Gözleri kısıldı ruhunun.
“Bana gel,” dedi kız harikulade bir sesle. “Senin için gelecek benim yanım.”
“Noolursun, yalvarırım, gel buraya,” dedi yaralı.
“Bana bak,” dedi kız.
Ruhu döndü hemen ve orada, sarışın kızın eteğini sıyırıp bembeyaz bacaklarının parıltılarını ortaya serdiğini gördü. Ve dilini... Dudaklarını şuh bir şekilde yalayıp “Geel!” dedi sanki lezzetli bir dondurmaya üflüyormuş gibi.
“Lütfen,” dedi yaralı bir kez daha, zar zor. Gözlerini açık tutmaya çalışırken de ekledi. “Buraya gel!”
Ama bir an bile düşünmedi ruhu. Koşturup sarıldı kıza ve onlar, ruhunun bir eli meleğin (afedersiniz ama) kıçında, diğer eli göğse yapışmış, ortadan kaybolur kaybolmaz da şehadet getirerek kapattı gözlerini, dünyanın güzelliklerine....
FossurGama Sunar: Bara Giriş
Barın önüne neşe içinde gelir Ahmet’le Serpil. Kapıdan geçmek üzere hamle yaparlar ama pat diye dikilir önlerine bodyguard. “Hoop hoop!” der ciddi bir yüzle. “Damsız girmek yasak.” Şaşkınlık içinde birbirine bakar çift. Sonra yine takoza benzeyen kalın, kel herife dönerler. “Yanımda kız var işte,” der Ahmet hafif titrek bir şekilde. “Olsun,” der bodyguard. “O senin sevgilin değil ki.” Kıza bakar Ahmet ve “Sevgilim tabi, Allah Allaah!” der. Serpil de onaylar onu kafasıyla. “Öpüşün o zaman,” der bodyguard. “Ama öyle şap şup değil, dilini ağzına sokacaksın bayanın.” Aaa, saçmalama ayol, gibisinden karşı çıkışlar gelir ama nuh der peygamber demez herif. “Öpüşeceksiniz, yoksa almam içeri,” diye inat eder kolları önünde kavuşmuş. Bakar Ahmet büyük bir umutla ama “Aaa, hayır Ahmet, şuraya girecez diye izin veremem buna,” der Serpil hafif sinirli. “Saçmalama.” “Gördünüz mü bak,” der Bodyguard bir yalanı ortaya çıkarmaktan memnun. “Ama sen girebilirsin,” diye de ekler kıza içeriyi göstererek.
FossurGama Sunar: Fatura
Aval aval bakmaktadır Selami bey elindeki faturaya. İsim ona aittir, evet dini bütün bir adamdır, ama bu da nedir ki yaa? Tam üç bin yedi yüz seksen YTL borcu çıkarılmıştır, Diyanet İşleri tarafından, sohbetleri sırasında bir yıl boyunca tam 23.732 kere Allah ismini kullandığı sebebiyle...
FossurGama Sunar: İntikam Bokuna
Çılgın gözlerle ilerler Mehtap. Orada, bir kızın yanında dikilen uzunca çocuğa dikilmiştir bakışları. Yanına varır titreyen dudaklarıyla ve omuzundan tutup çevirdiği gibi elindeki kezzabı suratına boca eder. Acıyla haykırırken yüzünü kapatmaya çalışır herif elleriyle, bir çığlık patlatır yanındaki kız ve bakar Mehtap mal gibi, mosmor. “Özür dilerim,” der sonra. “Seni Mahmut’a benzettim.”
FossurGama Sunar – Ergenlik Gözyaşları
Kız, camın önünde bir iskemleye oturmuş hüngür hüngür ağlamaktadır. Annesi odaya girer. Ne olup bittiğini sormadan, sakin bir şekilde ilerler ve kızının önündeki dolu kovayı alıp boş kovayı koyarak odadan dışarı çıkar.
FossurGama Sunar: Saçlı Başlı
Adam bürodan içeriye hışımla girmekle kalmaz, sekreteri aşıp ilgili kişinin odasına da haşırt diye dalar ve “Bu ne beyefendi, bu ne?” diye bağırır başını göstererek. Bakar ilgili kişi. Pişkince sırıtır ve sevinerek ayağa kalkar. “Ooo, çıkmış işte saçınız.” Bu sefer kafasına vurur adam çat çat ve yine böğürür, kıvır kıvır ince telleri işaret ederek. “Etek kılı bunlar efendi etek kılı, ne saçı...”
FossurGama Sunar: Sınav Zamanı
Ortaokul seçme sınavındayız. Kapılar kapanır. Gözlemci kağıtları dağıtır, sahneye çıkar, sınavın şu saatte başladığını ve şu saatte biteceğini söyler ve bu lafların ardından diğer öğretmen kürsünün altına eğilip bir şeyleri kurcalar. Kalktığında iki elinde içi su, kalemtraş, şeker, alaska frigo gibi şeylerle dolu bir tabla vardır. Sıraların arasında bağırarak dolaşıp mallarını satar.
FossurGama Sunar: Canlandırma – Kurt
Gözünüzde bir koyun sürüsü canlandırın. Tam ortalarında, koyun postuna bürünüp aralarına karışmış bir kurt da var ve av peşinde falan koşmayı bırakmış güzel güzel, neredeyse büyük bir huşu içinde ot yiyor.
FossurGama Sunar: Canlandırma – Piknik.
Üç dört aile pikniğe gelir. Neşelidirler. Arabalardan iner, bazıları göbek atarken yürürler, açılır kapanır masaları, kumanyaları taşır, güzelce, dereye bakan yeşillik bir yere yerleşirler. İçkiler, yemekler birer birer konur yer masasına ve birden Mustafa bey sorar. “Tuzluk nerde be?” Karısına bakmaktadır ters ters. O yere, herkes birbirine bakar. Bir sürü kafadan “Siz getirmediniz mi?” lafı çıkar ve hep beraber tekrardan arabalara doluşup giderler oradan.
FossurGama Haberler
Sahtekar İmam Yakalandı
Gülhane’de cemaatini hipnotize edip kendi özel işlerinde kullanan A.Ö. isimli imam, duyarlı narkotik köpeği Tekgöz tarafından yakalandı. Gece geç vakit hala eve gelmeyen eşi Dursun K.’yı arayan Ayşe K. kocasını imam efendinin bahçesinde halıları yıkarken bulunca ve yanında, aslında aleme pek düşkün olan on beş kadar kişiyi de çamaşırları çitilerken ve bahçeyi çapalarken görünce şüphelendi. Ayşe hanım, gittiği bir günde polis Kemal Z’nin evinde bu konunun bahsini açtı ama kimsenin ilgisini çekemedi. Ancak o sırada evde dinlenmekte olan Tekgöz adlı kurt köpeği bunu duydu ve aldığı disiplin sayesinde olayın üstüne gitmekte tereddüt etmedi. İmam efendinin Sarıyer sırtlarında bulunan evinin taşlarını arap sabunuyla silen cemaati, havlayarak uyandıran, böylece bir sahtekarın daha yakalanmasında öncü olan Tekgöz’e bugün vali tarafından üstün hizmet madalyası takılacak.
FGH-Gülhane
Üretim Çifliği
Trabzon’da balina üretim çiftliği kuruldu. Şimdilik biri dişi biri erkek iki balinayla üretime başlayan Kabak Çekirdeği adlı şirketin yönetim kurulu üyesi Tahsin Selim gelecekten ümitli olduklarını, bu iki balinanın sayısının çok yakında yüzleri, binleri bulacağını söyledi. Bu arada balinaların küçük havuzlarda gerek duyulmaz diye kuyruk ve yüzgeç bölümlerinin şimdiden kesilip satıldığı ve yem olarak da plankton yerine gübre verildiği saptandı.
FGH- Trabzon
Elmasın Değersizi
Geçenlerde Ümraniye çöplüğünde, neredeyse topkapı elması kadar değerli bir mücevher bulunmuş, sahibinin bu değerli parçayı nasıl olup da çöpe attığı anlaşılamamıştı. Aradan geçen bir haftada devlet yetkilileri mücevherin gerçekten de iğrenç koktuğunu ve ne kadar değerli olursa olsun işe yaramayacağını söyleyerek tekrar çöplüğe bıraktılar.
FGH- İstanbul
Maymun Selami Bunalımda
Hayvanat Bahçesi’nin sevgilisi Selami adındaki maymun bunalıma girdi. Salı günü, bir maganda tarafından elle tacize uğrayan Selami’nin sadece kıçını duvarlara vererek yürüyebildiği ve yemeden içmeden kesildiği belirtildi. Bazı görgü tanıkları, Selami’nin arka kılları dökülünce götünün kabak gibi ortaya çıkmasının bu edepsizlikte önemli rol oynadığını öne sürdüler. Bu konuşmaları yapan arkadaşların ellerinde biralarla orada muhabbete durduğu da gözlerden kaçmadı.
FGH- İstanbul
Yeni Kanal
Sonunda ülkemizde de medya alanında dünyayı sallayacak önemli bir oluşuma imza atıldı. Ağır çekim kanalı. Her türlü programın ağır çekimlerle sunulduğu Molla kanalını izleyenler, artık hiçbir sahneyi kaçırmadıkları için çok mutlu olduklarını söyleyip, keşke tekrar çekim kanalı da kurulsa, ağır çekim kanalında sevdikleri bazı sahneleri orada bir kez daha seyredebilseler, diye de yorum yaptılar.
FGH- İstanbul
Şöförlerin Çilesi
Tehlikeli durumlarda şöförün düğmeye basarak kendisini otobüs dışına fırlattığı sistemin, düğme yerleri yanlış belirlenince kötü niyetli yolcular tarafından gerekli gereksiz kullanılarak suyu çıkarıldı. İlk haftada, toplam otuz yedi şöför hastaneye düşünce İstanbul Belediyesi, otobüsleri duraklara çekip sistemi devre dışı bırakmayı daha uygun gördüğünü açıkladı.
FGH- İstanbul
Gülhane’de cemaatini hipnotize edip kendi özel işlerinde kullanan A.Ö. isimli imam, duyarlı narkotik köpeği Tekgöz tarafından yakalandı. Gece geç vakit hala eve gelmeyen eşi Dursun K.’yı arayan Ayşe K. kocasını imam efendinin bahçesinde halıları yıkarken bulunca ve yanında, aslında aleme pek düşkün olan on beş kadar kişiyi de çamaşırları çitilerken ve bahçeyi çapalarken görünce şüphelendi. Ayşe hanım, gittiği bir günde polis Kemal Z’nin evinde bu konunun bahsini açtı ama kimsenin ilgisini çekemedi. Ancak o sırada evde dinlenmekte olan Tekgöz adlı kurt köpeği bunu duydu ve aldığı disiplin sayesinde olayın üstüne gitmekte tereddüt etmedi. İmam efendinin Sarıyer sırtlarında bulunan evinin taşlarını arap sabunuyla silen cemaati, havlayarak uyandıran, böylece bir sahtekarın daha yakalanmasında öncü olan Tekgöz’e bugün vali tarafından üstün hizmet madalyası takılacak.
FGH-Gülhane
Üretim Çifliği
Trabzon’da balina üretim çiftliği kuruldu. Şimdilik biri dişi biri erkek iki balinayla üretime başlayan Kabak Çekirdeği adlı şirketin yönetim kurulu üyesi Tahsin Selim gelecekten ümitli olduklarını, bu iki balinanın sayısının çok yakında yüzleri, binleri bulacağını söyledi. Bu arada balinaların küçük havuzlarda gerek duyulmaz diye kuyruk ve yüzgeç bölümlerinin şimdiden kesilip satıldığı ve yem olarak da plankton yerine gübre verildiği saptandı.
FGH- Trabzon
Elmasın Değersizi
Geçenlerde Ümraniye çöplüğünde, neredeyse topkapı elması kadar değerli bir mücevher bulunmuş, sahibinin bu değerli parçayı nasıl olup da çöpe attığı anlaşılamamıştı. Aradan geçen bir haftada devlet yetkilileri mücevherin gerçekten de iğrenç koktuğunu ve ne kadar değerli olursa olsun işe yaramayacağını söyleyerek tekrar çöplüğe bıraktılar.
FGH- İstanbul
Maymun Selami Bunalımda
Hayvanat Bahçesi’nin sevgilisi Selami adındaki maymun bunalıma girdi. Salı günü, bir maganda tarafından elle tacize uğrayan Selami’nin sadece kıçını duvarlara vererek yürüyebildiği ve yemeden içmeden kesildiği belirtildi. Bazı görgü tanıkları, Selami’nin arka kılları dökülünce götünün kabak gibi ortaya çıkmasının bu edepsizlikte önemli rol oynadığını öne sürdüler. Bu konuşmaları yapan arkadaşların ellerinde biralarla orada muhabbete durduğu da gözlerden kaçmadı.
FGH- İstanbul
Yeni Kanal
Sonunda ülkemizde de medya alanında dünyayı sallayacak önemli bir oluşuma imza atıldı. Ağır çekim kanalı. Her türlü programın ağır çekimlerle sunulduğu Molla kanalını izleyenler, artık hiçbir sahneyi kaçırmadıkları için çok mutlu olduklarını söyleyip, keşke tekrar çekim kanalı da kurulsa, ağır çekim kanalında sevdikleri bazı sahneleri orada bir kez daha seyredebilseler, diye de yorum yaptılar.
FGH- İstanbul
Şöförlerin Çilesi
Tehlikeli durumlarda şöförün düğmeye basarak kendisini otobüs dışına fırlattığı sistemin, düğme yerleri yanlış belirlenince kötü niyetli yolcular tarafından gerekli gereksiz kullanılarak suyu çıkarıldı. İlk haftada, toplam otuz yedi şöför hastaneye düşünce İstanbul Belediyesi, otobüsleri duraklara çekip sistemi devre dışı bırakmayı daha uygun gördüğünü açıkladı.
FGH- İstanbul
FossurGama Sunar: Sesli Çocuk Kitapları
Tesiste dolaşıyorlar yirmi yaşlarında, yakışıklı, bebek yüzlü bir tiple sarışın, ufak boylu, oldukça cilveli kız arkadaşı. Kitap bölümünde, çocuk reyonunda duruyorlar ve bir zamandır ilgi çekmek, ne kadar çılgın olduğunu göstermek için her türlü numarayı deneyen delikanlının yüzü altın bulmuşçasına büyük bir sevinç ışığıyla kaplanıyor. Elini uzatıp sesli kitapların butonuna basıyor ve sanki, kapağında hortumunu havaya kaldırmış koca filin, küçücük hoparlörden cızırtılarla çıkıyor sesi. Sonra bir daha basıyor. Bir daha. Ve o bunu yaptıkça, kız kıkırdayıp duruyor, bir yandan eli ağzında, utanıyormuş gibi çevreye bakınarak. Kasiyer öfleyerek kafasını sallıyor. Ama durmuyor delikanlı. Bir daha, bir daha. O sırada kitaptan çıkan ses artıyor sanki. Birkaç kez daha basıyor ve duruyor tip kulak kabartarak. Ve işte, o anda, marketin kapısını kırıp içeri dalıyor kocaman bir fil. Böğürtülerle, yeri gümbür gümbür sallayarak önündeki insanları hortumuyla savurup koşturuyor. Öylece kalıyorlar delikanlıyla kız yerlerinde, gözleri kocaman, külotları çiş ve pislikle dolu. Geldiğini görüyorlar ama yapacakları bir şey yok. “Annecim,” diyor sadece kız ve o sırada cork, diye eziveriyor onu kocaman bir ayak. Koşturup gidiyor fil ve duvarı yıkarak yok oluyor. Her tarafta bağrışan, inleyen insanlar. Çoğu ezilmiş. Delikanlı dönüp, yıkılmış duvara bakıyor ve zombi gibi çıkışa ilerlerken saçları ağırdan beyazlaşmaya başlıyor.
FossurGama Sunar: Bir Kaza
Araba ters dönmüş, her yan kırık camlarla dolu. Bir cant eğri büğrü yuvarlanıp gitmiş yolun ortasına. Arka kaportadan pis bir duman süzülüyor havaya ve bir inleme duyuluyor yan taraftan. Bir adam... Üstü başı kan içinde. Gömleğinde derin bir yarık. Sürünürken büyük bir güç harcıyor. Çekmeye çalışıyor betonu. Uzaklaşmaya çalışıyor oradan. Kendisini öylesine bir kasıyor ki, evet, o an, bir osuruğun kıçından fırlamasına engel olamıyor. “Oha!” diyor hemen zayıf bir ses arabanın içinden. Bu arkadaşı, sıkışıp kalmış orada, boğazından aşağı kan fışkırıyor ve ayaklarını hissedemediği için çıkamıyor oradan. “Pardon,” diyor o da ve patlayıp şişmiş gözlerini açmaya çalışarak yine sürünmeye devam ediyor...
FossurGama’dan Hastalıklı Diyaloglar
“Oğlum bu ne? Gözünü değil, dişini altın kaplatacaktın.”
“?”
“Doktorun bi şey demedi mi peki?”
“Nıtck.
“Kardeşim. Atıma et yediriyorum devamlı. Anasını zükecem bu altılının yakında.”
“?”
“Tam ölürken “Açıl susam açıl,” diye bağırınca cennetin kapısı açılıyormuş bilader.”
“O zaman herkes boşu boşuna şehadet getiriyor.”
“Aynen öyle.”
“Ben annemi yatırıp bi güzel şaapmak istiyorum doktor bey.”
“Bir şeyiniz yok beyefendi, sadece ödip kompleksi bu...”
“Hişt! Bırak lan! Allah Allaah. Kendininkileri yesene oğlum, başkasının tırnağını yemek nasıl bir hastalık!”
“Çabuk dışarı. Defol!”
“Öhhö, niye canım, nooldu?”
“Kamasutra sırasında orgazm olmak yasak, bilmiyor musun?”
“?”
“Doktorun bi şey demedi mi peki?”
“Nıtck.
“Kardeşim. Atıma et yediriyorum devamlı. Anasını zükecem bu altılının yakında.”
“?”
“Tam ölürken “Açıl susam açıl,” diye bağırınca cennetin kapısı açılıyormuş bilader.”
“O zaman herkes boşu boşuna şehadet getiriyor.”
“Aynen öyle.”
“Ben annemi yatırıp bi güzel şaapmak istiyorum doktor bey.”
“Bir şeyiniz yok beyefendi, sadece ödip kompleksi bu...”
“Hişt! Bırak lan! Allah Allaah. Kendininkileri yesene oğlum, başkasının tırnağını yemek nasıl bir hastalık!”
“Çabuk dışarı. Defol!”
“Öhhö, niye canım, nooldu?”
“Kamasutra sırasında orgazm olmak yasak, bilmiyor musun?”
FossurGama Sunar: Canlandırma – Sihirbaz.
Sahnede yıvışık yüzlü bir sihirbaz canlandırın gözünüzde. Aralardan bir kadını sahneye çağırıyor. Ve çıkar çıkmaz da arkadan vantuz gibi yapışarak eteğini kaldırıp elini donuna daldırıyor. Zavallı kadın çırpınıp kurtulmaya çalışırken de oradan bir dildo çıkarıp sallıyor. Kadın delice saldırıp yüzünü cırmıklasa da gülmeye çalışıyor herif ve karışıyor ortalık...
FossurGama Sunar: Hatırlasana Necla
Bardan içeri girip sevinçli bir havada ilerledi ve masaya haşırt diye çöktü Yakup. Uzanıp öpecekti ki, kız arkadaşı Necla kendini geri çekti hemen. Gözlerinde yine o, şüpheci, kahrolası ifade vardı ve bir çabuk “Nooluyor canım, kalkın çabuk şurdan,” dedi neredeyse bağırarak. Yakup derin bir nefes verip sıkıldığını iyice belli etse de her zaman olduğu gibi büyük bir olgunlukla kendini tanıtmaya girişmekten başka bir şey yapamadı. Necla’da böyle bir hastalık çıkmıştı sonuçta bir yıl kadar önce. Birden her şeyi unutuyor, ipuçları önüne kondukça yavaş yavaş hatırlıyordu her şeyi. O gün de işte bu şekilde, tanıttı kendini Yakup ve Necla onu tanır tanımaz boynuna atladı. Her yanını öperken özür diliyordu hiç durmadan.
O anda “Necla?” dedi birisi hayret içeren bir tonda.
Döndü hem Yakup hem Necla, ikisi birden ve tepelerinde dikilen uzun ince çocuğa baktılar.
Necla onu tanıdı bu sefer hemencecik ve kıpkırmızı bir utanç yürüdü yüzüne. Şeey, şeey diye gevelerken nasıl açıklayacağını bilemiyordu olanları.
Yakup anladı ama. Bir kez daha... Bir iki gün işi çıkmıştı şehir dışında ve yine onu unutarak birisiyle tanışıp takılmaya başlamıştı Necla. Şimdi bir de bu çocuğu teskin etmekle uğraşacaktı işi yoksa...
O anda “Necla?” dedi birisi hayret içeren bir tonda.
Döndü hem Yakup hem Necla, ikisi birden ve tepelerinde dikilen uzun ince çocuğa baktılar.
Necla onu tanıdı bu sefer hemencecik ve kıpkırmızı bir utanç yürüdü yüzüne. Şeey, şeey diye gevelerken nasıl açıklayacağını bilemiyordu olanları.
Yakup anladı ama. Bir kez daha... Bir iki gün işi çıkmıştı şehir dışında ve yine onu unutarak birisiyle tanışıp takılmaya başlamıştı Necla. Şimdi bir de bu çocuğu teskin etmekle uğraşacaktı işi yoksa...
FossurGama Sunar: O da Ne?
Yarım saattir tuvaletteydi on dört yaşında, munis bir çocuk olan Sinan. Ikınıyor sıkınıyor ama bir türlü yapamıyordu büyük tuvaletini. Öyle bir sesler çıkarıyordu ki, duyan ağırlık falan kaldırdığını sanabilirdi içeride. Sonuna gelmişti ama. Götü patlayacak gibi olsa da dayandı, damarları dışarı fırlamış kıpkırmızı yüzüyle.
Ve birden, plop diye dışarı düşüp suları kıçına sıçrattı şey.
Eğilip baktı hemen, boyutu ne acaba, diye ve saçları diken diken olup hemen ayağa dikildi korkuyla.
Orada bir yumurta duruyordu kocaman, yeşil...
Kapıyı açıp içeri koşturur ve “Anne annee!” diye böğürürken, hüngür hüngür ağlıyordu artık Sinan.
Ve birden, plop diye dışarı düşüp suları kıçına sıçrattı şey.
Eğilip baktı hemen, boyutu ne acaba, diye ve saçları diken diken olup hemen ayağa dikildi korkuyla.
Orada bir yumurta duruyordu kocaman, yeşil...
Kapıyı açıp içeri koşturur ve “Anne annee!” diye böğürürken, hüngür hüngür ağlıyordu artık Sinan.
FossurGama Sunar: Canlandırma – Perde
Alkışlar arasında perde inmeye başlıyor ve oyuncular ağırdan kırmızı kadifenin arkasında kalıyorlar. Sonra bir takım gürültüler duyuluyor ve alkışlar teker teker susup, kulaklar dikiliyor. Bağrış çığrış yok, sadece küt küt sesler... Tekrar açılıyor perde ve oyuncular eğilip selam veriyorlar. Ama o da ne? Bir çoğunun ağzı burnu dağılmış, yerlere şıp şıp kanlar damlıyor. Tekrar kapanıyor perde ve gürültüler başlar başlamaz kulise koşuyor bir sürü seyirci kavgayı ayırmak üzere...
FossurGama Sunar: Canlandırma – Japon Usulü
Bir japon çizgi filmi seyrettiğinizi düşünün. Kahramanımız olan koca gözlü Hiromi sevgilisi Torinto’nun kaçırıldığını duyunca çok üzülmüştür. Rüzgarın altında saçları uçuşarak ipince dururken birden gömleğini sıyırır göğsüne doğru ve sağ elinde tuttuğu jiletle karnına çizikler atmaya ve oradan kanlar fışkırırken “Uleen, uleeen, sikerim uleeen!” diye bağırmaya başlar. İşte böyle...
FossurGama Sunar: Martı
Rıhtımda durmuş manzaraya bakıyor, gizemli pozuyla elli metre kadar ötede oturan kızlara da havasını basıyordu Celal. Dönüp şöyle bir süzdü kızları. Sonra kaşını kaldırdı ve yine önüne dönecekken tüm havasını kaçıracak bir şey oluverdi bir anda. Pat diye bir martı boku inmişti suratının tam ortasına ve tabi kafasının üstüne de. Öfkeyle döndü o ve tükürükler saçarak bir küfür sallarken yukarıda uzaklaşan martıyı da görmüş oldu.
İşte o anda.
Haşırt diye durup yavaşça ona döndü martı.
Kızgınlığı geçmemişti Celal’in. “Sana dedim lan orospu çocuğu,” diye bağırdı yeniden.
Ama şimdi yavaş yavaş yaklaşıyor ve boynunu kıra kıra, gagasını oraya buraya savura savura çığlıklar atıyordu martı.
Bir daha küfür edecek oldu ama vazgeçti Celal. Tırsmıştı. Geriledi adım adım ve kızları falan takmadan birden kaçmaya başladı.
Martı da peşinden tabii...
İşte o anda.
Haşırt diye durup yavaşça ona döndü martı.
Kızgınlığı geçmemişti Celal’in. “Sana dedim lan orospu çocuğu,” diye bağırdı yeniden.
Ama şimdi yavaş yavaş yaklaşıyor ve boynunu kıra kıra, gagasını oraya buraya savura savura çığlıklar atıyordu martı.
Bir daha küfür edecek oldu ama vazgeçti Celal. Tırsmıştı. Geriledi adım adım ve kızları falan takmadan birden kaçmaya başladı.
Martı da peşinden tabii...
FossurGama Sunar: Açılın
Adamın boğazına bir şey kaçmış, yüzü pancar gibi olmuştu çarşının kalabalığında. Açılmış, elini kolunu savuran, arada bir iki büklüm olan adama bakmaktaydı herkes ve birden birisi insanları ittirip “Açılın ben doktorum,” diyerek ilerledi. Çekildi herkes ve herif gidip adamın karnına bir tekme gömdü. Mordan karaya çalan yüzüyle yere yuvarlandı boğulan adam ve başarılı olamadığı için koşturup bir kez daha patlattı tekmeyi doktor.
Sonrasında zar zor tuttular onu, geriye çektiler ve azarlamalar başladığında o şöyle dedi: “Allah Allah, bana böyle öğretmişlerdi yaa.”
Boğulan adama noolduğunu soruyorsanız, onu bilemem. Bu kadarına bakıp gittim, çok işim vardı...
Sonrasında zar zor tuttular onu, geriye çektiler ve azarlamalar başladığında o şöyle dedi: “Allah Allah, bana böyle öğretmişlerdi yaa.”
Boğulan adama noolduğunu soruyorsanız, onu bilemem. Bu kadarına bakıp gittim, çok işim vardı...
FossurGama Sunar: Katkı Payı
Kapıyı açar Nadir bey. Pörtlek gözlü, seyrek bıyıklı kapıcı Selami “Öhöm,” deyip bakar bön bön. “Evet,” der Nadir bey bir çabuk cevap bekleyerek. Eğilir Selami ve konuşur kısık sesle.
“Karınız bugün bakkal Ahmet’e, bir de yan apartmandan Turhan beye verdi.”
Bakar Nadir bey gözlerini kısarak. “Eee, kaç lira tuttu, yani?” diye sorar sonra.
“75 toplam.”
“İyi, beşini kendine al, on beşini karıma ayır, gerisini apartman gelir kutusuna at. Çatıyı yaptırmak için karılarımız biraz daha çalışmalı. Bu böyle olmayacak.”
“Evet Nadir bey, haklısınız yani...”
“Karınız bugün bakkal Ahmet’e, bir de yan apartmandan Turhan beye verdi.”
Bakar Nadir bey gözlerini kısarak. “Eee, kaç lira tuttu, yani?” diye sorar sonra.
“75 toplam.”
“İyi, beşini kendine al, on beşini karıma ayır, gerisini apartman gelir kutusuna at. Çatıyı yaptırmak için karılarımız biraz daha çalışmalı. Bu böyle olmayacak.”
“Evet Nadir bey, haklısınız yani...”
FossurGama Sunar: Kız İsteği
Dışardaki masaya çöreklenmiş dört kişilik bir abaza grubu, kız bulamamaktan dem vuruyorlar. Birisi diyor ki: “O değil, şişme karı bile bulamıycaz yakında... Size satmıyoruz arkadaş, diye cevap gelirse şaşırmayın ha.”
“Bir karı be arkadaş,” diyor diğeri. “Nasıl olursa olsun, bir karı işte...”
O sırada bir çığlık kopuyor tiz ve masalarının üstüne çotank, tokark ve gümbürdenek sesleriyle özetlenebilecek bir şekilde çırılçıplak bir kız düşüyor. Onlar kendilerini sandalyelerinden geriye atmış, dehşet içinde kızın morarmış sağ şakağına, kırılmış boynuyla aşağıya dönmüş kafasına ve çatlak masadan aşağıya akan kanlara bakıyorlar az sonra.
Sevtap bu. Depresyona girip, evin içinde iki saat kadar çırılçıplak volta attıktan ve iki şişe votkayı mideye indirdikten sonra kendisini aşağıya bırakmış zavallı bir kız sadece...
“Bir karı be arkadaş,” diyor diğeri. “Nasıl olursa olsun, bir karı işte...”
O sırada bir çığlık kopuyor tiz ve masalarının üstüne çotank, tokark ve gümbürdenek sesleriyle özetlenebilecek bir şekilde çırılçıplak bir kız düşüyor. Onlar kendilerini sandalyelerinden geriye atmış, dehşet içinde kızın morarmış sağ şakağına, kırılmış boynuyla aşağıya dönmüş kafasına ve çatlak masadan aşağıya akan kanlara bakıyorlar az sonra.
Sevtap bu. Depresyona girip, evin içinde iki saat kadar çırılçıplak volta attıktan ve iki şişe votkayı mideye indirdikten sonra kendisini aşağıya bırakmış zavallı bir kız sadece...
FossurGama Sunar: Uyumak ya da Uyumamak
Artık bir an önce uyuyabilmek için koyun saymaya başlamıştı Hüseyin. Ve uykuya ne zaman nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Ama aslında teorik olarak değişen bir şey olmamış, orada biraz daha boyutlu da olsa, koyun saymaya devam etmişti. Zaman hızla akıp gitti ve koyunları ahıra göndermekten ter içinde kaldı bir süre sonra. Dönüp baktığında çitin ilerisinde birikmiş yüzlerce daha koyun görünce derin bir nefes aldı. Sıkıntıyla oraya yürüyüp zorunlu işine dönerken artık melemeler beynini yemeye başlamıştı. Binlerce sesin oluşturduğu koro sanki boğuyordu onu... Sanki sıkışıp kalmıştı. Uyandı bu sırada pat diye.
Ve delice bir korkuyla ayağa attı kendini ama daha da fena oldu bu. Karanlığın içinde her yanda kıpraşan şeyler vardı. Bir şekilde yuvarlanıp ışığa ulaştı inleye bağıra ve dehşet içinde her yanın, salona uzanan koridor da dahil, artık üst üste binmiş koyunlarla dolduğunu gördü...
Ve delice bir korkuyla ayağa attı kendini ama daha da fena oldu bu. Karanlığın içinde her yanda kıpraşan şeyler vardı. Bir şekilde yuvarlanıp ışığa ulaştı inleye bağıra ve dehşet içinde her yanın, salona uzanan koridor da dahil, artık üst üste binmiş koyunlarla dolduğunu gördü...
FossurGama Sunar: Canlandırma – Görev Aşkı
Şunu bir canlandırın gözünüzde: Kadın garip bir dürtüyle, salonda, annesinin yanından kalkıp odanın kapısına gelmiş ve şok içinde kalakalmıştır yerinde. Bir zamandır, altından koku geldiği anda, bebeklerini kaptığı gibi “Oğlumun altını değiştirmek bana düşer,” diye soluğu odada alan kocası, ufaklığın boklarını avuç avuç ağzına tıkmış, şimdide bezini yalamaktadır büyük bir iştahla...
FossurGama Sunar: Bali Bali Bali
Balici burnunu torbaya iyice sokup dolu dolu bir nefes daha çekti beynine ve o anda uzun, ak sakallı, çipil gözlü bir ihtiyar beliriverdi karşısında. Gözlerini kısarak neler olduğunu anlamaya çalıştı balici. Elini kaldırdı ihtiyar bu çabayı ansızın bıçak gibi keserek ve şöyle dedi: “Ey oğul, şu yoldan aşağıya kırmızı kravatlı, bej takım elbiseli, kısa saçlı bir adam geliyor. Onu bıçakla. Bıçakla ki Allahın katında iyi bir yerin olsun. Bıçakla ki...” Birden ağzı burnu karışıp bir küfür sallayarak ileri atıldı balici. “Uleeen, siktir git amına kodumunun!..” Puf diye yokolup gitti ihtiyar ve yerine tiyatro perdesi gibi yolun görüntüsü indi. Tarif edilen adamın yanına varmasına üç metre kadar kalmıştı. Ayağa dikilip sallanarak durdu balici. Dibine kadar gelmesini bekledi. Birden elini uzatıp yakaladı ceketin omuz bölümünden ve “Abi be,” dedi korku içinde bakakalan adama. “İki milyonun var mı be abi, hadi bee.” Yakasını kurtarıp hızla uzaklaştı adam, hiç durmadan yalvaran baliciyi arkasında bırakarak.
FossurGama Haberler:
Edirne’de keçiyle zina yaparken yakalanan E.Ö.’nün resmi nikahı olduğunu kanıtlayan belgeyi ortaya çıkarması mağdur hayvanın sahibi A. G. tarafından açılan davanın beraatle sonuçlanmasına yol açtı. Şimdi gözler bu belgeyi taraflara veren nikah memuru Y.D’ye çevrilmiş durumda. A.G, gözleri körlük derecesinde bozuk değilse savcı tarafından suçlanacak memur için “Gidip karısına da yem versin o zaman, aşağılık adam,” dedi. Memur Y. D ise A.G. denen adamın, karısının yem ile beslendiğini bilmesi üzerine hem karısını hem de A.G’yi zinayla suçlayarak dava açtı...
FGH – Edirne
Kastamonu Erpazarı beldesinde ziraat mühendisi Kerem Sebil çaprazlama genetik modülasyon sistemiyle 10 metre çapında domatesler üretince onları hale vermekten vazgeçip kaya oyma tekniğiyle oluşturduğu katları kiralamaya başladı. Çok geçmeden patlıcan ve kabak seçeneklerini de üreteceğini söyleyen Kerem Sebil, kiracılarının az paraya güzel bir tarlada oturma ve yıl boyunca bedava patlıcan falan yeme şansına kavuşacağını söyleyerek, kent yaşantısından sıkılmış insanları dağda tepede koskoca sebzelerin içinde yaşamaya çağırdı.
FGH – Kastamonu
Atatürk Havaalanında, kafatasında beyin yerine yarım kilo eroin taşıyan bir kurye yakalandı. Önce zombi zannedilen ve sorulan sorulara hep aynı cevapları veren Alaattin Şapır’ın eskiden satranç şampiyonu olduğu saptandı. Beyninin muhtemelen deney amaçlı İsrail’deki bilimadamlarına satıldığı düşünülen Alaattin Şapır’ın uyuşturucu mafyası tarafından belli bir amaca şartlandırıldığı ve kafatasında kurduğu cümlelere yetecek kadar bir beyin bırakıldığı sanılıyor.
FGH – İstanbul
Diyanet İşleri IQ testinin dinimizce yasak olduğunu açıkladı. Bu karara gerekçe oluşturacak verinin Kur’an’dan değil, Amerika’da yaşayan bir hocanın kitabından alındığı söyleniyor.
FGH – Ankara
Yeni bir teknoloji daha raflarda yerini aldı. Zikir kaskı. Ayinlerde kafa sallarken ortaya çıkan kafa kırılmaları, kaş patlamaları artık tarihe karışacak. Zikir kaskları özel aerodinamik ve kakafonik dizaynı sayesinde hızı arttırdığı gibi inlemelerin içe yönelişini de bir kat daha fazla hissettiriyor.
FGH – Ankara
FGH – Edirne
Kastamonu Erpazarı beldesinde ziraat mühendisi Kerem Sebil çaprazlama genetik modülasyon sistemiyle 10 metre çapında domatesler üretince onları hale vermekten vazgeçip kaya oyma tekniğiyle oluşturduğu katları kiralamaya başladı. Çok geçmeden patlıcan ve kabak seçeneklerini de üreteceğini söyleyen Kerem Sebil, kiracılarının az paraya güzel bir tarlada oturma ve yıl boyunca bedava patlıcan falan yeme şansına kavuşacağını söyleyerek, kent yaşantısından sıkılmış insanları dağda tepede koskoca sebzelerin içinde yaşamaya çağırdı.
FGH – Kastamonu
Atatürk Havaalanında, kafatasında beyin yerine yarım kilo eroin taşıyan bir kurye yakalandı. Önce zombi zannedilen ve sorulan sorulara hep aynı cevapları veren Alaattin Şapır’ın eskiden satranç şampiyonu olduğu saptandı. Beyninin muhtemelen deney amaçlı İsrail’deki bilimadamlarına satıldığı düşünülen Alaattin Şapır’ın uyuşturucu mafyası tarafından belli bir amaca şartlandırıldığı ve kafatasında kurduğu cümlelere yetecek kadar bir beyin bırakıldığı sanılıyor.
FGH – İstanbul
Diyanet İşleri IQ testinin dinimizce yasak olduğunu açıkladı. Bu karara gerekçe oluşturacak verinin Kur’an’dan değil, Amerika’da yaşayan bir hocanın kitabından alındığı söyleniyor.
FGH – Ankara
Yeni bir teknoloji daha raflarda yerini aldı. Zikir kaskı. Ayinlerde kafa sallarken ortaya çıkan kafa kırılmaları, kaş patlamaları artık tarihe karışacak. Zikir kaskları özel aerodinamik ve kakafonik dizaynı sayesinde hızı arttırdığı gibi inlemelerin içe yönelişini de bir kat daha fazla hissettiriyor.
FGH – Ankara
FossurGama Sunar: Bedava Çay
Bir dürtü geldi Kenan’a. Kahvede kalkıp hızla yürüdü ve çaycının yanına varıp şöyle okkalı bir tokat çaktı yüzüne. Herkes dumur olmuş, yerlerinde hop diye dönüp neler olduğuna bakmışlardı. Pişmanlık ve tırsıklık kapkara ele geçirdi Kenan’ın yüzünü. Çaycının ağır çekimde dönüşünü, allak bullak olmuş suratıyla kendisine bakışını izledi. Ve birden güldü Ahmet adındaki çaycı. “Ulan,” dedi “Nerden anladın. Ben de birisi bana bir tokat atsa diye geçiriyordum içimden. Rahatlayıp dile geldi Kenan hemen. “Ben de şey oldum,” dedi hızlı hızlı. “Bir ses duydum beynimde...” Keh keh keh diye sırıtmaya devam ediyordu çaycı Ahmet...
İşte böylece o gün çaylarını da bedava içti Kenan.
İşte böylece o gün çaylarını da bedava içti Kenan.
FossurGama Sunar: Bayram Çöreği
Bayramda, sofraya börekler çörekler yayılmış ailecek oturuyorlardı büyük kanapelere sıralanmış. Amcaların evinde toplanmışlardı ve çocukları etrafta koştururken müthiş mutlu görünüyordu Selim bey. Fıkranın sonuna geldiğinde ve insanlar gülüp kopmak için beklerken derinlerden gelen bir telefon sesi duydu gibi geldi kendisine. Gülüşler azaldığında sadece o değil, oğlu Ahmet de farketmişti sesi. “Birisinin telefonu çalıyor,” dediğinde herkes birbirine baktı ve o karısına döndüğünde bir gariplik varmış gibi geldi yüzünde. “Seninki mi?” diye sordu ama karısı Gülten başını sallayıp “Hayır,” dedi aceleyle. Ama susmuyordu ses, oldukça hafif de olsa. Amcanın karısı Hatice salondan dışarı çıktı nereden geldiğini bulmak üzere. Sonra geri döndü “Burada hiç duyulmuyor,” diyerek. Pencereden dışarı baktı küçük kardeşi. Çocuklar oraya buraya dağıldılar ve on iki yaşındaki Sümeyra koltuğun kenarından başlayıp yaklaştı ve alnından soğuk terler akan Gülten hanımın önünde durdu sonunda. “Burda,” diye bağırdı sonra. Selim bey yaklaşıp kuşkuyla baktı karısının kireç gibi yüzüne. Yanaştı yavaşça. O da daha iyi duyuyordu şimdi. “Çıkarsana şunu be!” diye bağırdı sonra. Evet, bozulma durumlarında kullanırız diye birine vermedikleri eski telefonunun sesiydi bu. Ama karısı niye yanına almıştı ki? “Sana söylüyorum Gülten.”
Ama Gülten çıkaramadı telefonu. Çünkü banyoda şey amaçlı kullanırken şeyine kaçırmıştı afedersiniz ve orada nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde açılmış olmalıydı. Yarın gizlice hastaneye gitme planları da böylece suya düşüp tüm aileye rezil oldu zavallı.
Ama Gülten çıkaramadı telefonu. Çünkü banyoda şey amaçlı kullanırken şeyine kaçırmıştı afedersiniz ve orada nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde açılmış olmalıydı. Yarın gizlice hastaneye gitme planları da böylece suya düşüp tüm aileye rezil oldu zavallı.
FossurGama Sunar: Karga
Balkonda saksıda yetiştirdiği domateslerle uğraşıyordu Sedat bey. Arkasında kanat seslerini duyunca dönüp baktı. Karga trabzana tünemiş, gözlerini de küstahça kendisine dikmişti. “Ne var lan yine?” diye sordu Sedat bey hafif kızgın. “Ahmet amcalar, akşam çaya bekliyor sizi lan, gaaak,” dedi karga. “İyi iyi,” dedi Sedat bey. “Geleceğimizi söyle...”
FossurGama Sunar: Fransa’nın Eskisi
Metal çemberin içindeki koltuğa temkinli bir ifadeyle gömülüp diğer bilim adamlarına baktı profesör Cemil. Bilim dünyasında devrime saniyeler kalmıştı. Başıyla onayı verince kolu çekti doçent Selim titreyen elleriyle. Aletin her yanı içiçe girip kaynaşan elektrik akımlarıyla sarıldı bir anda. Kadranda aşağı doğru aktı binlerce veri ve profesör her zaman gitmek istediği eski Fransa’yı düşlerken birden yok oldu. Daha gözünü açamadan, elini kolunu tutup somutlaşmanın keyfini çıkaramadan müthiş acılar hissederek şaşırdı sonra. Böyle bir yan etki beklememişti. Hem kıç bölümünde hem de karnında bir yanma vardı. Gözlerini açtı sonra. Önce önündeki sonra biraz yanındaki iki şövalyenin şaşkın yüzlerine baktı zorla ve “Iııh!” diyerek verdi son nefesini. Bir düellonun ortasına düşmüş, aynı anda yapılan iki hamle de ona ölümü getirmişti. Boşu boşuna bekledi Türk bilim ekibi onu bir süre ve böylece alet hurdacıya satılıp bu dev proje de rafa kaldırıldı.
FossurGama Sunar: Sahanda Yumurta
Hasan oldukça açtır biraz geç kalktığı için. Kahvaltı veren bir lokantadan oturmuş, sabırsızlıkla gazetesini okurken sahanda yumurtası gelir Allahtan. Hemen ekmeğinden koca bir parça koparır. Yumurtaya daldıracakken birden bir şey çeker dikkatini. Hiç arzu etmese de başı yana döner ve camın hemen önünde bir tavuğun durduğunu görür. Dikkatle buruşur yüzü. Aman Allahım! Gözünden şapır şapır göz yaşları dökülmektedir hayvanın. Yemeğini öylece bırakır. Hesabı ödeyip paldır küldür dışarı çıkar ve tavuğu kaptığı ve taksiye atladığı gibi kaçıp gider oradan. Onu mutlu etmeyi kafasına koymuştur.
FossurGama Sunar: Şeytan Taşlama
Ön sıralara zorla gelmişti Hamdi bey. İçinde biriken yoğun öfkeye şaşırarak elindeki koca taşı havaya kaldırdı. Tam fırlatacakken kalp krizi benzeri bir kasılmayla durdu çarpılan yüzüyle. Orada belli belirsiz görünen tip ona el sallıyordu “Hamdi bey Hamdi bey, nerdesiniz ya, gözüm yollarda kaldı,” diyerek. Suratı şimdi kıpkırmızı olsa da hemen tanımıştı onu Hamdi bey. Umre için kaldırılan uçakta yanında oturuyordu yolculuk sırasında. İş için gittiğini söylemişti ciddi ciddi ve Hamdi bey, aralarında bir tek onun hacı olmadığını belirtince de pis pis gülmüştü. Ne kadar haklı çıktığını düşünürken yere yığıldı ve arkadaşları başına toplanıp onu çıldırmış kalabalığın içinden çekmeye çalıştı tüm güçleriyle.
FossurGama Sunar: Canlandırma – Yanlış Peygamber
Gözünüzde iyice bir canlandırın şu sahneyi:
Bir mahalle. Yolda zıplayıp duran, inleyen, bir şeyleri kovmaya çalışan bir deli ve dışarıya dökülmüş olanları izleyen insanlar var. Delinin kafasının üstünde bir oraya bir buraya kaçan hare, o ne kadar sinek muamelesi yapıp kovsa da gitmek bilmiyor. Çılgınlar gibi koşturup kaçıyor deli sonunda ama pırıl pırıl yanan çember kafasının tam üstünde onu izliyor, bir santim bile geride kalmadan...
Bir mahalle. Yolda zıplayıp duran, inleyen, bir şeyleri kovmaya çalışan bir deli ve dışarıya dökülmüş olanları izleyen insanlar var. Delinin kafasının üstünde bir oraya bir buraya kaçan hare, o ne kadar sinek muamelesi yapıp kovsa da gitmek bilmiyor. Çılgınlar gibi koşturup kaçıyor deli sonunda ama pırıl pırıl yanan çember kafasının tam üstünde onu izliyor, bir santim bile geride kalmadan...
FossurGama Sunar: İş Başvurusu
Güvenlik elemanı olarak o büyük şirkete başvuran Selim oldukça heyecanlıdır. Yazılı testi geçmiş, sıra sözlüye gelmiştir. Kendisini çağırdıkları zaman üstünü başını düzelterek ilerler ve besmele okuyup derin bir nefes alarak odadan içeri girer. Hemen önünde, ayakta bir tipin durduğunu görmesiyle, herifin birden öne hamle yaparak iki parmağını gözüne sokması bir olmuştur. Selim kanlar içinde yere yığılır “Ananı!” diyerek ve sağlık ekibi oraya koşturup kendisini apar topar hastaneye götürür, artık zavallı bir kör olarak. Gerekli savunmayı yapamayan daha niceleri gibi... Ama heyhat. Güvenlik olmak da zor iştir nerden baksan...
FossurGama Sunar: Derste Suskun
Necla öğretmen ilkokul dörtlere ilk defa derse girmektedir. “Oturun,” diyerek yerine ilerler. Kitabını açar ve işleyecekleri konular hakkında konuşmaya başlar. O esnada birden arka sıralardan bir çocuk “Sus be!” diye cırtlak bi sesle bağırır. Kalakalır Necla öğretmen şok içinde. Tüm sınıfın da korkuyla önüne baktığını görür sonra. Bir şey demek, bu densize haddini bildirmek üzere ağzını açacaktır ki, çocuğun yanındakinin eline bir şeyler tutuşturup kendisine gönderdiğini görür. Koşturup yanına gelir, masanın üstüne bir kart bırakıp geri döner ufaklık. Eline alır kartı öğretmen. Şöyle bir çevirip bakar. Gözleri kısılır, ağzını büzer ve bu andan sonra da hiç bi şey demeden oturur dersin sonuna kadar. Diğer öğrenciler de susmakta, bir tek kart sahibi çocuk müthiş bir konsantrasyonla x-box oynamaktadır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)